Ne yazık! İnsan niçin vahşilerden daha üstün hassasiyetlere sahip olmakla övünür ki; bu onları daha kısıtlı varlıklar kılıyor sadece. Dürtülerimiz açlık, susuzluk ve şehvetle sınırlı kalsaydı, neredeyse özgür olurduk; ama şimdi esen her rüzgârla, tesadüfen söylenmiş bir sözle, ya da o sözün anlattığı görüntülerle heyecanlanıyoruz.
Bazı anlar oluyor ki pencereden aşağı bakıp atlamanın onu nasıl da rahatlatacağını, düşerken havanın ne kadar serin olacağını düşünüyor.
Reklam
Bir yosmaya tutulsa bu adam; daha yeni tanıdığı, keyif için sevdiği bu kadın yüzünden anasına karşı nasıl davranır? Anası ki bunca yıldır onu sevmiş, dünyaya getirmiştir onu. Ya da bir güzel delikanlıya tutulsun, daha dün tanıdığı ve boşu boşuna sevdiği bir delikanlıya. Ne yapar o zaman babasına. Yaşını başını almış, tabiat gereği en candan, en eski dostu olmuş babasına. Bu yeni dostunu eve getirdiği zaman babasını bile hizmetine koşmaz, dayak bile atmaz mı ona?
Sayfa 322·Kitabı okuyacak
Zira aşırı üzüntü, gelişime ya da zevke, hatta gündelik hayattaki sorumluluklarına engel olur ki, o zaman insan topluma layık olmaktan çıkar.
İnsanların birbirinden ayrı olduğu, yalnız olduğu düşüncesinin bir illüzyon olduğunu içten içe hep biliyordum. Hepimiz aynı maddeden oluştuk - ölen yıldızların ateşlerinde oluşan maddelerden. Bunu biliyordum ama o anda seninle tanışana dek kemiklerime kadar hissetmemiştim.
Sen yalnızlığın bu türlüsünü bilmezsin işte. Ve asıl bilmediğin en büyük yalnızlık da senin verdiğin yalnızlıktan başka bir şey değil. Senin yokluğundan gelen o yalnızlık olmasa, öbür yalnızlıklar bana bu kadar koymazdı.
Reklam
Reklam