Mümkün konusunda bir karışıklık vardır. Onu ele alıp, anlaşılır bir şekilde çözümlediğimizde,
insanların, kipler ve onların birbirlerini gerektirmeleri hususunda
düştükleri çelişkide bulunan birçok şüphe ve karışıklık ortadan kalkar. Deriz ki:
Avam, "mümkün"den havassın üzerinde uzlaştıkları anlamdan farklı birşey anlar.
Avam "mümkün" sözü ile onun zorunlu ya da zorunlu olmayışını şart koşmaksızın
"imkansız olmayanı" kasteder. Onların "mümkün değil" sözü, "imkansız olmayan
değil" anlamındadır. Onun anlamı da imkansız olur. O halde genel olan mümkün,
imkansız olmayandır. Mümkün olmayan imkansız olandır ve onlara göre herşey ya
mümkün ya imkansızdır, üçüncü bir kısım yoktur. Mümkün, bu kullanışa göre
zorunluya onun cinsiymiş gibi söylenen bir söz olup onunla eşanlamlı bir isim olmaz,
aksine bu zorunlunun anlamının imkansız olmayan oluşundandır.
Havassa gelince, onlar "ne zorunlu ne de imkansız olmayan" anlamını bilirler.
Avama göre o bu anlam için isim değildir. Onlara göre mümkün ismi başka bir
anlam içindir. Ancak onun, avaının kullanışına göre, bu şeye, olması ve olmaması
mümkün olana söylenınesi doğru olur. Yani bu, olmasının ve olmamasının imkansız
olmaması anlamıdır. Dolayısıyla mümkün ismini aktarıp, onu buna delalet eden
kıldılar ve mümkün ismini imkansız olmayana ve bununla birlikte zorunlu da olmayana
delalet eden olarak vazettiler. Dolayısıyla o, iki halde de zaruri olmayandır. Bu
anlam avaının bunun için kullandığı anlamdan daha özeldir. Böylece zorunlu, bu
mümkünün dışında olur. "Mümkün değildir." sözümüz, "imkansız" anlamında değildir.
Aksine "Zaruri olmayan değildir." anlamındadır. Hatta zorunlu veya imkansız,
her ikisi de bu mümkünle değildir.
Ancak zayıf görüş sahipleri bunun dışındadır. "Mümkün değildir." dediklerinde
onlar, özel olan mümkünü