Mevlâna insanın değerini, potansiyel olarak barındırdığı ve sonsuzluk mahiyetini temsil eden "ruh" kavramına atıfta bulunarak îzah eder. Ruhun değeri ise insana, Tanrı tarafından bağışlanması ve insanın Tanrı'yla ilişki kurabilmesine olanak sağlayan yönüne karşılık gelmesi sebebiyledir. Ancak Mevlâna'ya göre çoğu insan, kendisini üstün kılan, huzura ermesini sağlayan bu hakikatten habersiz durumdadır. "Meselâ; bebek, annesini her ne kadar adamakıllı tanımaz ve bilmezse de yine onunla sükunet bulur, avunur ve rahat eder. Ondan kuvvet alır. Meyve dalında rahat eder, tatlılaşır ve olgunlaşır. Buna rağmen ağacın ne olduğundan haberi yoktur. Tıpkı bunun gibi insan topluluğu da O'nu bilmediği, O'na ulaşamadığı halde O yüce varlıktan güç, kuvvet bulur, yetişip, gelişir. Bütün halk şunu bilir ki: "Harfin, sesin ötesinde bir şey, bir büyük âlem var. Meselâ; bütün halkın delilere karşı bır temayülü olduğunu görmez misin? Onların ziyaretine gider ve: "Onun büyük bir adam olma ihtimali var" derler. Evet bu doğrudur, böyle bir şey vardır ama nerdedir, kimde olur, bunda yanılmışlardır. O şey akla sığmaz, ama her akla siğmayan da O değildir. Her ceviz yuvarlaktır lakin her yuvarlak ceviz değildir. Onda bir hal vardır ki dile gelmez, söze sığmaz amma izini, eserini söyledik. Akıl da ondan güç alır, can da."