• Misafir odasında baca deliği olmadığı halde "Anne, sobayı bu sene misafir odasına kuralım mı?" diyen abime, "Olur, boruyu da k.......na sokarız, camdan çıkarırsın, sorun olmaz." diyen anneye,
    ——————————————
    Kaza mahalinde elinde cep telefonuyla koşturup "112′nin numarasi neydiiiii?" diye bagıran sarışına,
    ——————————————–
    Birbirlerine ana avrat küfür eden iki kişinin arasına girip ikisine de birer tokat atan ve "Analar kutsaldır, analara küfür etmeyin" diyen Karadenizli ağır abiye,
    ———————————————-
    Annesine kızıp, buharlı ütünün içine işemeyi akıl eden! Annesini buram buram çiş kokularıyla iş yerine yollayan! Annesi; ancak arkadaşları ”acayip kokuyorsun” dediğinde işi çözen anneye ve çocuğuna,
    ———————————————-
    Banyonun lambası yanmayınca elektrikler kesik zannedip yarım saat gelmesini bekleyen. Beklerken de canı sıkılmasın diye televizyon seyreden kişiye,
    ————————————————–
    Ailecek televizyon izlerken üst komşu küçük oğlunu göndermiş. Çocuk, anneme ”X teyze, annem dedi ki, bari haberleri açsınlar da, biz de dinleyelim”. Biz de kırmadık, açtık. Ailecek çok iyi niyetli olduğumuzdan, televizyonları bozuk sandık. Yüksek sesten dolayı bize laf soktuklarını anlamamız çocuğun ikinci gelişinden sonra oldu. Bu olayı yaşayan aileye,
    ————————————————–
    Lisedeki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenimiz AIDS’in açılımını yapıyor: (A)llaha (İ)syan eden (D)eyyusların (S)onu… diyen hocaya,birer alkış istiyorum:))
    ————————————————–


    Ayrıca aşağıdakiler de birer tebrik hakediyor:

    Acı Kaybımız:
    3 ay önce ailemize katılan, "Necmi" ismini verdigimiz kaplumbağamız dün vefat etmiş. Aile arasında sade bir törenle evin arka bahçesine gömdük. Hayvancağız durduk yerde can verdiği için gidip, Necmi’yi aldığımız dükkanın sahibine sebebinin ne olabileceğini sorduğumuzda ”Abi onlar kış uykusuna yatar” cevabını almış bulunmaktayız. Hepimizin başı sağolsun. Bu vicdan azabıyla ben de çok yaşamam herhalde.
    ————————————————–
    Annemin Maceraları:
    Shrek’in fragmanlarını gösteren bir televizyon kanalında, el ele
    tutuşmuş Shrek ve Fiona’yi gören annem, ‘Bunlar Süleyman ve Nazmiye Demirel çifti mi?’ diye sordu! Seçememiş gözleri o mesafeden.
    ————————————————–
    Alfabe:
    Ben de bu yıl okula başlayan torunum için kuvvetli bir moral alkışı istiyorum. Daha ikinci gün: ‘örrrtmenim, taa evden buraya tel çizmeye mi geldik, hep yumarlak mı yapcaz, harf felan öretmicen mi?’ deme cesaretini gösterdiği için,
    ————————————————–
    Annem:
    "Bu taraf bitti" diye CD’yi arkasına çeviren ve sonra da "CD çalar çalışmıyor!" diye feryat eden anneme alkış az geliyor!
    ————————————————–
    Modem:
    Yemek masamın üstünde duran modeme uzun uzun bakan anneanem "Bu ne?" diye sordu. Ben de kolay anlasın diye "Hani benim bilgisayarım var ya, onunla internete giriyorum. İşte internete girmek için o kutu zorunlu" diye uzun uzun açıkladım. Anneannem dinledi beni ve "Yani modem bu" dedi ve konu kapandi…
    ————————————————–
    Yaz Okulu:
    Bir alkış da annesine yaz okulunu kazandığı müjdesini veren üniversite ögrencisine gelsin. Bu yaratıcılıga şapka çıkarılır.
    ————————————————–
    Beyin Göçü:
    Tikky olduğu her halinden belli olan kızımız Beşiktaş-Taksim
    midibüsünde yanındakı arkadaşına dert yanmaktadır. ”Şekerim dördüncü kez girdim ÖSS’ye, ama yine kazanamadım, gidicem sonunda Amerika’ya o olucak. Böyle böyle beyin göçü oluyor işteeaa!” Sen git, masrafları ben karşılıyorum.
    ————————————————–
    Alman Yazar:
    Bir alkış da lisede edebiyat dersinde okuduğu şiir bitince sınıfa dönüp "Bu şiiri ünlü Alman yazar Goethe yazmıştır" diyen hocaya, "Niye, kağıt bulamamış mı?" cevabını veren arkadaşa gonderelim.
    ————————————————–
    Düz Mantık:
    Eğer bir sokakta yürüyorsanız ve camında ”Bu ev kiralıktır” yazılı bir evin yanından geçip birkaç adım sonra önüne geldiğiniz bir başka evin camında ”Bu da” yazısını görürseniz, bilin ki Trabzon’dasınız.
    ————————————————–
    İngilizce Yazılısı:
    Bir alkış da İngilizce sınavında "Nice …….." şeklindeki boşluğu
    "Nice mutlu yıllara!" biçiminde dolduran, dahi mi yoksa aptal mı olduğunu henüz anlayamadığımız öğrencime istiyorum.
    ————————————————–
    Hugo’lar Beşledi:
    Bir alkış da lisede edebiyat kitabından bir metni tüm sınıfa sesli olarak okurken V. Hugo’ya "Beşinci Hugo" diyen arkadaşımıza gelsin.
    ————————————————–
    Ne Zaman?
    Kardeşim karne almıştı; fakat birçok zayıf notu vardı. Annem, babamla beni kenara çekip uyarıları sıralıyordu: "Sakın çocuğun moralini bozmayın, sakın kötü bir şey söylemeyin" uyarılar özellikle babama yönelikti: "Hele de sen, sakın çocuğun gururunu kırma". Babam daha fazla dayanamadı ve sordu: "Karne için ne zaman özür dileyeceğiz?"
    ————————————————–
    Havale:
    Bankada gişenin önünde işlemimin yapılmasını bekliyorum. Yanımdaki gişede işlem yaptıran yaşlı teyzeye, işlemini yapan kadın soruyor: "Parayı kim alacak teyze? Alıcısına ne yazalım?" Teyzem cevap veriyor: "Bu paranın hayrını görme inşallah yazalim" evladım.
    ————————————————–
    Lamba:
    Dün gece evime giderken yolun tenhalığından olsa gerek kırmızı ışıkta geçtim. Ardından yurdum polisine alkışı hak ettiricek anons: "Bacım o geçtiğin gece lambası değildi; çek sağa".
    ————————————————–
    Hacim nedir?
    Öğretmen bir arkadaşımdan naklen: 5. Sınıfların Fen Bilgisi sınavının 2. sorusu: "Hacim nedir? Bir örnek vererek açıklayınız". Öğrencimizden gelen cevap: "Hacdan gelenlere hacim denir. Örnek: Nasılsın hacim?".
  • Atatürk'ü zaten biliyor, tanıyor, seviyor olabiliriz.
    Bence bu kitabı okuyun ve ne kadar bildiğinizi, tanıdığınızı, sevdiğinizi kendinize bir kez daha sorun.
    Ayrıca son bölümü hem böyle bir kitabı hiç bölmeden sonlandırmak, hem de rahat rahat ağlayabilmek için yalnız olduğunuz bir zamanda okumanızı öneririm.
  • Mongolfier kardeşler icat etmiş oldukları balonla ilk uçuşlarını yapmak istedikleri sırada gösteriyi izlemek için meydanda toplanan seyirciler arasından biri yanında bulunan tonton tavırlı, yaşlı, saygıdeğer bir baya dönerek biraz saf bir tavırla şu soruyu sorar: "İyi de bu ne işe yarıyor bayım?" Sözü edilen yaşlı bay - ki o sıralarda Fransa'yı ziyaret etmekte olan ünlü Amerikalı bilgin ve siyaset adamı Benjamin Franklin'dir - aynı ölçüde hoşgörülü bir şekilde gülümseyerek şu cevabı verir: "Yeni doğmuş bir bebek ne işe yarar bayım?"
    Felsefe; insanı insan yapan ve bir hiç olmaktan kurtaran araştırma ruhunun, anlamlandırma, yorumlama ve değerlendirme etkinliğinin, önemli sorular sorma ve onlara ciddi olarak cevaplar arama özelliğinin, erdemli olma ve mutlu yaşama talebinin, kısacası bilgeliğe ulaşma özleminin en hakiki ifadesidir.
    Prof. Dr. Ahmet Arslan - Felsefeye Giriş Kitabı'ndan alıntılanmıştır.

    Ne kadar da çok cebelleştim bu kitabı okuyup anlamak için. Sınıfta edebiyat öğretmenim ''... nedir?'' diye sorduğu sorulara hep felsefenin güzelliğini kullanarak cevap vermeye çalışmışımdır. Kimi zaman sınıf arkadaşlarım kurduğum cümlelerden ve yaptığım tanımlardan dolayı arkadaş ortamının verdiği samimiyetle birlikte yüz güldüren cümleler sarf ettiler. Kimileri ise dalga geçecek kadar sınırlarını aştılar. Aslında bu onların sorunu değil. Türkiye'de maalesef felsefeye gerekilen değer verilmiyor. Ne yazık ki felsefecilerin heykelleri deli hastanesinin önüne dikilmiştir. Düşünüp sorgulama, bir şeyleri tartışma konusunda oldukça gerideyiz. ''Bu böyledir, bunu bileceksiniz''i çok başarılı bir şekilde yaparız da ''Neden böyle'' diye sorulduğunda başarısızlık enkazının altında kalırız. Zaten eğitim sisteminin içerisinde birçok sorun var. Ortaokulda karton kesmekten başka ileri gidilemeyen derslerin yerine veya yanına da felsefe dersi eklense belki de daha farklı olur diye düşünüyorum. Neyse kitaba dönelim.Kitabın içerisinde yer yer idrak edemediğim bölümler oldu. Daha öncede okuma girişiminde bulundum ancak kitabın ağır geldiğini hissettiğim için yarım bırakmak zorunda kaldım. Şimdi ''Ağır gelmedi mi?'' diye soracak olursanız, evet ağır geldi ancak okumama engel olacak kadar değildi. İleride tekrar dönüp bakmam gerektiğini düşünüyorum. Kesinlikle tek solukta okuyabileceğiniz, kitabın içerisinde kolay kolay sürüklenebileceğiniz roman tadına bir kitap falan değil. Eğer böyle okuyabilen birisi varsa kendisini en samimiyetle tebrik ediyorum Nasıl matematik sorusuna çözmek için analitik olarak düşünmeniz gerekiyorsa kitabı okumak için de aynı şeyi yapmakla mükellefsiniz. Biraz da sabırlı olmak gerekir. Birkaç kez kitabı tekrar yarım bırakmak istedim ancak kendimi zorladım. Kitaptan biraz sıkıldım diyebilirim. Okumak için çok acele etmeyin, ama çok da geç kalmayın. Hangi kitapları okumaktan zevk alıyorsanız alın, bu kitabı bir gün şöyle bir elinizde tartıp, kokusunu içinize çekip okuyun...
  • "Ve herkes görünene aldanmaya hazırdı.
    Çünkü görünene aldanmak, hayatı dayanılır kılmanın ilk şartıydı."



    Çocuklar!Küçük yaşlarında anne-babasını kaybeden yada onlar tarafından hiç görülmeyen,en ufak bir değer verilmeyen,ailelerine sadece yük görünen hatta ve hatta aileleri tarafından kullanılan,istismar edilen,taciz edilen,kiralanan,satılan,hayatları daha başlarken doğdukları anda bitmeye mahkum çocuklar!

    Ülkemizin nereden aldığı belli olmayan,insanlığa bile yakışmayan birçok töresi,tabusu altında ezilen ve ne yazık ki daha doğarken ölmeye mahkum edilen tomurcuklar...

    Şu yaşadığımız zamanda bile bir çok iğrençlik,mide bulandıran kokuşmuşluk eylem töre hatta dinin gereği olarak lanse edilirken sadece izleniyor.

    Ve diğerleri bunlara göz yummak istemeyen,bunların acısını çeken,bunlara karşı çıkmak,engellemek isteyen insanlar...Ne yazık ki ellerinden hiç bir şey gelmeyerek çaresizce izliyor.Bir şey yapamazlar,çare bulamazlar,çözüm üretemezler,onları kurtaramazlar,ellerinden hiç ama hiç bir şey gelmez...Ve...Yine bunların birçoğu da hiç bir sorun yokmuş gibi,her şey yolundaymış gibi görmezden gelip umursamaz görünerek için için gözyaşı dökerler çünkü böylesi çok daha kolaydır.(Kendi kendini paralayıp HİÇ BİR ŞEY YAPAMAMAK ve kendi kendini paralamadan görmezden gelip yine HİÇ BİR ŞEY YAPAMAMAK)

    Çocuk gelinler,Tarikatların elinde seks oyuncağı olmuş erkek/kız çocukları,kendi ebeveyni tarafından taciz edilen çocuklar,evden kaçan ama ne yaparsa yapsın aradığı ışığı,aradığı çıkış yolunu bulamayıp pedofili adı verilen canavarların ellerine düşen Tanrı nın bile görmezden geldiği çocuklar.

    Sen!Evet sen bu yazıyı okuyan arkadaş ne kadar şanslı olduğunu biliyormusun?

    Uyuşturucu ticareti,fuhuş,hırsızlık,dilencilik hatta tetikçilik yaptırılan çocuklar,doğarken kaybolan ve ne yaparsa yapsın bizim normal dediğimiz hayatları hiç bulamayacak,yaşayamayacak olan gelecek yoksunu canlılar.

    Şu yazılanlar hala öyle yoğun öyle canavarca yaşanıyor ki bir çoğumuz kendi ruh sağlığımız bozulmaması için veya ruh sağlığımız zaten bozuk olduğu veya hiç ruhumuz olmadığı için veya daha da ileri gidelim ruhumuz lanetlendiği için bunları görmezden gelmeyi seçebiliyoruz.(üzülme,kızma,darlanma.Görsen hatta böyle olmaz diye bas bas bağırsan da elinden zaten bir şey gelmeyecek,sadece şu anki ruh sağlığını korumak adına elinden bir şey gelmeyeceğine,ne yaparsan yap düzenin değişmeyeceğine inandırabil kendini)

    Yine iyi saatte olsunlar geldiler bana.Kızıyorum üzülüyorum,darlanıyorum hatta kinleniyorum kime mi? en başta Tanrı'ya,sonra da diğer insanlara (hepsine değil sadece biraz önce bahsi geçen canavarlara ama yazıya konu olan çocuklar bu seçimi de yapamıyor,o çocuklar bütün insanlara kin tutup hepsinden nefret ediyor çünkü onlar için hepimiz aynıyız)

    Bir kitabın size verebileceği bir sürü his var,öğrenebileceğiniz bir sürüde bilgi yeter ki almak anlamak isteyin.Hakan GÜNDAY'ın kitapları kurgu ancak okurken çevremizde (tanıdıklarımız dahi olabilir) yaşanmış,yaşanmakta olan veya kaderleri belli daha doğarken o kaderlerin üzerine simsiyah kalın bir çizgi çekilen insanları ÇOCUKLARı etrafınızda aramaya başlıyorsunuz.

    İşte bu kayıp harcanmış hayatları anlatan,okurken rahatsız eden,sizi dürten çoğu kez ruhunuzu sıkan,canınızı yakan gerçek hayatları gerçek yaşanmışlıkları okuyorsunuz.

    Hani bir laf vardır ya 'Hayat üniversitesi mezunuyum' derler işte bu adam tam anlamıyla bu üniversitenin mezunu,bir kaç kere mezun olmuş hatta mastırını yapmış.Öyle manyak(kusura bakmayın başka kelime bulamadım),öyle yetenekli,öyle karamsar,öyle umutsuz,öyle KARA yazıyor ki etkilenmemek,kitaplarına konu ettiği yaşamları düşünmemek,yakınlarınızda aramamak,o hayatların içine girip müdahale etmeyi istememek elinizde olmuyor.

    GÜNDAY hayatlarımızı tüm çıplaklığı ve gerçekliği ile gözümüze sokuyor.GÜNDAY'ın kitaplarındaki argolardan ve küfürlerden rahatsızlık duyan bence hiç kitap okumamalı.Neyse fazla sündürdük yine.Bu adam kesinlikle okunmayı hak ediyor.Ders veriyor,gösteriyor,rahatsız ediyor,yaşatıyor,etkiliyor.Bu adamı çok seviyorum.Okuyun demiyorum,herkes okumasın Hakan GÜNDAY okumak bir ayrıcalık olsun ;)

    Bütün kitaplarını aldım aralarına ikişer üçer kitap serpip hepsini okuyacağım.

    Kitabın konusu nerede? bahsetmemişsin diyen arkadaşım olursa netten özetini okusun.Ya da... Kitabı alıp onu yaşasın.
  • DİKKAT DİKKAT!
    Bu bir kitap incelemesinden ziyade kitabın içindeki bir şiirin incelemesidir. Çünkü bence sadece o şiiri kitabın tamamına bedeldi :)
    Başlamadan önce bu etkinliği (#31053074) düzenlediği için Nausicaä'ya teşekkür ediyor ve bu incelememi de ona armağan ediyorum. Ayrıca bu kitabı okumak henüz aklımda olmadığı halde bunu okumamı sağlayan Hakan'a da teşekkür ediyorum.
    NOT: Şiirin SPOİLER'e olur mu? Herkesin bir şiirden aldığı his farklıdır, o yüzden olmaz diye düşünüyorum...
    Yalnız bir operaya başlarken ben bilmiyordum hiç, sevgilin kim? Yorgun ve kirli bulduğun geçmişinin sevdiğinle aranda olduğunu söyledin? Ve her şeyi yine onunla temize çektiğini. Kelimelerin acıyordu sanki. Belli çok fena canını yakmış birisi, hayır hayır sanırım yetim bırakmış kalbini. Varlığını ele geçirmiş senin dediğine göre. Sahi neden korumasını bilmemiş? Terk ettin beni tüm kazananlar gibi diyorsun sen oysa tam aksine kendisini bu kadar seven birini kaybetmiş o her kimse... Onun yokluğu kimsesiz hissettirmiş ya seni, bilemezsin tüm varlığıyla yanında olsun istedim o an senin, bir mevsim beklediğine değsin diye, yüzünün ayrıntılarından bahsettiğini, liriği ne denli ona benzettiğini bilsin diye düşledim. Onu düşündüğünde şiire olanları bilseydi eğer yaz başıydı gittiğinde diyordun ya hani eminim en geç yaz sonuna kadar gelirdi. Zamanı ikinize düşman ettin. Tam şu dizelerini
    "Daha o gün anlamalıydım
    Benim sana erken
    Senin bana geç kaldığını" okuduğumda nasıl içerledim?

    Hani koca bir yazdan sonra dönmüştü sonra. Hiçbir şey eskisi gibi değildi söylediğine göre. Biraz eksik, biraz yarım. Söyler misin, ne olmuştu size? Gerçekten zaman mıydı bu olanların sorumlusu, uzaklık yaramamış mıydı ikinize?
    Biliyorum ne sen dönebilirsin artık ne de ben kapıyı açabilirim sana dediğinde. Bilmiyorum olur muydu, gidip onu dönmesi için ikna etmek ve sana da kapıyı açtırmak? Tüm kalbimle mümkün olsun istedim, ikinize bunu yaptırmak...
    İki yorgun ve yalnız yıldızdınız belki. Düşündüm yıldızlar yorulmazlar ki, tek sorun uzak olmanızdı birbirinizden takım yıldızı olsaydınız dedim keşke.
    İkimizden ne kalacak geriye diye sordun ona. Bu şiirler belki ve sana bunu yazdıran o anılar. Bir soru daha gelmişti sonra senden ona
    " Şimdi biz neyiz biliyor musun?
    Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi." O an koşup bir çocuğun başını okşamak belki, depremin içinden, yıkıntıların arasından çekip çıkarmak o yaralı bedenleri ve en çok da yıkıntıların üzerinde kalmış olanlar için bulamadıkları bir türlü, belki de bulamayacakları yakınlarına ağlamasınlar diye daha fazla kalplerine içimdeki tüm umudu son zerresine kadar aşılamak istedim. Kış başlıyor dedin, hoşnutsuzdun. Bahar gelsin istedim, onu getirmek, hoşnut ederdi belki seni, ama beceremedim. İyi bak kendine demenle, her veda cümlesinde olduğu gibi mahzun bir hüzün sardı yüreğimi. Aynalara bakamamak dedin, sessizlikten korktuğunu da söyledin. Neden korkuyorsun ki sanki sessizliğinde bile içindeki sesin yok mu sana eşlik eden? Hem bilmez misin aynalara korkmadan bakmak ne güzeldir. Saatin tik takları ve duvarlar, koca yalnızlığı anlatan imgeler kullanıp sonra da "denemeseniz de, bilirsiniz hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar" dedin ya inan bana ne kadar çok kızdım sana. Yaşamak varken hâlâ niye öyle dedin bir anlam veremedim. Yüreğinin bir şeyleri unuttuğundan bahsettin ve bir gün bununla yüzleşmenin ne kadar zor olduğundan, zamanın bir şeye çare olmadığından. Zordur ne diyebilirim ki sana ama güzel dizelerine rağmen böyle umutsuzca konuşman yakıştıramadım pek kusruma bakma. Bu şiire başladığında nerdesin, şimdi nerde? Bu defa ben soruyorum sana. Yarandan bahsettin, iyileşmesini diledim. Şiirlerin solmuş, aşk bitmiş. Hayır olamaz, diye söylendim. Aşk seni bulsun, ve açsın o şiirler diye devam ettim. Aşk YALNIZ BİR OPERA dedin. Şiirin adını söyledin. Sorguladım iki kişilik olanı daha hoş değil miydi? Uyuyup uyanmadığını söylediğinde, bir kez daha anladım. Uyumak zordu, uyanmak daha beter. Gökyüzünde yıldız arayan o gözlerin, gördü mü peki geceyi güzel yapan hilali... Bitmemiş bir şiirde yoluna devam ederken sen izledim ve ben de hiç bitmesin istedim sonu mutlu bile olsa son olmamasını diledim. Senin dönüp ardına baktığında bulamadığın sanatı, yanıbaşıma koydum ben şimdi.
    Sevgili dostlarım kısacası okuyun mutlaka bu şiiri...
    YALNIZ BİR OPERA şiirini dilerseniz sesli olarak da dinleyebilirsin.
    Buraya kadar sabırla okuduğunuz için çok teşekkür ederim.
    Sevgiyle ve tebessümle kalın :)
  • Kitabın dili hakkında bilgi vermek istiyorum öncelikle. Yalın, sade, her yaştan okurun okuyabileceği şekilde yazılmış ve olaylar birinci ağızdan sizinle sohbet eder gibi anlatılıyor. Dua hakkında hepinizin bildiğini düşündüğüm ayet, hadis, kıssalardan faydalanılmış. Buraya kadar klasik yeni türk edebiyatı diyebilirsiniz. Ve haksız da sayılmazsınız. Edebi metin olarak okumayı düşünmeyin yani. Ama şunu hissettim okurken, bir ateistin bile Duâ'nın gücünden etkileneceğini, yer yer gözünüzün yaşardığını, yer yer Aslan'la birlikte sevinç naraları atarken bulacaksınız kendinizi. Okumazsanız bir şey kaybedermisiniz bilmem ama okuyunca çoğunuzun farkında olmadığı veya çok sık yapmadığı bir şey yapmasını sağlayacağını düşünüyorum. Yüreğinize ferahlık, biraz hüzün, biraz umut, biraz sevinç tohumları ekmek istiyorsanız bu kitabı size tavsiye ediyorum. Fazla popüler olan kitaplara bir kısmınızın önyargıyla yaklaştığını farkettim. Bende onlardan biriyim sanırım. Tam emin değilim bu durumdan. Dini kitap okumak isterken elimde okumadığım pek fazla seçenek olmadığını farkettim ve %50 indirimde görünce almış ve okumuş bulundum. Yazarın hikayesini Halit Ertuğrul tarzına benzettiğimi belirtmek istiyorum bu arada. Lafı fazla uzatmış bulundum. Okuyun mutlaka bir şeyler katacaktır sizlere diyerek. Satırlarda buluşmak ümidiyle..
    Spoiler olarak alt kısma yorum gireceğim lütfen sadece kitabı okuyanlar okusun alt kısmı
    .
    .
    .
    .
    .
    .
    .
    .
    .
    Bir eleştiride bulunmak istersek eğer benim kannatimce Aslan'ın zor günlerden kurtulurken etmesi gereken dua Allah'ım geçinebilecek kadar rızk nasip eyle olmalıydı. Neden diyorsanız Arslan evet imanıyla kazandı. Rabbi nasip etti ancak fazlasını istedi. O fazlayı bence ahirete bırakabilirdi. Yazar hiç bahsetmedi. İş peşinde koşturduğundan felan bahsetti ama Arslan namaza başladı mı. Hayır hasanat yaptı mı. Bunlardan hiç bahsetmedi yazar. Bence yazar şu konuda vebal aldı. İnsanların zengin olmak için bu hikayeden esinlenerek duaya başvurmalarına vesile olacak bir kitap çıkmış ortaya. Yazarı bu konuda eleştiriyorum. Aslında derinlemesine bunları düşününce kitabın popüler ve çok satanlara gitmesini açıklıyor bu durum. Unutmayın! Bunu ben söylüyorum. Sıradan bir okur yani. Çok satanlara giren tüm kitaplar o toplumdaki zayıflıklar ve eksiklikler üzerine kurgulanıyor ve biliyorsunuz ki bizim toplumumuz peynir ekmek yemeye utanır. Ekmeğin üzerine peynir koyup üstüne de kürdan saplarsanız tav olur. Kısacası her hikayeden doğru anlamlar çıkarabilen bireyler olabilmeyi Allah hepimize nasip etsin. Önce neden, sonra neyi, sonra ne kazandım. Her kitapta bunu sorun kendinize. Eğer bunu yaparsanız okuduğunuz bir kitabı elinize aldığınızda daha çok hatıra bırakmış olursunuz zihninize. Lafı kaç kez fazla uzattım bilmiyorum ama sohbet etmiş bulundum siz değerli kitap dostlarıyla. Güneşli günleriniz olsun. (:
  • Kitabı bitirdiğimde sabahın 06:00 sularında, oturduğum eve yakın, 7/24 açık olan bir simit kafedeydim. Oldukça zorlanarak okuduğum (konusu gereği ağır bir roman) bu kitabı, sayfaların beni sürükleyip durduğu kaostan (birçok şey ifade edilebileceği için kaos) bir an bile ayrılmayıp, sabahlayarak ancak bitirebilmiştim. Bu bende belli başlı konularda teknik hâline gelmiş olsa gerek ki; bu kitabı okumaya başlamadan önce de hakkında en ufak bir eleştiri okumadım, yorum almadım. Benim için bunlar, sadece kapağın üzerindekilerle sınırlıdır. Kitabı okuduktan sonra yapılması gereken bir eylem olduğunu savunuyorum bunun. Böylece vâkıf olduğum bir kitaptaki konu, olay örgüsü ve karakterlere karşı yapılan yorumlar ile; insanların tepkilerini gözlemleme, kişiliklerinden ufak bile olsa (beden dili değil sonuçta, sadece yazı dili) yansımaları görme fırsatı buluyorum. Bu sefer de aynı şeyi yaptım. Bu site ve başka sitelerde tabi. Ancak okuduğum eleştiriler, bu güçlü ve pek başarılı roman için yapılabilecek en değersiz eleştirilerdendi. Bu eleştirilerden günümüz toplumunun çürük kokusunu almak hiç zor olmuyor inanın. İsterseniz defalarca okuyun o olumsuz eleştirileri. Dediğimi anlayacaksınız. Sorun, kitaba yapılan eleştirinin olumsuz olmasından ziyade, eleştirinin nasıl bir bakış açısıyla yapıldığı. Gözlemlerim kitapta yaşanan şeyler kadar rahatsız edici. Ve kitapla ilgili de olduğundan bu duyarlı, duyarsız kalmak dengesizliğini bir kez daha ortaya koyuyor insanlar. Mesela şöyle böyle anlatabilirim demek istediğimi. (Anlatabilirim miyim acaba? :)) Dünyada ve Ortadoğu ülkelerinde yoğun olmakla birlikte her gün çok kötü şeyler yaşanıyor. İnsanlar 1000/1'ini bile bilemiyor bunların. Ne kadar gelişmiş bir haber, bilgi ağına sahip olsak bile.. Bilgili, ancak duyarlı bir insan olmadığınız zaman (evet tam olarak mazlumun yanında, mazlum için olmadığınızda), önünüze bu gerçeklerin evrensel ve varlığını reddedemeyeceğiniz, durumu aklayamayacağınız veya esnetemeyeceğiniz bir şekilde (kitap, film vb.) zank diye konulması sizi çarpıyor. Devreye o uca bucağa sığdıramadığınız ahlâk kurallarınız (içgüdüsel olarak ahlâksızlıkları örtbas etmek veya reddetmek için kullanılan şeylerden bahsediyorum, bence tamamen gri) giriyor ve gerçeği görmek istememek gibi bir eyleme girişiyorsunuz. Kaçıyorsunuz ondan. Çünkü arkasından bir duyarlı olup, olmama eylemi içine girmek zorunda kalıyorsunuz. İnsanlar gerçekleri ne kadar kendilerinden uzaklaştırırlarsa, o kadar huzurlu olacaklarını düşünürler genelde. Şu an belki de tam olarak açıklayamadığım bu durumdan dolayı inanın (sadece bu site için söylemiyorum) mide bulandırıcı bir havası vardı o eleştirilerin. Ben burada kitap hakkında değil kitaptaki konuya yorum ve yaklaşım hakkında bir eleştiri eklemiş bulundum. Kitabı bitirdiğimde paylaştığım yorum ise şuydu sevgili meraklılar; "Beynimin, içindeki karakterlerle duygularımın ve hatta midemin sınırlarını zorlayan bu çok başarılı romanla sabahı getirmiş bulunmaktayım. (Tiksindirici olan başka bir konu da; dünyanın, romandaki karakterlerden daha da tiksindirici insanlarla dolu olmasıdır.) Günaydın herkes! Güzel insanlara sevgiler..." Kitap asla ama asla, bir kesimi iyi göstermeye çalışmıyor. Bütün çarpıklıklarıyla insan ırkının aşamadığı bir evrimsel aşamanın (üreme) sancılarını (aşılamadığı için sapık insanlar, sapık toplumlar, sapık inançlar... vs.) farklı bir kalemde, zor bir kalemde anlatıyor. Anlatmak istediğim psikolojik geçişleri ve manipülasyonları aktarabildim mi bilmiyorum. Ama yazıyı burada kesersem iyi olacak. Gök gürültüsüne uyanmış biri olarak 3-4 saatlik uykuyla duruyorum. Zihnim aşırı yorgun ve bulanık. Takdir edersiniz ki bahsi geçen roman insanın beynini gerçekten yoruyor. Ve evet uyandığımda da tam olarak gök gürültüsüne bağırıyordum. :) Sanki dedim; tanrıların öfkeleri birbirlerine karışıp, birbirlerinden taşarcasına bizi ıslatmaya geliyor. Ne bereketli bir öfke! Uykumdan ne istiyorsunuz sayın tanrılar? Ne güzel dedim ama!
    Meraklılara;
    Saygılar, sevgiler..