İlm-i hikmetten ders almış
Ol mutlakta yanılmış
Olan aklı dağılmış
Bildiği tahkik değil
Fatihatü’l-ümmü’l-kitap
Arif okur eyler hesap
Onu bilmez münkir-i kelp
İlm-i hakayık değil
Fedayi rumuz sözlüdür
Gerçekler görür gözlüdür
Hak âdemde gizlidir
Her can bilmez tanık değil
İşte bu yüzden yollara çıkmalı insan, arşınmalı dağ bayır, rüzgâr nereye götürürse. Ve çok sevmeli inadına. Kırılacağını bile bile sevmeli. Gözünün içine baka baka sevmeli. Bir yaprağın gözüne, suyun gözüne, taşın gözüne, toprağın gözüne ve bir insanın gözüne meydan okur gibi bakmalı. Bir şarkı da diyor, kim dedi her şey yoluna girecek diye. Girmeyecek ki sebep olsun yolculuklara. Kat yoluna ne varsa. Kıyıdan uçan bir yaprağın, rüzgâra ayak uyduran dalgalara kendini bırakması gibi bırak kendini hayata. Bir yol, bir iyilik, bir rüzgâr, bir deniz, bir toz bulutu, çam kokusu ve bir sevme hikayesi, manzaralar, yol arkadaşım hafızam.
21 kasım 1913, Sofya
Sevgili Corinne,
Çarşamba akşamı İstanbul'dan, kollarındageçirdiğimgününtatlıanısıyla İstanbul'dan ayrıldım. Benisendenuzaklaştırantren zannettiğim gibi 16.30'da değil, 15.20'de hareket etti.
Trenin kalkış saatini soran bütün arkadaşlarım da benim gibi yanıldılar. Hareket saatinde yanımda kimse yoktu, kimseyi göremeden ve hiçbir arkadaşıma veda edemeden ayrıldım.
Yol arkadaşım, Almancadan başka bir dil bilmeyen bir Alman'dı. Sizinle yaptığımız çalışmalara güvenerek bu beyle bir diyaloğa girme cesaretini gösterdim. Bir taraftan lisanımın zayıflığı, diğer taraftan sendenayrılmakladuyduğumhüzün, konuşmayı devam ettirmeme mâni oldu.
İstasyondanaldığımgazeteleriokurgibiyaparakbirliktegeçirdiğimizgüzelanlarırüyagibiyaşadım; parktayaptığımızgezintiyi, ScetingPalace'takibuluşmalarımıza, Edith'inkorkularını, kısacayalnızsizidüşünđüm. Ruhumdasırfsizeaitgüzelhatıralarvar.
Akşamın yedisi olmuş, restoranın garsonu beni yemeğe çağırdı. Saat 10'da yatağıma yatmıştım bile. Uyumak için değil, Alman yol arkadaşımdan kurtulmak ve rahatrahatsenidüşünmek için. Sınırı ne zaman geçtiğimizi bilmiyorum, çünkü ortalık henüz zifiri karanlıktı. Tren öğleden sonra saat 2'de Sofya'ya vardı, bir araba tutarak elçiliğe gittim.
Şu anda Hotel Bulgarie'deyim, fakat bu otelden memnun değilim, yarın değiştirmeyi düşünüyorum. Bana göre mobilyalı bir ev bulmak çok zor, bulana kadar otelde kalmaya mecburum.
Elçilikte bir büro düzenledim. Orada misafir kabul edebileceğim. Nazik mektubunuzu, yazdığım bu satırların sonuna gelirken aldım. Cevdet
Bey
" Benle bir daha hiç karşılaşmayacağım, der kendisine: son nefretini kendisine yönelttiği için mutludur; varlıkları ve şeyleri -affederken- yok ettiği içinse daha da mutludur. "
İçindekiler kısmında bulunan bölümlerden birinde, " Dört büyük düşman: şüphe, korku, kibir ve arzu" yazılıydı. Bu kelimeleri okur okumaz içimdeki asiliğin tetiklendiğini hissettim. Çünkü burada "düşman" şeklinde ifade edilen kavramların her biri duyarlılık ve zekanın ürünüydü.