8/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
Türk edebiyatının ilk "gotik roman" örneği olarak basit bir dedektif hikayesinin çok çok ötesinde. Canvermezler Tekkesi Selim Nüzhet Gerçek'in Ahmet Kâmil müstearıyla, Claude Farrère'in La Maison des Hommes Vivants adlı eserinden uyarlayarak 1921 yılında İleri gazetesinde yayımladıktan sonra 1922'de kitaplaştırdığı Canvermezler Tekkesi, esrarengiz olayları, doğaüstü karakterleri ve okura yaşattığı mistik ürpertilerle okuyucuyu etkilemiştir. Ali Nail, Kilyos'ta fırtınadan etkilenen balıkçılara yardım etmek için Rumelikavağı'ndan harekete geçiyor. Ama Kilyos'a ulaşana kadar bu yolculukta yolunu kaybediyor ve başına olağanüstü olaylar geliyor. İlk başta yolunu bulmaya çalışırken ruh gibi gezen sevgilisi Meliha'yı görüyor. Bir sevinç ve heyecanla Meliha'nın peşine düşüyor ama dengesini kaybederek uçurumdan aşağı düşüyor. Bir süre bilincini kaybedip uyandığında ise başında hiç tanımadığı ihtiyar bir adam görüyor. Nerede olduğunu ve bu ihtiyarın kim olduğunu sorguluyor ama işler daha da enteresan bir hâle geliyor. Bazı düşünce ve inananlara göre Sen Jermen Kontu, felsefe taşı ve ölümsüzlüğün sırrını keşfetmiş, Sultan I. Mahmut zamanında gizlice İstanbula gelmiş ve öğretilerini birisine anlatarak ortadan yok olmuş. Bu öğretileri seçili kişilere öğreterek aktaran insanlar esere adını veren Canvermezler'i oluşturuyor. Bu kimseleri tanıyan, bilen kimse yok, öğrenirse de yaşayan yok. Sırra vakıf olan bedelini canıyla ödüyor. Ama gün gelip gördüğü her şeyi diğer insanlara anlatarak uyarmak isteyen Ali Nail bu döngüyü kırıyor. Kitap, insanlığı uyarmak için Ali Nail'in şahit olduğu olaylardan oluşuyor. Ama yaşananlar öyle esrarengiz, doğaüstü ve akıl almaz ki Canvermezler'i gören ve insanları uyaran Ali Nail yaşıyor mu yoksa öldü de bir hayaletten ibaret bir şekilde mi anlatıyor
Canvermezler TekkesiSelim Nüzhet Gerçek · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025526 okunma
Normalin Altındaki Sarsıntı
9/10
·69 syf.··
2026 3. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 19:24
Sana “hikâye anlatıyorum” diye girip, fark ettirmeden seni kendi içine baktıran bir kitap. Dışarıdan bakınca sakin, hatta biraz “fazla düzgün” bir adam var. Her şey yolunda, hayat rayında… ama tam da burada Zweig şöyle bir şey yapıyor: “Rayında giden her hayat gerçekten iyi midir?” diye dürtüyor. Sonra küçük bir şey oluyor. Büyük olay yok, dramatik patlama yok. Ama adamın iç dünyasında bir şey kırılıyor. Ve asıl film orada başlıyor. Çünkü bu kırılma, dışarıda değil içeride yankılanıyor. Kitabın olayı şu aslında: insan bazen kötü olduğu için değil, sadece hiç sorgulamadığı için yanlış tarafta kalıyor. Ve bunu fark ettiği an, artık geri dönüş yok. Rahatsızlık büyüyor, iç ses yükseliyor, “ben ne yapıyorum?” sorusu masaya oturuyor. Zweig burada sana kahramanlık falan satmıyor. Daha rahatsız edici bir şey yapıyor: “normal” dediğin şeyin ne kadar otomatik olabileceğini gösteriyor. Yani iyilik, kötülük gibi sabit etiketler yok; daha çok farkındalık seviyesi var. En sonunda da şunu bırakıyor: hikâyeyi bitiriyorsun ama aklında olaylar değil, kendi sessizliğin kalıyor. Biraz huzursuz, biraz düşünceli. Kısacası bu kitap, dışarıda ne olduğundan çok içeride neyi görmezden geldiğinle ilgileniyor...:)
Olağanüstü Bir GeceStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2023171,9bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Geçmiş Hiçbir Zaman Tamamen Geçmez , Ruhlar Evi”
Puan vermedi·544 syf.·
2026 118. kitabı
Ruhlar Evi, büyülü gerçekçilik akımının en güçlü örneklerinden biri olarak Latin Amerika edebiyatında özel bir yere sahiptir. Isabel Allende, bu romanda bir ailenin üç kuşak boyunca yaşadığı değişimi anlatırken aynı zamanda bir ülkenin politik ve toplumsal dönüşümünü de gözler önüne seriyor. Roman, Trueba ailesinin hikâyesi üzerinden ilerler. Aile bireylerinin hayatları sadece kişisel kaderleriyle değil, aynı zamanda ülkenin siyasi çalkantılarıyla da iç içe geçmiştir. Güç, iktidar, aşk, şiddet, sınıf farklılıkları ve kadınların toplumdaki yeri romanın temel eksenleridir. Allende’nin anlatımında gerçek ile mistik olan iç içedir. Hayaletler, sezgiler ve kehanetler sıradan hayatın doğal bir parçası gibi sunuluyor . Bu durum romana hem büyülü hem de derin bir atmosfer kazandırıyor. Özellikle Clara karakteri, sezgileri ve ruhsal duyarlılığıyla ailenin manevi merkezi gibidir. Esteban Trueba ise güç ve otoriteyi temsil ederken; zamanla sertliği ve öfkesi hem ailesini hem de kendisini dönüştürüyor . Roman boyunca kuşaklar arası çatışma, kadınların direnci ve siyasi baskının birey üzerindeki etkisi güçlü bir şekilde işlenir. Allende, sadece bir aile hikâyesi anlatmıyor ; aynı zamanda bir toplumun hafızasını da yazıyor. Ruhlar Evi, hem duygusal hem de politik derinliği olan güçlü bir romandır. Büyülü gerçekçilik sayesinde sıradan hayat, olağanüstü bir anlatı evrenine dönüşüyor. Bana göre ; Romanın ana mesajı şudur: “Geçmiş, sadece hatırlanan bir şey değil; bugünü ve geleceği şekillendiren canlı bir hafızadır.” “Geçmiş tamamen geçmeyebilir; ancak şifalanabilir. Geçmişin sevgiyle, anlayışla ve huzurla dönüşmesini diliyorum.” Keyifli okumalar dilerim
Ruhlar EviIsabel Allende · Can Yayınları · 20181,615 okunma
John von Neumann - Bilgisayar ve Beyin Üzerine
7/10
·82 syf.·
2026 14. kitabı
İncelemeyi hak eden bir yazar ve kitap olduğunu düşünerek başlamak istiyorum. Bilgisayar ve Beyin John von Neumann Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en eski ve en seçkin akademik ders serilerinden biri olan Silliman Konferansları’nı vermek, tüm dünyadaki akademisyenler arasında bir ayrıcalık ve onur olarak kabul edilir. Geleneksel olarak öğretim görevlisinden yaklaşık 2 haftalık bir süre boyunca bir dizi konuşma yapması, ardından derslerin el yazmasını Silliman Konferansları’nın evi ve merkezi olan Yalze Üniversitesi’nin himayesinde yayınlanacak bir kitap haline getirmesi istenir. John von Neumann’da bu ayrıcalıklı kişilerden birisiydi. Neumann kariyer olarak Zürih Teknik yüksek okulu’nda ve Budapeşte Üniversitesinde kimya ve matematik okudu. 1927 yılında Berlin üniversitesinde doçent olarak atandı, bunların dışında Hamburg üniversitesinde bir yıllık misafir öğretim üyesi, Princeton’da akademik kadroya katılarak ABD’de kalıcı olarak yerleşti. Neumann’ın bilimsel ilgisi; kuantum, matematiksel mantık, ergodik, sürekli geometri, işlemciler, soyut matematik, kuramsal hidrodinamik, diferansiyel denklemler, nükleer fizik ve fiziğin uygulamalı alanları olmuştur. Yer aldığı projeler ENIAC, JONIAC. Neumann Joniac projesinde beyin ve işleyişi hakkkında çalışmalara başlayıp nöroloji ve psikiyatriye merak salmıştır. Çevresinde bu tür uzmanların olmasını istemiş ve bunlarla temaslar kurup konferanslar düzenlemeye başlamıştır. Silliman konferanslarıyla da bu işi geliştirmeyi ve büyütmeyi düşünmekteydi. 1955de talihsiz bir haber sonrası Neumann’a kemik kanseri teşhisi konuldu ve aniden hastalığın verdiği olumsuzluklarla donuklaştı. Silliman konferansları için hazırladığı notları bir yandan düzenlemeye çalışıp alanında çalışmalar yapmaya devam etmekteydi. 1956 ocak ayında tekerlekli
Bilim
Bilgisayar ve BeyinJohn von Neumann · Tübitak Yayınları · 202364 okunma
Günlüğün Şiire Dönüştüğü Nokta
8/10
·220 syf.··
2026 53. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 11:39
Cahit Zarifoğlu’nun Yaşamak adlı eseri, günlük türüne edebi bir derinlik kazandıran, şiir, deneme, mektup, iç konuşma ve yer yer bilinç akışı tekniğini aynı metinde buluşturan özgün bir yapıttır. Bana göre yalnızca Türk edebiyatında değil, Dünya edebiyatında da benzeri az görüleceğini düşündüğüm bu eser, yalnızca bir günlük değil; bir şairin zihnine, ruhuna ve hakikat arayışına açılan kapıdır. Kitaba ilk başladığınızda yer ve tarih başlıkları sebebiyle klasik bir günlük okuyacağınızı düşünebilirsiniz. Ancak sayfalar ilerledikçe bunun alışılmış anlamda bir günlük olmadığını fark edersiniz. Zarifoğlu, yaşadıklarını kronolojik bir düzen içinde aktarmaktan ziyade, hafızasının çağrışımlarını takip eder. Böylece eser, bir hayat hikâyesinden çok bir ruh haritasına dönüşür. Okur; çocukluğuna, askerlik yıllarına, İstanbul’daki edebiyat çevrelerine, Anadolu gözlemlerine, Avrupa seyahatlerine, babasıyla ilişkisine, evliliğine, çocuklarına, sanat anlayışına ve inanç dünyasına dağınık görünen fakat bilinçli bir kurgu içinde tanıklık eder. Bu parçalı yapı, metnin en belirgin özelliklerinden biridir. Zarifoğlu’nun şiirlerine aşina olanlar onun dilindeki kapalılığı, yoğunluğu ve çağrışım gücünü bilir. Aynı yaklaşım Yaşamak’ta da kendisini gösterir. Onun metinlerinde karmaşıklık bir eksiklik değil, bilinçli bir tercihtir. Hayatı düz bir çizgi olarak değil; anılar, acılar, sevinçler, ayrılıklar ve manevî arayışların iç içe geçtiği büyük bir bütün olarak görür. Bu nedenle Yaşamak, olay örgüsüyle değil, ruhsal derinliğiyle okunması gereken bir eserdir. Bu tabii ki de zorlu okuma sürecini olumsuz yönde de etkilemektedir. Kitap boyunca anlattığı şehir yalnızca coğrafi mekânlar değildir. Her biri yazarın iç dünyasında başka bir kapıyı aralar. Bunu kitapta hissedebilirsiniz. İstanbul
Edebiyat
YaşamakCahit Zarifoğlu · Beyan Yayınları · 202011,2bin okunma
Bilginin, Kabul Görmenin ve İnsan Olmanın Hikâyesi
10/10
·325 syf.··
2026 21. kitabı
Eser, ilk bakışta zihinsel engelli bir gencin olağanüstü bir deney sonucunda zekâsının gelişmesini anlatıyor gibi görünse de aslında insanın kabul görme ihtiyacını, aile ilişkilerini, bilginin sınırlarını ve insan olmanın anlamını sorgulayan derin bir romandır. Charlie Gordon, çevresindeki insanlar tarafından çoğu zaman dışlanan, küçümsenen ve tam anlamıyla anlaşılmayan bir gençtir. Charlie'nin ailesi üzerinden de farklı bakış açılarıyla karşılaşırız. Babası Matt, oğlunun durumunu kabullenmiş ve onu olduğu gibi sevmeye çalışan bir karakterdir. Annesi Rose ise Charlie'nin diğer çocuklarla aynı olabileceğine inanır ve bu uğurda hem kendisini hem eşini hem de çocuğunu yıpratır. Charlie'yi "normal" hâle getirme arzusu zamanla bir sevgi biçiminden çok bir takıntıya dönüşür. Bu durum, engelli bireylerin yaşadığı birçok sorunun aslında onların durumlarından değil, toplumun ve ailelerin beklentilerinden kaynaklandığını düşündürür. Charlie'nin zekâsı ameliyat sonrasında olağanüstü bir şekilde gelişir. Kısa sürede birçok alanda uzmanlaşır, bilimsel tartışmalara katılır ve çevresindeki insanları bilgi düzeyiyle geride bırakır. Ancak burada romanın en önemli sorularından biri ortaya çıkar: Bilgi gerçekten insanı tamamlar mı? Charlie'nin zihinsel gelişimi ile duygusal gelişimi aynı hızda ilerlemez. Bilgi bakımından bir dâhiye dönüşürken, duygusal dünyasında hâlâ birçok eksiklik yaşamaktadır. İnsan ilişkilerini yönetmekte zorlanır, duygularını anlamlandırmakta güçlük çeker ve yalnızlaşır. Böylece eser, insanın yalnızca zekâdan ibaret olmadığını; duygu, empati ve ilişkilerle de var olduğunu gösterir. Roman boyunca Charlie ile ilgilenen bilim insanlarının tavırları da dikkat çekicidir. Özellikle Profesör Nemur ve ekibi, büyük bir başarı elde etmek isterken Charlie'nin bir insan
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,9bin okunma