Bizzat Mao'nun emriyle 1954'te kurulan ve Doğu Türkistan'a konuşlandırılan "Şincan Üretim ve İnşaat Birlikleri"nin yaptığı çalışmalar (Han Çinlilerinin bölgede iskânı, tarım arazilerinin ıslahı ve ekimi, mesken, hastane ve okulların kurulması vb.), İsrail'in kuruluş sürecinde "Kibbutz"ların oynadığı hayati rolle aynı. Kısaca "Bingtuan" olarak bilinen bu silahlı askeri birlikler ve kontrol ettikleri bölgeler de, tıpkı Kibbutzların zamanla kendi silahlı örgütlerini doğurarak Filistinli sivillere yönelik terör eylemlerine başlaması gibi, Doğu Türkistan'ın Uygur nüfusu için bir tehdit ve tedhiş odağına dönüşmüş. Doğu Türkistan'da bugün 12 ilçe tamamen Bingtuan'ın kontrolü altında bulunuyor.
Sayfa 67 - Ketebe Yayınları·Kitabı okuyor
(Gerçek anlamda) inananlar, ancak o kimselerdir ki Allah'ın adı anıldığı zaman yürekleri titrer, O'nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman, (bu) onların iman (nur)larını arttırır (kuvvetlendirir). Ve (her işlerinde ) ancak rablerine güvenirler. Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (Allah yolunda)harcarlar. (Enfal suresi 2 ve 3)
Sayfa 176
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir zamanlar meydan okumak isterdim. Kaç meydanını okudum da bu hayatın Yalnızca iki harf öğrendim: A H!
Sayfa 31 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Sosyal medyada düşüncelerin aforizmalaşması , tek cümleye indirgenmesi gibi bir tehlike de olduğunu söyledin. Gençler uzun paragraf okumaktan sıkılıyorlar mı artık? Bunu Twitter benzeri sosyal medya mı tetikledi, yoksa doğal bir sonuç muydu? Ya da şöyle soralım: Sosyal medya olmasaydı çocuklar uzun paragrafları okuyacaklar mıydı? Gençlere ciddi ve uzun metinleri okutamamak dünyanın sorunu. Mazeret olarak söylemiyorum ama bu bir hız çağı, ciddi metinleri okumak zaman istiyor. Roman okuyorlar diyeceksin ama romanlar çoğu için eğlencelik. Ben de metinlerin tümünü okumuyorum artık, paragrafa bir göz atmayı, okumaya değer olup olmadığını kestirmeyi öğrendim. Beni asıl rahatsız eden dilin hızla ve onarılmaz şekilde bozulması. Yazarken sadece sessiz harfleri kullanmak aşırılaştı. Bugünkü gençlerin neredeyse tamamı için kelime "saol" mesela, "sağ ol" değil. Sözlüğe bak desen saol diye arar, bulamayınca yok der. Hatalar hem yazıyla hem sözle hızla dolaşıma giriyor. Televizyonda kâinâta kainat diyen spiker gördüm. Kâinât kelimesini daha önce hiç duymamış olmalı. İnce veya uzun okunan a'lardan ümidimi kestim. Nüansları ortadan kalkmış bir Türkçe konuşulup yazılıyor bugün, aynı yaştaki insanların bile birbirini anlamadığı oluyor. Yiğit Bener anlatmıştı. Bayramda "Nice bayramlar" yazan bir bez afiş görmüşler. Kızı "Nays bayramlar" diye okumuş. İş dünyasında konuşulan İngilizce karışık dile alıştık artık ama akıllı başlı insanlar push etmek, ignore etmek diyebiliyor. Dil insanın ülkesidir halbuki.
Sayfa 109 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
bazen rüyalar o kadar canlı, o kadar sahici ki, dakikalarca ve kimi zaman bir saat hayata dönemiyor, bilinçli halinin kendi gerçek hayatı olduğuna aklı ermiyor. bazen uyandığında kendinden fazlasıyla uzaklaşmış olduğu için kim olduğunu dahi hatırlayamıyor. "neredeyim ben?" diye soruyor çaresizce, sonra "ben kimim? kimim ben?" sonra kulağının hemen dibinde, sanki kafasının içindeymiş kadar yakında willem'in fısıltısını duyuyor: "sen jude st. francis'sin. en eski, en sevgili dostumsun. harold stein ve julia altman'ın oğullarısın. malcolm irvine, jean-baptiste marion, richard goldfarb, andy contractor, lucien voigt, citizen van straaten, rhodes arrowsmith, elijah kozma, phaedra de los santos ve henry young'ların arkadaşısın. new yorklusun. soho'da oturuyorsun. bir sanat örgütü ve bir aşevi için gönüllü çalışıyorsun. yüzücüsün. fırıncısın. aşçısın. okursun. güzel sesin var ama artık şarkı söylemiyorsun. mükemmel bir piyanistsin. resim koleksiyoncususun. ben uzaktayken çok güzel mesajlar yazıyorsun bana. sabırlısın. cömertsin. tanıdığım en iyi dinleyicisin. her bakımdan tanıdığım en akıllı kişisin. her bakımdan tanıdığım en cesur kişisin. avukatsın. rosen pritchard ve klein'ın yönetim kurulu üyesisin. işini çok seviyorsun, çok çalışıyorsun. matematikçisin. mantıkçısın. bana kaç kere ögretmeye çalıştın. çok kötü muameleye maruz kaldın. sağ salim kurtuldun. sen her zaman sendin." willem böyle uzun uzun onu ona anlatıyor, o da gündüzleri -bazen günler sonra- willem'in söylediklerinden bazı parçalar hatırlayıp onları bağrına basıyor, onun için söyledikleri kadar söylemediklerini de, onu tanımlamadığı şekilleri de bağrına basıyor. ama geceleri bunu fark edemeyecek kadar korkmuş, sersemlemiş oluyor. telaşı fazlasıyla gerçek, yakıcı. "peki sen kimsin?" diye soruyor onu kucaklamış
Sayfa 696·Kitabı okudu
Alıntı
Olanlar, zaman geçtikçe daha da göreceksin Lara, hep bir yere oturuyor. Mantıksız, sebepsiz ve hatta yükselişe hizmet etmeyen hiçbir şey olmuyor burada. Her şey ama her şey gerçek insanın ortaya çıkışına hizmet edecek şekilde ayarlanmış canım. Bu da işte, okuyabildiğinde önce hayrete, sonra hayranlığa ve nihayet aşka dönüşüyor.
Sayfa 445·Kitabı okudu