🅻O🅺🅼A🅽 🅷🅴🅺🅸🅼. 🅴🅵🆂A🅽🅴🅽🅸🅽 🅽🆄🆁🆄
Bir efsanenin izinden yürümek neye benzer, hiç düşündünüz mü?
Şahmeran’dan sonra sanmıştım ki sırlar sona erdi. Meğer her sır, başka bir kapının kilidiymiş. O kapıyı, üçlemenin ikinci kitabı olan Lokman Hekim: Efsanenin Nuru ile araladım.
İlk kitap, bir çocuğun ninesinden dinlediği Şahmeran efsanesiyle başlamıştı. Yarısı yılan, yarısı kadın; doğanın sırlarını bilen, insana zarar vermeyen ama insandan çok çekmiş bir bilgelik simgesi. Camsab ile birlikte bu efsaneyi yaşamıştık. Ona kalan miras, yani ölümsüzlük ve bilgelik tohumları, yıllar sonra yeşerip Lokman’a dönüşüyor. Babasından kalan siyah kaplı defterin bununla ne kadar ilgisi var bilinmez ama bence bazı yazgılar doğuştan yazılır insanın kaderine.
Lokman’ın yolculuğu dışarıdan bakıldığında efsane gibi: Bitkilerle konuşan, hastalara şifa veren, ölümü bile kandıran bir adam. Ama aslında bu bir uyanıştır; kendi özünü, ruhunun ölümsüzlüğünü hatırlayış.
O, sadece bedenin değil, hakikatin, sevginin ve hikmetin ölümsüzlüğünü arayan bir bilgedir. Allah’ın hikmetle donattığı, Cebrâil’i görmüş, ölümsüzlüğün sırrını arayan mütebessim bir doktor… Her sözü kalbime şifa gibi indi doğrusu.
Bu anlatı, basit bir masal değil. Masallar, unutulmuş hakikatlerin örtüsüdür. Şahmeran kadim bilginin ve sezginin sembolüyse, Lokman da onun çağlar boyu taşıyıcısı olmuştur.
Efsanenin Nuru kalpte saklıdır ve bu kitap ruhumuzdaki aynayı parlatır. Lokman Hekim sadece bir hekim değil, hakikatin peşinden giden bir bilgedir.
Bu efsanede bize eşlik eden sır dolu bir kutu, beyaza dönen simsiyah taşlar ve yeni yolculuğumuzda Lokman ile birlikte bize eşlik edecek Kürşat… Yolumuz Kaf Dağı’na uzanacak belli. Gökyüzünde kanat çırpan bir Anka Kuşu var sanki… Yeni efsaneye ben hazırım, ya siz?