Bir ninenin sözü kulağına küpe olsun: Hele önce bi yaşa! Önce çiğnen bakalım! Sen de çiğne! Hele burnunun ucuna kadar, şuraya kadar dol, ensende boza pişsin hele, yüreğin yüzükoyun yerlerde sürünsün bir; bu işi ancak o zaman tekrar konuşabiliriz. Ama şimdi delilik etme, anlaşıldı mı?
Hikmetini ve içyüzünü öğrenmek istediğim şey, Ben’di. Kurtulmak, alt etmek istediğim şey, Ben’di. Ama alt edemedim, sadece yanılttım, sadece kaçtım ondan, sadece saklanıp gizlendim. Doğrusu, dünyada benim bu Ben’im kadar, bu kadar yaşıyor olduğum, başkaları gibi ve başkalarından ayrı biri olduğum, Siddhartha olduğum bilmecesi kadar kafamı başka hiçbir şey kurcalamadı. Ve dünyada kendim kadar, Siddhartha kadar az bildiğim başka hiçbir şey yok.
Sen hiç hakkıyla kendinden nefret edebilen bir Müslüman gördün mü, kendinden tiksinebilen bir Doğulu tanıdın mı hiç? Kendilerinden hiçbir şey beklemezler ki; yalnızca ne olduğunu bilmedikleri bir akışa boyun eğerler ve başka türlüsünü isteyeni de sapık ya da deli sanırlar! Onlara yalnızlıktan değil, ölümden kormayı öğreteceğim Fatma. O zaman, kendilerini dünyanın merkezine yerleştirmeleri gerektiğini öğrenecekler!
Dünya o yasak ağaçtaki elma gibidir, demişti bir gün, onu koparıp yemiyorsunuz, çünkü boş yalanlara inanıyor, korkuyorsunuz; kopar daldan bilginin elmasını, korkma oğlum Recep, bak ben kopardım ve özgürleştim, haydi, dünyayı ele geçirebilirsin; cevap versene?