“Anlatılacak bir öykü değildi bu.”
Ödüllü bir yazarın kitabı, Sevilen. Sıfat, metafor, sembol olabilir diye düşünmüştüm başlamadan önce. Okudukça anladım ki mezar taşına Derinden Sevilen yazdıracak kadar parası olmadığı için daha önemli gördüğü kelimeyi seçen, köle olarak doğmuş ve köle olarak daha fazla yaşamak istemediği için çocuklarıyla birlikte kaçarak onları ne pahasına olursa olsun beyaz adamlardan koruyacak olan zenci bir annenin kızının adıymış.
Kırbaçlanmaktan sırtında ağaç çıkan anne Sethe, çenesinin altındaki kahverengi gülümseme çizgisiyle Sevilen, Denver, iki erkek çocuk ve annesi Baby Suggs’ın özgürlüğünü satın almak için pazar günü bile çalışan Halle kitaptaki çekirdek aile.
Tatlı Yuva, Bay Garner hayattayken kölelere köleliklerini unutturan bir evken sahibi öldükten sonra öğretmenin dar ettiği dünyaya dönüşüyor. Bu evden hiç dışarı çıkmamış olan köleler özgürlüğü nereden biliyor?
Sonunda bedeller ödendi, siyahiler artık özgür.
Sütü çalınanlar, idam edilenler, ağzına demir halka geçirilenler hepsi, hepsi geçti mi?
Zulümler, katliamlar, soykırımlar bitti mi? Özür diledikçe, her yıl andıkça hiç yaşanmamış mı sayılıyor ya da farklı şekillerde onlara yenilerini eklemeye devam edilmiyor mu?
Anlatılacak bir öykü değil bu.
Yaşanılacak bir hayat hiç değil bu.