Suzan Defter, alışılmış roman yapısından çok farklı bir kurguyla ilerliyor. Sağ sayfalarda kadının günlüğü, sol sayfalarda erkek karakterin iç sesi yer alıyor. Okurken de örneğin bir gün üç sayfa olsun. Üç sayfa sol sayfaları oku ilerle ve geri dön üç sayfa sağ sayfaları oku ilerle biraz alışmam zor oldu bu duruma.
İki anlatıcı, görünürde birbirinden habersiz gibi olsa da aslında paralel yalnızlıklarıyla birbirlerine çok yakınlar. Zamansal bir bütünlükten çok duygusal bir bağ kurma hali var. “İnsan aynı yalnızlığı bir başkasıyla hiç buluşmadan da paylaşabilir mi?” Kitabı okurken bu soruyu sürekli sordum.
“Belki de bir türlü yaşamadığımız için bu kadar büyüdü aşk…” Bu cümle, kitabın tüm duygusal omurgasını özetliyor aslında. Aşk bazen bir eylem değil, bir eksikliktir. Ayfer Tunç’un dili sade olmasına rağmen çok derin. Her cümle, altı çizilecek kadar güçlü.
Bazen bir sayfa boyunca tek bir duygu çevresinde dönse de boğmadan içine çekiyor.
Suzan Defter’i bitirdim evet ama bitirdim diyemem sadece kapağını kapattım. Çünkü kitabın verdiği his hâlâ içimde açık duruyor. Kitaplarla kalın :)