Çağ'lar, başlarlar ve sona ererler. Bu başlangıç ve son bazen, mesela buharın keşfi, yahut elektriğin hayata uygulanması gibi, bir bakışta evrimsel bir oluşlar zinciri içinde gerçekleşir. Ama bazen de çağdan çağa geçiş, ihtilaller, yıkılışlar, kanlar, katastroflar içinde yürür.
Sayfa 139 - Katastrof: yıkım, felaket veya büyük çaplı çöküş
Savaşta, içimizdeki ilk atalarımızın ruhu, şuurumuzun (bilincimizin) bütün eğreti örtülerini sıyırarak, hakim plana çıkar. Savaş bizi, çağımızın incelmiş ve çok defa soysuzlaşmış kayıtlarından, şartlarından kurtarır. İçimizdeki ilkel insanın kaba sıhhatine götürür. Bazı hallerde bu, hatta bir tedavidir, sağalmadır.
Demek ki Turan'ı her şeyden önce, modern bilginin ve aydın bir ülkünün savaşçıları kuracaklardı. Düşünen, inanan, isteyen ve istediğini bilen insanlar...
Hülâsa her çelişme, her soru, her istifham başka bir cevap bekliyordu. Hatta uzaktan hep bir ırktan gibi görünen bu milyonları, hakikatta parça parça ayıran hesapsız farklar vardı. Her boyun, her ırk kolunun kendi tarihi oluşundan gelen ve onun bilinçaltına gizlenen özellikler... Sonra dil, lehçe, din, mezhep ayrılıkları... Nihayet; doğa veya toplum şartlarının doğurduğu diğer sayısız parçalanışlar, kavgalar. Hepsinin üstünde de şu en korkunç şey: Durgunluk, gerilik ve cehalet.
Bu karışıklık içinde hayaller ve iyi niyetler değil galiba inkılâplar, tasfiyeler lazımdı.
Daha önce hiç yalnız kalmadığından, bir insanın başkası için taşıyabileceği önemi hiç bilememişti. İnsanları daima varlığına kolayca alışılan hava gibi görmüştü, şimdiyse yalnızlıktan boğazı düğümlendiğinden, yalan söyleseler de, aldatsalar da insanlara ne kadar gereksinimi olduğunu fark ediyor; her şeyi, hafifliğini, özgüvenini ve neşesini bile salt onların varlıklarından kazandığını anlıyordu.