Bir Fuzûlî Gazeli
Mende Mecnûn'dan füzûn âşıklık isti'dâdı var Âşık-ı sâdık menem Mecnûn'un ancak adı var N'ola kan tökmekde mâhir ola çeşmüm merdümü Nutfe-i kâbildürür gamzen kimi üstâdı var Kıl tefâhur kim senün her var men tek âşıkun Leylî'nin Mecnûn'u Şîrîn'ün eger Ferhâd'ı var Ehl-i temkînem meni benzetme ey gül bülbüle Derde yoh sabrı anun her lâhza min feryâdı var Öyle bed-hâlem ki ahvâlüm görende şâd olur Her kimün kim devr cevrinden dil-i nâ-şâdı var Gezme ey gönlüm kuşu gâfil fezâ-yı ışkda Kim bu sahrânun güzer-gehlerde çok sayyâdı var Ey Fuzûlî ışk men'in kılma nâsihden kabûl Akl tedbîridür ol sanma ki bir bünyâdı var --- Aşk nedir? Fuzûlî'nin aşkı kimedir? Aşk ulaşamadığın şeye duyulan sevgi ve özlem midir? Acısız aşk var mıdır? Aşkı aşk yapan acı mıdır? Hasret duyduğundan mahrum olmak mıdır aşk? Şiirin bir incelemesinde âşıklık şu şekilde bahsedilmiş: "Fuzulî, âşık olmanın, âşık sayılmanın ölçüsünü, tanımını “başta, kuşun yuva yapması olarak değil kendi oluşturduğu gözyaşı selinin baştan aşması” şeklinde yapmıştır."
Kur’an’ın ilahi kaynaklı olduğuna işaret eden en güçlü bilimsel unsurlar, önceden verilmiş bilgi (prior knowledge) ve uzun vadeli tutarlılık üzerine kuruludur. 7. yüzyıl Arabistan’ında okuma-yazma bilmeyen bir kişinin dile getirdiği bazı ayetler, ancak modern bilimle kesinleşen gerçeklerle şaşırtıcı derecede uyumludur. Bu uyumlar, tesadüfle açıklanması zor bir spesifiklik taşır. Embriyoloji Kur’an, 23:12-14. ayetlerde insanın yaratılış aşamalarını şöyle sıralar: nutfe (sperm damlası), alaka (yapışkan/asılı hücre topluluğu), mudga (çiğnenmiş et parçası), kemiklerin oluşumu ve ardından kemiklere et (kas) giydirilmesi. Bu sıralama, modern embriyolojinin bulgularıyla büyük paralellik gösterir: zigot → blastosist (rahme tutunma) → somit evresi (çiğnenmiş et görünümü) → kemikleşme ve kasların kemikleri sarması. 20. yüzyılda bu alanda çalışan Prof. Keith Moore gibi embriyologlar, bu tarifin dönemin bilinen tıbbi bilgilerinden (Galen vb.) daha isabetli olduğunu belirtmişlerdir. Evrenin Genişlemesi 51:47. ayette “Göğü kudretimizle biz kurduk ve onu genişletmekteyiz” ifadesi yer alır. “Mûsiûn” kelimesi sürekli bir genişlemeyi ima eder. Edwin Hubble’ın 1929’da keşfettiği evrenin genişlemesi gerçeğiyle doğrudan örtüşür. O dönemde evrenin sabit olduğu düşünülürken böyle bir bilginin verilmesi dikkat çekicidir. Jeoloji ve Dağlar 78:6-7 ve 16:15. ayetlerde dağlar “kavl” (kazık/çivi) olarak nitelendirilir. Modern jeolojiye göre dağların yer kabuğundaki kökleri (isostasi prensibi) gerçekten de derinlere uzanır ve yerkabuğunu dengeler. Bu yapı, tektonik plakaların hareketini ve deprem riskini azaltan bir denge mekanizmasıdır; bu bilgi ise ancak son 150-200 yılda netleşmiştir. Diğer Bilimsel İşaretler - Su döngüsü ve yağmurun oluşumu - Rüzgârların tozlaşmadaki rolü -
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
RABBİNE İNANIR DA ALLAH'I NASIL İNKÂR EDER?
Arkadaşım, bunu da "acaba" avucunda tut, çünkü bir ihtimâldir. Zâten "çünkü"ler hep ihtimâldir. "Allahu'l-a'lem!" demeden hakikat sahasına giremezler. Özetiyse şöyle: Kehf sûresinde iki arkadaştan birisi diğerine, kısa bir meâliyle, şöyle diyor: "Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet Rabbimin huzuruna götürülürsem, hiç şüphem yok ki, (orada) bundan daha hayırlı bir akıbet bulurum." Bahtiyar olanıysa uyarıyor: "Arkadaşı ona hitaben: Sen, dedi, seni topraktan, sonra nutfeden (spermadan) yaratan, daha sonra adam biçimine sokan Allah’ı inkâr mı ettin?" Öncesini-sonrasını da konuşacağız fakat, arkadaşım, burada dikkatime evveliyetle şu ilginçlik çarpıyor: İlk konuşan Allah'ı inkâr etmiyor ki alttaki ona "Allah'ı inkar mı ettin?" diye tepki göstersin. Hattâ dikkat edersen aslında şöyle diyor o: "Şayet Rabbimin huzuruna götürülürsem..." Yâni Rabbinden haberli gibi. "Yoktur. İnanmam. Olamaz..." falan demedi. İlhada girmedi. Peki âyet-i kerime mezkûr diyaloğu bize neden bu şekilde aktardı? Mürşidim Bediüzzaman Said Nursî'nin "Allah" isminin içeriğine dâir hatırlattığı bazı şeyler var ki, arkadaşım, bence okumanın tam zamanıdır onları şimdi. Diyor ki Mesnevî-i Nuriye'sinde: **"Bütün Esmâ-i Hüsnâ'nın ifâde ettiği mânâlar ile bütün sıfât-ı kemâliyeye Lâfza-i Celâl olan Allah bil'iltizam delâlet eder. Sair ism-i haslar yalnız müsemmâlarına delâlet eder. Sıfatlara delâletleri yoktur. Çünkü sıfatlar müsemmâlarına cüz olmadığı gibi aralarında lüzum-u beyyin de yoktur. Bu itibarla ne tazammunen ve ne iltizâmen sıfatlara delâletleri yoktur. Amma Lâfza-i Celâl bilmutabakat Zât-ı Akdese delâlet eder. Zât-ı Akdes ile sıfât-ı kemâliye arasında lüzûm-u beyyin olduğundan sıfatlara da bil'iltizâm delâlet eder. Ve keza, ulûhiyet ünvanı sıfât-ı kemâliyeyi istilzâm etmesi, ism-i has olan
Tefekkürât
ALAK SÛRESİ 1-5 AYETLER
✨اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذ۪ي خَلَقَۚ ﴿١﴾ 1.Yaratan Rabbinin adıyla oku! ✨TEFSİR: Yüce Rabbimiz,vahye muhatap olan kişi olarak öncelikle Resûl-i Ekrem (s.a.s.) ve onun mübârek şahsında tüm insanlığa ilk tâlimatıyla büyük bir ufuk açar. Doğru yol rehberi olarak indirdiği Kur’ân-ı Kerîm’in ve imtihan için var ettiği hayatın bir hulâsasını verir. İnsanın niçin dünyaya geldiğini beyân eder. “Okumak” için yaratıldığımızı ve bu okumanın da “Yaratan Rab” adına olması gerektiğini öğretir. Derin bir tefekkürle anlaşılmaya çalışıldığında Cenâb-ı Hakk’ın “Oku!” emrinin şümûlünün son derece geniş olduğu görülür: “Oku! Allah adıyla oku! Yaratan Rabbinin adıyla oku! İnsanı bir damlacık sudan, rahme tutunan yapışkan bir maddeden yaratan, fakat ona her şeyi okumak, aydınlatmak, anlamak ve anladığını yaşayıp yaşatmak imkânını veren yüce Rabbin adıyla oku! İnsana okumak nimetini ihsân ile en büyük lutfu gösteren Allah’ın adıyla oku! Allah’ın adıyla okunabilecek her şeyi oku! Allah’ın kitâbını oku! Allah’ın âyetlerini oku! Kâinat kitâbını oku! Doğru yolu bulmak ve sapıklıktan uzaklaşmak için oku! İmanını kemâle erdirmek için oku! Öğrenmek için oku! Rabbine yaklaşmak için oku! Sebeplere bakarak o sebepleri yaratanı oku! Esere bakarak ilâhî müessiri oku! Sanata bakarak gerçek sanatkârı oku! Kudret kaleminin bu âleme çizdiği her satırı oku! İnsana bilmediğini öğreten Allah’ın adıyla oku!” Bu izahtan da anlaşıldığı üzere “oku” emri, sadece zâhir anlamda bir okuma emri değildir. Esasen kalbin, mânevî terbiye, tezkiye ve tasfiye netîcesinde kitap ve hikmetin mâna ve işaretlerini alıcı hâle gelmesidir. Bununla, tecellîlerin yansıma mahalli olan kalple her şeyi okuyabilmek kastedilmektedir. Yâni kâinatın bir kitap hâline gelmesi, kalbin kâinat sayfalarını çevirip hikmetleri ve ilâhî
Kur'an-ı Kerim Tefsiri
KUR'AN EVRİM TEORİSİNİ DESTEKLER
➤ "Ne yani, maymundan mı geldik?" ➤ "Adem cennetten kovulmadı mı?" ➤ "Evrim ateistlerin uydurması değil mi?" ➤ "Eski köye yeni adet mi? Eyvah, sen de mi?" (Sende mi gavur oldun? demeye dili varmadı! 😊 ) Bu sorular, Bizim Mahalle'nin evrim teorisine mesafeli durmasının temel nedenlerinden sadece birkaçı. Ancak gelin görün ki, Kur'an'a ve eski İslam alimlerinin görüşlerine yakından baktığımızda bambaşka bir tabloyla karşılaşırız. Hazırsanız, din adına bize yıllarca anlatılan bazı masalları ve yanılgıları gelin birlikte sorgulayalım. 1️⃣ Adem mi, Ademler mi? İnsanlığın başlangıcında sahnede sadece Adem ve Havva olunca, akla ilk gelen soru şu oluyor: "Peki, insanlar nasıl çoğaldı?" ❗️Bize ne anlatıldı yıllarca? ➡️ "Önce Adem yaratıldı, sonra onun kaburga kemiğinden Havva. Sonra da ikiz çocukları oldu ve büyük olan erkekle bir sonraki batındaki kız kardeş evlendi... Çaprazlama kardeş evlilikleriyle çoğaldık gittik işte!" ❗️Peki, bu hikayenin kaynağı ne? Kur'an mı? Hayır, zerre ilgisi yok! Bu anlatı, düpedüz Tevrat'tan alınıp Hadis diye bize yutturulan bir uydurma! Buhârî ve Müslim gibi sözde "sahih" denen hadis kitaplarında bile Havva'nın Adem'in kaburga kemiğinden yaratıldığı, kadınların eğri olduğu gibi rivayetler geçer.
N’ola kan dökmekde mâhir olsa çeşmüm merdümi Nutfe-i Kâbildür ü gamzen kimi üstâdı var. Gözbebeğim kan dökmekte usta olsa ne olacak. O kabiliyetli bir tohumdur ve süzgün bakışın (gamzen) gibi bir üstadı var. Fuzuli