10/10
·256 syf.··
2026 3. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2026 00:00
Güneş ve Onun Çiçekleri, Rupi Kaur’un her yıl Şubat ayında yeniden okuduğum üç kitabından biri. Süt ve Bal benim için daha çok yara, kırılma ve iyileşmenin ilk sesi gibiyse; Güneş ve Onun Çiçekleri biraz daha büyüme, kendine dönme, kök salma ve yeniden açma hali gibi geliyor bana. Bu yüzden bu kitabı her okuyuşumda başka bir yerinden yakalanıyorum. Rupi Kaur’un şiirlerinde sevdiğim şey, duyguyu uzatmadan söyleyebilmesi. Bazen sadece birkaç satır okuyorsunuz ama o birkaç satır, insanın içinde uzun zamandır sessiz duran bir yere dokunuyor. Güneş ve Onun Çiçekleri’nde de bunu çok hissettim. Aşk, kayıp, göç, aile, kadın olmak, beden, aidiyet, iyileşme ve insanın kendini yeniden kurma hali kitabın içinde çok sade ama güçlü bir şekilde yer alıyor. Bu kitabı benim için özel yapan şeylerden biri de her yıl aynı sayfalara farklı notlar almam. Daha önce altını çizdiğim bir satır bu sene bana eskisi kadar dokunmayabiliyor; hiç fark etmeden geçtiğim bir sayfa ise bu kez beni uzun uzun düşündürebiliyor. Kitap aynı kitap ama ben her yıl başka bir yerden okuyorum. Sanırım Rupi Kaur’un kitaplarına dönmeyi sevmemin sebebi biraz da bu. Güneş ve Onun Çiçekleri bana en çok insanın sadece kırılmadığını, aynı zamanda yeniden büyüyebildiğini hatırlatıyor. Bazı şiirler çok kısa ama insanın içinde uzun bir yol açıyor. Özellikle kendine değer verme, geçmişten kopabilme, ait olduğu yeri arama ve kendi sesini yeniden bulma tarafı bende güçlü bir etki bırakıyor. Rupi Kaur’un dili herkes için aynı etkiyi yaratmayabilir. Bazı okurlara fazla sade gelebilir, bunu anlayabiliyorum. Ama benim için bu sadelik kitabın en güçlü tarafı. Çünkü bazen karmaşık cümlelere değil, doğrudan içinden geçen şeyi söyleyen birkaç satıra ihtiyaç duyuyorsun. Bu kitap da bana bunu veriyor. Güneş ve Onun Çiçekleri
Güneş ve Onun ÇiçekleriRupi Kaur · Pegasus Yayınları · 20184,008 okunma
10/10
·208 syf.··
2026 2. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2026 00:00
Süt ve Bal benim için sadece bir şiir kitabı değil, başucu kitabım diyebileceğim kitaplardan biri. Rupi Kaur’un Süt ve Bal, Güneş ve Onun Çiçekleri ve Bu Beden Benim Evim kitaplarını her yıl sabit olarak Şubat ayında okurum. Bu artık benim için klasik bir okuma düzeninden çok, kendime dönme ritüeli gibi oldu. Aynı kitaplara her yıl yeniden dönüyorum ama hiçbir yıl aynı insan olarak dönmüyorum. Belki de bu yüzden sayfalarına her sene farklı notlar alıyorum. Süt ve Bal’ın bendeki yeri ayrı. Çünkü bazı kitaplar vardır, size uzun uzun bir şey anlatmaz ama tam sustuğunuz yerden konuşur. Rupi Kaur’un şiirlerinde de bunu hissediyorum. Çok kısa, çok sade görünen birkaç satır bazen insanın içinde adını koyamadığı bir yere denk geliyor. Acı, sevgi, kırılma, kadın olmak, bedenle barışmak, iyileşmek, yeniden ayağa kalkmak… Hepsi fazla süslenmeden, doğrudan ve içten bir yerden anlatılıyor. Bu kitabı ilk okuduğum zamanki notlarımla sonraki yıllarda aldığım notlar arasında bile fark var. Daha önce altını çizdiğim bir satır bu yıl bana aynı şekilde dokunmayabiliyor. Tam tersine, önceden geçtiğim bir sayfa bu kez beni olduğum yere çivileyebiliyor. Bence bu kitabı benim için özel yapan şey de bu. Kitap aynı kalıyor ama ben değişiyorum. O yüzden Süt ve Bal benim gözümde sadece okunmuş bir kitap değil; yıllar içinde kendi değişimimi de gördüğüm bir defter gibi. Rupi Kaur’un dilini herkes sevmeyebilir. Bazılarına fazla sade, fazla kısa ya da fazla direkt gelebilir. Ama ben tam da bu yalınlığı seviyorum. Çünkü bazen insanın karmaşık cümlelere değil, içinden geçen şeyi dosdoğru söyleyen birkaç satıra ihtiyacı oluyor. Süt ve Bal bunu yapıyor. İnsanı uzun uzun ikna etmeye çalışmıyor; sadece bir cümleyle gelip kalbinizin kapısına oturuyor. Kitabın özellikle iyileşme tarafı benim için çok
Süt ve BalRupi Kaur · Pegasus Yayınları · 20179,7bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
9/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2026 00:00
"Anladım ki bu dünyanın tek hakikati insanın yalnızlığıdır, ötesini anlamaya çalışanların kalbinde sadece yorgunluk kalır. " Tarık Tufan’ın Gece Açan Çiçekler’ini okuyup bitirdiğimde, kalbimde hem ağır bir hüzün hem de tarifi zor bir huzur kaldı. Bu kitap, sadece bir hikâye anlatmıyor; adeta ruhumuzun en karanlık odalarına kilitlediğimiz o sırları, söküp atmaya korktuğumuz kirli sargıları birer birer gün yüzüne çıkarıyor. Kitabı okurken, yazarın o çocuksu ama devasa inancıyla hayatı nasıl dönüştürdüğüne şahitlik ediyorsunuz. İşte bu sarsıcı yolculuktan bende kalanlar ve sizin de bu dünyada neden kendinizi kaybetmeniz gerektiğine dair notlarım: Kaderin İlk Sözü ve Son Kararı: Kitap boyunca peşimi bırakmayan en güçlü duygu, kaderle olan o amansız randevumuzdu. Şunu anladım ki; "İlk söz insanın hakkıysa da son sözü söylemek her zaman kadere düşermiş". Bizler adımlarımızı atıyoruz, çabalıyoruz ama yolu inşa eden her zaman kader oluyor. Yazar bize sabrı ve teslimiyeti hatırlatıyor; çünkü biliyoruz ki "yüksek arzular, beraberinde her zaman yüksek sınanmaları ve ağır bedelleri getirir" Bu teslimiyet, bir yenilgi değil; aksine hayatın o trajik şaşkınlığı içinde ayakta kalma çabası. İçimizdeki Putlar ve Toplumsal İkiyüzlülük: Okurken kendimi sık sık toplumsal bir aynanın karşısında buldum. İnsanların neden başkalarının masumiyetinden bu kadar korktuğunu, neden şehrin kötülerle dolu olduğu düşüncesiyle teselli bulduklarını sorguladım. Meğer bizler artık taştan heykellere tapmıyormuşuz; bizim putlarımız artık kendi nefsimiz, kibrimiz, itibarımız ve bitmek bilmeyen iştahımızmış. Hatta bazen aşk bile en kuvvetli putumuz haline gelebiliyormuş. Bu kitap, bizi bu görünmez putlarla yüzleşmeye zorluyor. Aşk: Hayatla Ölüm Arasındaki O Taşkın Nehir: Eserde aşk, alışık olduğumuz o
Roman
Gece Açan ÇiçeklerTarık Tufan · Doğan Kitap · 20258,3bin okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 32. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 13:50
İnsan en çok çaresiz kaldığında değil, dua etmediğinde yalnızdır. Duayı Yeniden Keşfetmek; Mecit Ömür Öztürk kaleminden, Hayy Kitaptan basımı yapılan, 141 sayfadan ibaret eser. Dua teslimiyettir, sabırdır, elinden geleni yaptıktan sonra Allah'a bırakarak tevekkül etmektir. Dua ederek huzuru, mutluluğu bulmayan yoktur. Duayı Yeniden Keşfetmek; Dua Bir Fıtrat, Dua Bir İbadet, Dua Bir Öğretmen, Dua Bir Nişane, Dua Bir Kurtuluş, Dua Bir Teminat, Dua Bir Teselli, Dua Bir Tohum, Dua Bir Hikmet, Dua Bir İmtihan, Dua Bir Adap, Dua Bir Kabul, Dua Bir Tedavi, Yaşama Duayla Tutunmak, Dua Notlarım başlıklarından oluşuyor. Bu kitapta dua bir dilek listesi değil, bir terbiye süreci olarak ele alınıyor. Kur'an-ı Kerim' de insanın kulluk için yaratılmış olduğu bildirilmiştir. Dua, çözümün yalnızca Rabbimizde olduğuna inanmaktır. İnanarak yapılan dua bazen öyle etkili olur ki bir sineğin Nemrut' u mağlup etmesinde olduğu gibi en büyük zorlukları ortadan kaldırabilir. Başına gelebilecek sıkıntılara sabır için sık sık dua etmelidir. Dua kalbin gıdası... Fani dünyada bulunuyor olmanın verdiği gurbet acısının devası.... Ümidini fanilerden kesebilmiş kimselerin duası büyük tesire sahiptir. Ah Rabbim! Kendimi düzeltme, nefsimi ıslah etme imkanlarından beni mahrum eyleme! Dualar vardır, kayıp düşmemizi engelleyen… Dualar vardır, düşmüşsek hızla kalkmamızı sağlayan… Dualar vardır, musibetlerden muhafaza eden… Dualar vardır, acıların tetiklediği ümitsizlik, hüzün ve korku gibi olumsuz duyguları bertaraf eden… Dua, saadetlerin çoğalma sebebi, felaketlerin dalgakıranı… Sonsuz rahmet hazinelerinin anahtarı, tükenmez manevi kuvvetlerin çekim noktası…
Duayı Yeniden KeşfetmekMecit Ömür Öztürk · Hayy Kitap · 202699 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 75. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 18:57
Bazı notlarım aşağıdaki gibidir: İntihar ürünleri temin ve tedarik eden dükkan sahipleri de intiharı düşünür ancak aileden birinin intiharı halinde hizmet akamete uğrayacaktır dolayısıyla intihar bu aile için düşünülemez ve tatbik edilemez bir eylemdir. "Ölümünüzü başaracaksınız..." Başarılabilecek son şey ölümdür insan için...ancak İngilizce'de örneğin ölmek de doğmak gibi "passive", yani edilgen bir eylemdir. İngilizce yazılan incelemelere baktığımda kaosa sürüklenmiş dünyada insanların intiharı bir çıkış yolu olarak benimsemeleri ne atıf yapıldığını gördüm. İntihar kelimesinin özellikle tercih edildiğini çünkü ölüm ile intihar arkasındaki sınırın insan iradesine bağlandığını, hayatında hiçbir şeyi başaramamış insana bir başarı alanı tanındığını görmemek kabil değildi. deliberate killing of oneself," from Modern Latin suicidium "suicide," from Latin sui "of oneself" (genitive of se "self"), from PIE *s(u)w-o- "one's own," from root *s(w)e- (see idiom) + -cidium "a killing," from caedere "to slay" (from PIE root *kae-id- "to strike"). Etimolojik sözlükte karışma çıkan ilk açıklama bu. İnsanın belirli bir kasıt ile kendini öldürmesi. (Bir mesaj bırakmak, güçlü olduğunu ispatlamak vb) Kelime kökünde saklı bir 'kendilik' var. İntihar kişinin kendisine yönelik bir eylemi ve bunu kazaen değil kasten yapması gerekiyor. Yani irade şart. Satırları aşağı kaydırdıkça 'sane" kelimesi ile karşılaşıyorum. Akıl...insane ise delilik...demek ki aklın yerinde olması gerekiyor bu eylemin gerçekleştiği sırada. Diğer yandan 'commit suicide' şeklinde kullanılıyor kelime, yani uygulanıyor, gerçekleştiriliyor... (Bir paragraf 'çünkü' ile başlamaz ama...) Çünkü terminolojide intihar ve intihara teşebbüs ayrı ayrı ele alınıyor. İngilizce inceleme yazısında da başarıya ulaşamayan
İntihar DükkânıJean Teule · Sel Yayıncılık · 202417,8bin okunma
180. sayfada yarım bıraktım. Normalde kitapları yarıda bırakmam ama özellikle ikinci kısma daha fazla devam edemedim. Çevirmen Malina'dan "çevirisinin sonuna yaklaştığında oldukça ciddi sağlık sorunlarıyla yüz yüze gelmesine neden olan yoğunlukta bir çeviri çalışması" olarak bahsetmiş. Başlanmış bir çeviriydi ve hiç bitmeyebilirdi, diyor. Benim için de okunması bitmeyen bir kitap oldu. Tebrik ediyor ve üzüntü duyuyorum. İkinci bölümden itibaren ana karakterde hastalık niteliğinde bir kayboluş sezinlediğimi notlarım arasına eklemek isterim. Tutunamayanlar'a benzer bir tarafı olduğunu düşünüyorum fakat belki de yabancı olduğu için, Oğuz Atay'ı anlayabildiğim şekilde anlayamadım yazarı. Malina'yı Milena'ya benzettim, belki yazar da bu benzetmeyi yapmak istemiştir. Hatta her iki isim de "melankoli"ye benziyor. Neden bilinçli seçimler olmasınlar? Keyifli okumalar dilerim.
MalinaIngeborg Bachmann · Yapı Kredi Yayınları · 2025909 okunma