Puan vermedi·296 syf.·
2026 7. kitabı
İngiliz edebiyatının önemli isimlerinden Haig, Nora'nın yeniden seçme imkanına sahip olduğu hayatlara çıktığı yolculukları anlatmaktadır. Nora Seed'ın hayatının, pişmanlıklarının, yaşayamadığı veya yaşayabileceği hayatların anlatıldığı bir eser. Zamanın hic almadığı gece yarısı kütüphanesinde sonsuz başka hayatların yazılı olduğu kitapların arasında kendini bulmaya çalışan Nora'nin etkileyici hikayesinde insan kendinden parçalar bulabiliyor. Farklı kariyeler, farklı eşler, farklı şehirler ve daha sonsuz olasılıklı hayatların olabileceği temi işlenmektedir. Eserdeki en önemli sorulardan birisi de: " Farklı seçimler yapmış olsan şu an nasıl bir hayatin olurdu?" sorusu sanırım. Kitabı okurken kendi hayatlarimizi ve dönüm noktamız dediğimiz yerleri de sorguladığımız bir eser olduğunu belirtmek isterim. Keyifli okumalar.
Gece Yarısı KütüphanesiMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202598,4bin okunma
Puan vermedi·468 syf.··
2026 3. kitabı
·
39 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2026 02:12
KONU VE TARİHSEL ÇERÇEVE 18. ve 19.yy da intihar üzerine çalışmalar dönemin frenologlarının, tabiplerinin, ırk teorisyenlerinin, psikologlarının ve kriminolglarının arasında, dönemin sağduyusal ve ideolojik mantıkları çerçevesinde yürütülüyordu. Algı çekimsel güçlerin etrafında yürütülen bu çalışmalarda, Frenologlar kafatası ölçümleri ve suç, intihar, üstünlük ve astlık ilişkileri kovalayarak, tabipler delilik hallerini eksene alıp frenologların fikrinin, ırk teorisyenleri ırkı merkeze alıp önceki ikilinin, psikologlar davranış bilimleri merkezinde önceki üçünün, kriminologlar mahkumlar ve müntehirler üzerinde odaklanarak önceki dörtlünün ekseninde sürdürüyordu. Bir çok isim zikredilebilir; Ferry, Morselli, Quetelet, Lombrosso Michelet ve dahası. Bu çalışmalar için temel veriler mahkumlar, müntehirler, "deliler" veya dönemin dava istatistikleridir. Aynı dönemde Sosyoloji Bilimi önce Condorcet, Rousseau, Hobbes, Montesqieu, Vico gibi disiplin öncesi filozoflarca, sonra Comte'un Durkheim, in, Marx'ın, Weber ve Simmel'in doğrudan disiplinel katkılarıya aheste aheste şekillenmektedir. Bu süreç aynı zamanda sosyolojinin özerk ve verisi kendine özgü bir bilim dalı olduğunun savaşımını yansıtır. Vico'nun Yeni Bilim'inden Marks'ın Tarihsel Materyalizmi'ne Comte'un Sosyoloji'sinden Durkheim'in Yapısal İşlevselciğine, ordan Weber'in Anlayıcı Yorumlayıcı Sosyoloji'sine ve Simmel'in Formel Sosyolojisine Avrupayı dolanıp şekillenen sosyoloji bilimi temel mirasını ve bilim olma saygınlığını bu süreçte oluşturup kazanır. Disiplinin teorisi, pratiği ve zamansal gelişimi dikkate alındığında Durkheim şüphesiz merkezde konumlanıyor. Comte teorik ve epistemolojik hazırlayıcıdır. Marx ideolojik saiklerin baskın olmasıyla kenarda durur. Weber ve Simmel ise tarihsel konumlanışlarıyla
Sosyoloji
İntiharEmile Durkheim · Pozitif Yayınları · 2013953 okunma
Reklam
aspen SPOI OLABILIR
Puan vermedi·400 syf.·
2026 2. kitabı
birisi birinci kitabi okurken ikinci kitapta birbirleri icin secilmis aile olmalarini okumak istiyorum demisti. serinin adindan zaten olamayacagi ve olayimizin da bundan cok uzak oldugunu biliyordum. olan ailemizi kaybetmek -arm ve luna…-bana da sok olsa da kimsenin kimseyle yakinlasamayacagini biliyordum. o yuzden bir seyler istemeden ve beklemeden sadece okumaya odaklandim ama ikinci kitabin sonuna geldigimde fark ettim ki icten ice istedigim bir seyler varmis. dante’nin ailesi olmasi ve bunun da lunu olmasi. ilk kitapta lunu dolayisiyla cok yakinlasamayacaklarini lunu’nun buna odaklanmayacagini dusunmustum ama ikinci kitapta karakteri oyle tatli gelisti ki pusulasini verdigi sahnede aglamak istemistim. bundan birkac sahne once dante tek basina banyoda agliyordu, yalnizligi onunlaydi. ama o sahneden sonra hep yaninda olan bir pusulasi vardi artik. lunu’nun bu hareketi hedefi icin insan kazanmaktan cok deger vermekle ilgiliydi bence. dante’m zaten ilk hediyesini bile almis olabilir. yine de beklemedim yakinlasmalarini ama cok sevinmistim de boyle bir anilari oldugu icin. sonra kaplicalara beraber atladiklari sahne geldi ve benim icin artik kucuk tatli kiz kardesler olmuslardi bile. dante’nin lunu icin tehlike olabilecegini dusundugu her an aklina gelmesi ve onu aramasi icimi kipir kipir ediyordu mesela. artik onun hayatinda olan birisiydi ve onun icin endise ediyordu. kendini surekli canavar olarak tanimlayan ve artik kim oldugunu bilmedigi noktada ne de guzel hediyeydi ucuncu kitapta en cok onlari gormek istiyorum, en cok onlari okumak istiyorum. cunku birbirlerine ihtiyaclari var benim de onlara. bu kitapta da anlamis olduk ki dante yalniz bir ruh degil, bunun icin dogmamis. -mesela hodbin dogmus saka onu da cok seviyorum ama anliyorsunuz degil mi? bencil birisi
Hainin Mührü 2Övgü Deveci Safi · Dokuz Yayınları · 2025261 okunma
Saatçi mi kör, yoksa biz mi Saatçi arıyoruz?
9/10
·418 syf.·
2026 1. kitabı
Richard Dawkins'in Kör Saatçi adlı eseri, biyolojik karmaşıklığın kökenini Darwinci bir bakış açısıyla açıklayan, evrim kuramının en güçlü savunmalarından biri olarak kabul edilir. Kitap, biyolojik tasarımdaki zarafetin, bilinçli bir tasarımcı yerine "kör" bir süreç olan "doğal seçilimle" nasıl oluştuğunu derinlemesine analiz eder. 1. Tasarım Yanılsaması ve Kör Saatçi Kavramı Kitabın temel argümanı, 18. yüzyıl tanrıbilimcisi William Paley'in "Tasarım Savı"na bir yanıttır. Paley, bir çalılıkta bulduğumuz saatin karmaşıklığının onun bir yapımcısı olduğuna delil teşkil etmesi gibi, canlılardaki (örneğin insan gözündeki) karmaşıklığın da bir "Tasarımcı"ya (Tanrı) işaret ettiğini savunuyordu. Dawkins, bu analojinin yanlış olduğunu, çünkü doğadaki tek saatçinin "fiziğin amaçsız kuvvetleri" olduğunu belirtir. Doğal seçilim bir saatçidir; ancak 'kördür', çünkü ileriyi görmez, plan yapmaz ve bir amacı yoktur. 2. Karmaşıklığın Tanımı ve İstatistiki Olasılık Dawkins'e göre biyoloji, "bir amaç için tasarlanmış görüntüsü veren karmaşık şeylerle" uğraşan bir bilimdir. Karmaşıklığı ise "belirlenmiş bir yönde istatistiksel açıdan olasılık dışı olma" niteliğiyle tanımlar. Bir canlıyı oluşturan parçaların rastlantısal olarak bir araya gelme olasılığı (örneğin hemoglobin molekülünün şans eseri oluşması), evrenin yaşından daha uzun bir süre gerektirecek kadar düşüktür. 3. Tek-Basamaklı Seçilim vs. Birikimli Seçilim Eserin en çarpıcı analizlerinden biri, rastlantı ile seçilim arasındaki farktır. Dawkins, evrimin "şans eseri" olduğu mitini yıkar. "Tek-basamaklı seçilim" (saf rastlantı), karmaşık yapılar oluşturamaz. Ancak "birikimli seçilim", her adımda elde edilen küçük bir ilerlemeyi bir sonraki adım için temel alarak, imkansız görünen sonuçlara şaşırtıcı bir hızla ulaşır. 4. "Yarım
Kör SaatçiRichard Dawkins · Tübitak Yayınları · 20101,450 okunma
9/10
·595 syf.··
Beğendi
·
2025 26. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 23 Aralık 2025 18:22
Kitabın son sayfasında ağzımdan "vay orspcçğu Kenan" cümlesinin çıkmasına engel olamadım. Çok edebi bir yorum girişi olmadı değil mi? Neyse ki edebi olacağıma dair sözüm yok burada kimselere. Bol spoiler olasılıklı yorumlamama girişiyorum. Kitaptan edindiğim ilk izlenim Oğuz Atayvari bir bilinç akışı ve iç monolog tekniğinin sıkça kullanıldığı oldu. Tekniği çok sevdiğim için okumaktan keyif aldım zira bilinç akışı asla durmayan ve iç monoloğu fazlaca olan biri olarak bu tarz anlatımların olduğu karakterlere çok yakın hissediyorum. Edebiyatın ne kadar güçlü olduğunu kanıtlayan bir kitap oldu benim için, ne Kenan'ı affedebilirim ne Günsel'i gerçek hayatta ama edebiyat affettiriyor. Tamam tam anlamıyla affettirmiyor belki ama anlayış göstermeye itiyor. Kitapta en kızdığım karakter Kenan oldu, onun bile iç çatışmalarını okurken hak verdiğim, adına üzüldüğüm şeyler vardı. Ta ki son ana kadar. Ancak Kenan gibi bir bencil tüm suçu hayatındakilerinin omuzlarına yıkıp öylece gidebilirdi. Ancak Kenan gibi yaşı 40 zihni 15 bir adam böyle sorumsuzca bir buhranla hareket edebilirdi. Ayrıca Günsel'e de çok kızabilirdim 22 yaşında, heyecanı ve tutkusu yüksek bir genç kız olduğunu bilmeseydim. Günsel'i iç monologlarını bilmesem de sadece bu sebeple affedebilirim ancak Nermin... Bencillikten daha kabul edilemez bir şey varsa o da lüzumundan fazla özgecilikten doğan gurursuzluktur. Sonda Kenan öyle zıvanadan çıkıyor ki Nermin gibi bir gurursuz bile silkelenip kendine geliyor. Tüm bunlardan ötürü kitap boyunca biriktirdiğim bütün öfkeyi Kenan üzerinden kustum. Yorumlarımdan da anlaşılacağı gibi karakterleri fazlaca özümsedim ve benimsedim. Hatta karakterini bu kadar gerçek kabul ettiğim bir kitabı uzun süredir okumamıştım diyebilirim. Kitabın baskın konularından biri de zamanın siyasi
Bir Gün Tek BaşınaVedat Türkali · Cem Yayınevi · 19806,5bin okunma
10/10
·496 syf.··
2025 29. kitabı
Matematiksel olasılık ile gerilim-macerayı ve bunların yaşam üzerindeki etkisini harmanlayan muhteşem bir kitap. Yazarın önermesi çok güçlü; farkındalık yaratıyor. Caine, olasılık hesapları yapan bir akademisyen. Eğitimini kumarda kullanmayı deniyor ancak kaybediyor. Daha sonra olasılık hesabı yaparak geleceği öngörebileceğini fark ediyor. Bu durum elbette bilim insanlarının dikkatini çekiyor ve macera burada başlıyor. Kitap, insanların seçimlerinin; doğru ve yanlışlarının uzun vadede gidecekleri yolu nasıl belirlediğini etkileyici biçimde anlatıyor. Üstelik sadece kendi geleceklerini değil, çevrelerindeki insanların hayatlarını da şekillendirdiklerini vurguluyor. Geçmiş tek bir yoldan gelmiş olsa da gelecekte sonsuz sayıda olasılık bulunuyor. Tek eleştirim, romanın Amerikan yapısı olduğunu fazlasıyla hissettirmesi; tam anlamıyla doğal ve organik gelmiyor. Ajan Nava'nın ilk eğitim aldığı bölüm ise ayrı güzeldi. Gelecek şansa ya da kadere değil, olasılıklara bağlıdır. Doğru hesap ve analizle, istenen hayat inşa edilebilir. Kitaptan bana kalanlar; . Ölümden sonra insanın ruhunun yaşamasının veya herhangi bir şekilde bir hayat olmasının olasılığı ne kadar az olursa olsun, Paskal’ın dine bağlı bir hayat yaşamasından beklediği getiri, yine de dünyevi zevklerle hedonistik(haz) bir yaşam sürüp de sonsuza dek lanetlenmeyi göze alacağı bir durumun getirisinden daha büyüktür. . Aslında, içinde bir yerde paranın hiçbir şeyi değiştirmediğini biliyordu. . Satranç hayat gibidir David, demişti babası. Her parçanın kendi işlevi vardır. Bazıları zayıftır, bazıları ise güçlü. Bazıları oyunun başında işine yarar, bazılarıysa sonunda. Ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. Aynen hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz. On parçanı kaybedip, yine de
OlasılıksızAdam Fawer · April Yayıncılık · 202398,5bin okunma
Reklam
Reklam