Âşıkların Lugatı ve Mâzur Olmaları
Âşıklar ilim, akıl ve hakikat lisanı ile değil aşk, muhabbet ve sekr lisanı ile konuşur. Hikâye: Rivayete göre Süleyman (Aleyhisselam)'ın kubbesi içerisinde bir erkek kırlangıç, dişi bir kırlangıca şöyle der: 'Seni o kadar çok seviyorum ki şayet bana; "şu kubbeyi Süleyman'ın üzerine yık" desen yaparım' dedi. Rüzgâr kırlangıcın sözünü Süleyman (Aleyhisselam)'ın kulağına götürdü. Süleyman (Aleyhisselam) derhal kuşu çağırarak ona sordu: "Sen bunu yapamayacağını bilmiyor musun? Niçin böyle bir söz söyledin?" diye sordu. Kuş şöyle cevap verdi: "Yavaş ey Allah'ın elçisi! Hemen beni cezalandırma. Ben aşığım, âşıklar aşk ve sekr lisanı ile konuşur. İlim ve akıl lisanı ile konuşmaz." Süleyman (Aleyhisselam) onun bu cevabına güldü ve cezalandırmadı. Bu kıssada Semnun, Ömer Farid vs gibi muhabbet ehli zatların, şiirlerindeki sözleri hakkında önemli bir mazeret mevcuttur. Onlar aşk ve sekr lugatiyle konuşmuşlardır. Yoksa Ömer Farid'in şu beyitlerinin neresinde akıl lisanı vardır ki: "Ağladığımda Nuh tufanı gözyaşım gibidir Halil'in ateşi, ateşimin mislidir Ateşim olmazsa gözyaşım beni boğar Gözyaşım olmazsa ateşim beni yakar Yakub acımın bir kısmını tatmadı
Sayfa 195 - Yasin Yayınevi, 2. Baskı, 2013·Kitabı okudu
Tasavvuf
Ameliyat sırasında dua ettiğini söyleyenlerin sayısını hesaplayamam. Hepsinden Allah razı olsun. Ama insanın kendi hissettikleri bir başka. Her şey geliyor aklınıza. "Allah'ım bu gece mi?" dedim içimden, kendimi her duruma hazırlamaya çalışıyorum. Bir yandan bilincim çalışıyor, bir yandan duygularım. Ådeta ikisi birbiriyle savaşıyor. Şayet emri Hak vaki olursa neler yapmalıyız? Allah'ım! diyorum. Yaşaması hayırlıysa yaşat, değilse de dayanma gücü ver bizlere, isyan ettirme! Ama diyorum, "Oğlum her zaman sen önde yürüdün de bu sefer başka... Önce ben gitmeliyim. Senin bu memleket için, mukaddesatımız için yapacağın çok şey var. Oğluşum öyledir. Her zaman milletin sıkıntı-larına çözüm üretmeye çalışır. Hangi konuda konuşursanız konuşun. Mevcut sorunlara kafasında ürettiği bir çözümü vardır. Zaten büyük firmalarda ARGE yapıp dışa bağımlılığı önleme hedefi var. İşte sırf bunlar için bile olsa bu sefer o önden gitmemeli diye geçiyor içimden. Sonra da Allah'ın işine karışma diyorum kendime. O'nun elbet bir bildiği vardır. Allah kimseyi darda bırakmasın!
Reklam
"İşçiler ne denli çok çalışırlarsa, zenginler o ölçüde palazlanırlar. İşçilerin hayvanca yaşayışı da değişmez. Bu böyle sürüp gitmemeli."
Alıntı
Tefekkür ettiğimizde; hayatlarımızda paha biçilemez, sayısız nimetlerin olduğunu idrak ediyoruz. Rabbimizin bizlere ihsan ettiği maddi ve manevi nimetler vardır. En değerli nimet; iman etmektir. Peygamberimize ümmet olmak nimettir, sâlih ameller işleyebilmek nimettir. Nefes alıp vermek, gökyüzüne bakmak, kuşların cıvıltıları duymak, sıhhatimiz, ailemiz, dostlarımız da nimettir. Elhamdülillah. Her nimet, şükür ister. Nimetlere şükreden insan; hayattan lezzet alır, huzur bulur, kaygısı azalır, güveni artar. Rabbimiz "Şâyet şükrederseniz size olan nimetlerimi artırır da artırırım." (İbrahim Süresi, 7) buyuruyor. Şükrettikçe; şükredilecek nimetlerin artacağı müjdesine rağmen, tam manasıyla şükrediliyor mu? Yaşadığımız döneme, tüketim çağı deniliyor. Olana değil de, olmayana odaklanılıyor. Mevcut imkânlardan hoş-nut olunmuyor, daha fazlası, daha güzeli derken nankörlük hastalığı ortaya çıkıyor. Bu hastalığın buluşma riski ise oldukça fazla, dikkatli olunmalıdır. Nankörlük hastalığından korunmak için ne yapmak lazım? Şükür vitamini ile kalp bağışıklığını güçlendirmek gerek. Kalbin güçlenmesi; Allah Teâlâ ile olan yakınlığımızın artmasına ve O'na itaat halinde bir hayat yaşamamıza vesile olur.Öyleyse şükür; hayatlarımıza misafir gibi gelip gitmemeli, daimî olarak kalmalıdır. Çünkü her an Rabbimizin nimetleri mevcuttur. Mesela; uyuduğumuzda Rabbimiz nimetlerini hâlâ vermeye devam ediyor, kalp durup dinleniyor mu? Dursa hayat biter. Nimetlerde süreklilik varsa, bizlerin de şükründe kesinti olmalıdır. Sevgili Peygamberimiz her hâl ve hareketinde hamd ve şükür hâlindeydi; uykudan uyanınca hamd eder (Tirmizî, Daavât 28), sevineceği bir haber gelince hemen şükür secdesine kapanırdı. (Ebû Dâvûd, Cihâd 152) O halde sizleri "hayat-larımıza şükür gelsin, bereket gelsin". şiarıyla,
Sayfa 50·Kitabı okudu
1000Kitap
Böyle gelmiş ama böyle gitmemeli!
Bu dünya böyledir ve hem de bu dünya hiç değişmez. Fil fildir, karınca karınca... Filler yönetecek, onların işleri bu,karıncalar çalışacak, filler yan gelip yatacak,en güzel yiyecekleri onlar yiyecek, en güzel giyitleri onlar giyecek, en görkemli saraylarda onlar oturacak... Karıncalarsa işte böyle, halleri duman, yıl on iki ay çalışıp sonunda ellerindeki avuçlarındakini fillere verecek, kendileri de açlıktan kırılacaklar. Doğanın yasası bu, insanların, o kendilerini doğanın kutsal yaratığı sanan övüngeç insanların da yasası bu. Bu dünya böyle gelmiş böyle gider.
Alıntı
Gitmemeli
Gidemez. Böyle çekip gidemez.
Reklam
Reklam