Kudüs’ün son nöbetçisi: Iğdırlı Onbaşı Hasan
evvela biliniz. O canım devlet çökerken, biz Kudüs’ü 401 yıl 3 ay 6 günlük bir hâkimiyetten sonra bırakırız. Günlerden 9 Aralık 1917 Pazar günüdür. Tutmaya imkân yok. Ordu bozulmuş, çekiliyor. Devlet, zevalin kapısında. İngiliz girinceye kadar geçen zaman içinde yağmalanmasın diye oraya bir artçı bölük bırakırız. Âdet odur ki kenti zabt eden galip, asayiş görevi yapan yenik ordu askerlerine esir muamelesi yapmaz. Anlattı, dedim ya. Gerisini tamamlayayım. —Ben, dedi. Kudüs’ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan artçı bölüğünden... Sustu. Sonra, elindeki silahın namlusuna sürdüğü fişekleri ateşler gibi zımbaladı. —Ben, o gün buraya bırakılmış 20. Kolordu 36. tabur 8. Bölük 11. Ağır Makinalı Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan’ım… Ya Rabbi! Baktım, bir minare şerefesi gibi gergin omuzları üzerindeki başı, öpülesi sancak gibiydi… Ellerine bir kere daha uzandım. Gürler gibi mırıldandı: —Sana, bir emanetim var oğul. Nice yıldır saklarım. Emaneti yerine teslim eden mi? —Elbette dedim, buyur hele... Konuştu: Memlekete avdetinde yolun Tokat Sancağına düşerse... Git, burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası (Önyüzbaşı) Musa Efendiyi bul. Ellerinden benim için bu’s et (öp). Ona de ki... Sonra, kumandanı olduğu takımın makinalısı gibi gürledi: “Ona de ki, gönül komasın. Ona de ki: ‘11. Makinalı Takım Komutanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana, bıraktığın yerde nöbetinin başındadır. Tekmilim tamamdır kumandanım!’ dedi dersin.” Öleyazdım. Sonra yine dineldi. Taş kesildi. Bir kez daha baktım. Kapalı gözleri ardından, dört bin yıllık Peygamber Ocağı ordumuzun serhat nöbetçisi gibiydi. Ufukları gözlüyordu. Nöbetinin başında idi. 57 yıl kendisini unutuşumuzdaki nâdâlığımıza rağmen devletine küsmemişti.”
Sayfa 288·Kitabı okudu
Nasıl da yeşildim usul usuldum Yeşildim yine de öleyazdım Yoksa şakırdım hep denizleyin zincirlerimi şakırdatarak
Sayfa 128·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kapım çalındıkça açıyorum, Hayaller doluyor birer ikişer, Bir sen gelmiyorsun, kayıp! Bahçemdeki beyaz gül yeşer. Dönüyorum, mahzun, kapayıp... (...) Rüyalarımda bile uzaktan seyreder, Uğruna dövüşürken kaç kere öleyazdım.
Sayfa 169·Kitabı okudu
Nasıl da yenildim usul usuldum Yeşildim yine de öleyazdım Yoksa şakırdım hep denizleyin zincirlerimi şakırdatarak
Sayfa 128·Kitabı okudu
Çok güzel espriler var ama buraya yazamam ;)
Mercimeğe fırın, peynire tulum.. Böyle şeyler yazma akılsız kalem! Ustamadan danışıp, ağzımı büzdüm, Demokrasi yetişmese, ah, öleyazdım!
Sayfa 25·Kitabı okudu
Edebiyat
Bir Meraklının Rüyası
Tattın mı tatlı hüznü benim kadar acaba, "Ne garip bu!" dedirtebilir misin kendine, -Öleyazdım. Bir acı doğdu âşık ruhumda, Arzu ve korku karıştılar birbirlerine; Bir yanda canlı umut ve endişe bir yanda. Ölümcül kum saati boşalıp tükendikçe, İşkencem artıyor, tatlanıyordu daha da Ve yüreğim kopuyordu dünyadan, gittikçe. Gösterilere susamış bir çocuk gibiydim, Engeller gibi, perdeden de nefret ederdim... Bir gün soğuk gerçek kendini ortaya koydu: Ölmüştüm düpedüz, bir gariplik yok, korkunç tan Sarıp sarmalamıştı beni Eee! hepsi bu mu? Perde kalkmıştı ama hâlâ bekliyordum ben.
Şiir