"Tutamak sorunu dedim. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. gülünçlüğünü fark etmez. (...) Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: gerçek sevgiyi".
Bu arada ruh hep başka bir şey diler ve ister!Ve hayalperest boş yere külleri karıştırır gibi eski hayallerini karıştırır,o küllerde bir kıvılcım olsun bulmaya çabalar,onu üflemek,soğuyan kalbini canlanan ateşle ısıtmak ve daha önceden tatlı tatlı gelmiş,ruhu huzursuz etmiş,kanı kaynatmış,gözlerden yaşlar akıtmış ve kendisini görkemli biçimde kandırmış olan şeyi tekar diriltmek için!
Yani siz nasıl bir insansınız?Haydi, başlayın, anlatın hikâyenizi.
"Hikâyeyi!" diye bağırdım korkarak."Hikâyeyi!Ama size kim söyledi benim bir hikâyem olduğunu? Benim bir hikâyem yok..."
“Bir hikâyeniz yoksa, nasıl yaşıyorsunuz?” diye sözümü kesti gülerek.
"Tamamen hikâyesiz! Yani, bizde dendiği gibi, bir başıma yaşadım, yani tamamen yalnız - yalnız, tümüyle yalnız – anlıyor musunuz, nedir bu yalnız?”