8/10
·356 syf.··
2026 19. kitabı
Herkese merhaba Bugün size sadece bir aşk hikâyesi değil; aile travmalarını, bağımlılıkla mücadeleyi, dostluğu ve yeniden ayağa kalkabilme gücünü anlatan bir kitapla geldim. Karnımdaki Viski Şişesi, hayatın yükünü çok küçük yaşlardan itibaren omuzlamak zorunda kalan Öznur ile asi tavırlarının ve umursamaz görüntüsünün arkasında kendi savaşlarını veren Görkem’in hikâyesini anlatıyor. Babasını kaybettikten sonra annesinin sorumsuzluğu nedeniyle hem kendi hayatını hem de kardeşi Bade’yi ayakta tutmaya çalışan Öznur, bir yandan çalışıp bir yandan okumaktadır. Görkem ise başarılı bir avukat olmasına rağmen alkol bağımlılığıyla mücadele eden, hayatını uçlarda yaşayan bir karakterdir. Bir metro yolculuğunda yollarının kesişmesiyle başlayan hikâye, zamanla tutkulu ama bir o kadar da zorlu bir ilişkiye dönüşüyor. Bu kitapta sadece bir aşkın doğuşunu okumuyoruz. Aynı zamanda insanların geçmişleriyle, travmalarıyla ve kendi karanlık taraflarıyla verdikleri mücadeleye de tanıklık ediyoruz. Özellikle Öznur’un yaşadıkları beni oldukça etkiledi. Annesi Feride’nin çocuklarına karşı kayıtsız tavırlarına birçok kez sinirlendim. Buna karşılık Cihan ve ailesinin Öznur’a gösterdiği sevgi, destek ve vefa duygusu içimi ısıtan detaylardan biri oldu. Böyle dostlukları okumayı her zaman çok seviyorum. Görkem ise okurken en çok düşündüğüm karakterlerden biriydi. Bazı anlarda ona çok kızdım, bazı anlarda ise yaşadığı şeylerin ağırlığını hissedip onu anlamaya çalıştım. Özellikle bağımlılığıyla verdiği mücadele ve karakter gelişimi kitabın en etkileyici yanlarından biriydi benim için. Dilek Nazlıoğlu’nun kalemi oldukça akıcıydı. Sayfalar hızla aktı ve hikâye boyunca merak duygum hiç azalmadı. Duygusal yoğunluğu yüksek, yer yer insanın içini sızlatan ama aynı zamanda umut da barındıran bir
Karnımdaki Viski ŞişesiDilek Nazlıoğlu · Herdem Kitap · 202530 okunma
Okurken en heyecanlandığm yer aşkı için kızı arama süreci oldu
Puan vermedi·
58 yaşında okbli belki de otizmli emekli mühendis bir erkeğin 20 yaşında toy bir gazeteci kızı (klasik erkek kafasıyla btw) tatlı tatlı darlamaları ve tacizleri şeklinde ilerledi kitap.Benim gibi sıkı okurların olay örgüsünün tahmin edilebilir olduğunu göz ardı eden eser o yüzden sıkılmadım değil .Yarısına gelmeden katilin kim oldugunu anlamistim ama zaten asıl sürpriz o degilmis,kitabin sonunda bunu anlayacaksınız. Öyle ruhani bir aşk hikayesi falan da yoktu; baş karakterimizin intihar etmesinin altı da epey boştu. Psikolojik ve polisiye konuları da yer yer sürükleyiciliği artırmıştır.Benzer bicimde ters köşe olmak istiyorsanız Wulf Dorn ‘un Psikiyatrist öneririm.
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 2024126,6bin okunma
Reklam
Tatar Çölü
7/10
·232 syf.··
2026 11. kitabı
Roman, genç subay Giovanni Drogo’nun ilk görev yeri olan Bastiani Kalesi’ne atanmasıyla başlıyor. Bu kale, ıssız bir çölün kıyısında, ülkeyi kuzeyden gelebilecek hayali "Tatar" saldırılarına karşı korumak için inşa edilmiştir. Tatar Çölü; umut etmenin, yalnızlığın, yanlış kararların, alışılmış düzeni bozamamanın, beklentilerin kitabı. Kitaptaki şu soru aslında bir nevi bizleri aynalıyor: "Ya aslında yanılıyorsak? Ya gayet sıradan bir yazgıya sahip, sıradan biri olarak yaratılmışsak?" Her birimizin kendi hayatında beklediği bir "Tatar ordusu" vardır. Kimimiz için bu mükemmel kariyer, kimimiz için doğru aşk, kimimiz içinse bir mucizedir. Ama bazen sadece umut etmek yetmez; çünkü o umut, insanı bugünden koparıp hayali bir geleceğe hapseden bir prangaya dönüşebilir. Kitapla ilgili tek mesafeli kaldığım nokta ise; ilk 200 sayfada Drogo’nun içsel dünyasının ve duygusal derinliğinin biraz arka planda kalmasıydı. O durağanlığın içinde Drogo’nun ruh halini, o sıkışmışlığı çok daha yoğun hissetmek isterdim. Yine de Drogo’nun son savaşı, hiç beklemediği bir cephede gerçekleşiyor. Bekleyişin o trajik yüzünü Stefan Zweig çok iyi özetliyor: "İnsanın en büyük trajedisi, çok geç gelen bir zaferin artık hiçbir anlam ifade etmemesidir." Buzzati bize şunu fısıldıyor: Hayat, "o büyük anın" gelmesini beklerken aralarda akıp giden sıradan günlerin toplamıdır. O büyük an için umut etmek, beklemek çok kıymetli. Elbetteki hayatınızın anlamını arayın, o büyük anı bekleyin ama onun uğruna yaşamınızı da gözden çıkarmayın.
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınları · 201319,8bin okunma
Bir bakış
Puan vermedi·104 syf.··
2026 35. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 14:40
Yazarla tanışma kitabım oldu Kramp. İnce ve akıcı bir kitap. Üslup düz. Ya beklentimi yüksek tuttum ya da beklenti altındaydı gerçekten de. Olaylar bir kız çocuğunun gözünden anlatılıyor. Kültür araştırması yapmadım ama bir kız çocuğuna göre hayal gücü ve bakış açısının daha karmaşık yansıtılmasını, çocukların o renkli zihin dünyasını pek göremedim. Ayrıca ruhsuzluk, ya öğrenilmiş kültür davranışı ya da travmanın neden olduğu bir düz çizgi. Her şeye rağmen bir kız çocuğunun küçükken babasına olan hayranlığı, büyüdükçe değişiyor. Anne ve babanın ayrı olması, iletişimsizliği, sorumsuzluğu, çocuğun savruluşuna neden oluyor. Soğuk bir aile ve kız çocuğunun olaylara, zamana, mekana yüklediği anlamları okuyor olacaksınız. Bu arada isim yerine harflerin kullanılması güzeldi: M, D, E, S. Okunabilir.
Edebiyat
KrampMaría José Ferrada · Can Yayınları · 2024315 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 22. kitabı
Eleştirimi baştan yapayım bence çok dağınık bir kitap. İşlediği mesele güzel, işleyiş şekli güzel ama çok dağınık. Muhtemelen çok fazla şeyi anlatmak istediği için bu kadar dağılmış hikaye. Küstahça bir tavır olacak ama bir kitap bir adam var buraya gidiyor vs. diye yorumlanmaz. Çok basit kitaplar için ya da sadece ''page turner'' ya da ''best seller'' diye tabir edilen kitaplar için bu olabilir belki ama nitelikli edebiyat için görünürde anlatılan şey kitapta işlenecek asıl mesele için kullanılan bir araçtır genelde. Hatta pek çok kitapta daha ilk sayfalarda yazar bir olayla, bir pasajla bazen bir cümle ile o kitapta tartışacağı meseleyi okuyucuya verir. Bunu o pasajı okuduğunuzda fark etmeyebilirsiniz ama kitabın devamında ya da kitabı bitirdiğinizde evet ya dersiniz, yazar zaten bunu söylemişti aslında başlarda dersiniz. Mesela bu kitabın başlarında anlatıcı dedesinden bahsediyor, onun yaşlı bir ağaç gibi yaşadığı toprağa kök saldığından vs. Kitabın adı ve arka kapakta yazanlar ise bu metnin bir kültür çatışması meselesi olacağını söylüyor zaten. Birlikte değerlendirdiğinizde o kök salmış ağaç metaforu ile aslında kitap boyunca bir yere, bir kültür ait olmak ile yersiz yurtsuz hatta kimliksiz olmanın kıyasının yapılacağını anlıyorsunuz. Bu kısmı benim için kitabın güzel kısmı, harika bir kitap ve edebiyat konusu bence bu mesele. Bununla birlikte kuzeyin güneyden, güneyin kuzeyden (yazar Afrikalı olduğundan böyle ama siz bunu doğu batı gibi okursanız daha anlaşılır olur) nasıl göründüğünü de çok güzel işliyor yazar. Gelgelelim bu meseleler arasında çok fazla git gel yapıyoruz ki bu da kültür karmaşası ile ilişkilendirilebilir ve yazarın bunu bilerek yaptığı söylenebilir, buna da eyvallah ama üzerine bir de ataerkil toplum eleştirisi geliyor kitabın sonlarına doğru.
Kuzeye Göç MevsimiTayyib Sâlih · Ayrıntı Yayınları · 2016492 okunma
Tefeci olmak mı? Nerden nereye? :)
Puan vermedi·704 syf.··
2026 179. kitabı
Bazı kitapları okursunuz, olay örgüsünü unutursunuz. Bazı kitapları okursunuz, karakterleri unutursunuz. Bazıları ise yıllar geçse de içinizde bir duygu bırakır. Suç ve Ceza benim için tam olarak böyle bir kitap. Anadolu Lisesinde hazırlık sınıfındayken edebiyat öğretmenimiz bizden bir dünya klasiği seçmemizi, okumamızı ve ardından kitapta hangi karakter olmak isteyeceğimizi açıklamamızı istemişti. Çok sevdiğim, çok saygı duyduğum bir öğretmendi. Bana biraz baba figürünü hatırlatan bir enerjisi vardı. Ama alışılmışın dışında düşünen bir insandı. Sanırım ben de lise yıllarındaki o yaramaz hâlimle dikkatini çekmek istedim. Sınıfta söz alıp, kitaptaki kahramanlardan olmak istesem tefeci kadın olmak isterdim demiştim. Hatta işi biraz daha ileri götürüp “Ben de büyüyünce tefeci olacağım.” gibi şeyler söylemiştim. Bugün düşününce hâlâ gülüyorum. Neden söyledim gerçekten bilmiyorum. Belki öğretmenimi şaşırtmak istedim, belki dikkat çekmek istedim, belki de “Benim de kafam biraz farklı çalışıyor.” demeye çalışıyordum. Ama kitabın kendisi bende şakadan çok daha derin bir iz bıraktı. Dostoyevski, Raskolnikov’un işlediği suçtan çok, suçtan sonraki ruh hâlini anlatıyor. Vicdanı, korkuyu, paranoyayı, yalnızlığı ve insanın kendi zihni tarafından nasıl köşeye sıkıştırılabileceğini öyle güçlü veriyor ki lise çağında okumama rağmen o duygular bana bütünüyle geçmişti. Aradan yıllar geçti. Okuduğum yüzlerce kitabın ayrıntılarını unuttum. Ama Suç ve Ceza denince hâlâ aklıma aynı şey geliyor: sıkışmışlık hissi. Sanki odadaki hava azalıyor, duvarlar daralıyor ve karakterle birlikte nefes almak zorlaşıyor. Dostoyevski’nin asıl başarısı da burada bence. Olayları değil, duyguları hafızaya kazıyor. Kitabın dili, karakterleri ve psikolojik çözümlemeleri beni o yaşta bile etkileyebilmişti.
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,3bin okunma
Reklam
Reklam