Puan vermedi·192 syf.··
2026 43. kitabı
Uyanan Güzel,Jale Sancak'ın 2018 yılında Attila İlhan Roman Ödülü'nün sahibi hem duygusal hem sert gerçekçi kitabı. Tıpkı hayat gibi. Çok sevdim ben. Okurken kendimi karakterlerin yerine koydum,onların derdi benim derdim oldu. 1980 darbesinin savurduğu bir aşk,Bosna savaşı travmaları,kadınların küllerinden doğma hikayelerini anlatan etkileyici bir roman bu. Romanın adı içeriğine çok yakışmış:Uyanan Güzel. Yine dili de çok masalsı çok şiirsel. Tutturulan dil ve anlatım da içerik ile çok örtüşmüş. Romanda italik harflerle yazılan bölümlerde , 10 binlerce yıl önce İstanbul'a gelip yerleşen kişilerin ve insanoğlunun doğayı nasıl tahrip ettiğini yine masalsı bir dille anlatmış yazar. Üstelik diğer bölümlerde küresel iklim krizi,kentsel dönüşüm için yapılan eylemlerle bütünleştirerek . Romanın iki ana karakteri vardır:Vahide ve Adrian. Vahide ,kırklı yaşlarının sonlarında, terzilik yaparak yaşamını kazanan ve yeğenine annelik yapan bir kadındır. Asıl hayali resim yapmak olan, gençlik aşkı Sedat’ın babası tarafından ihbar edilmesiyle hayatı sekteye uğrayan Vahide, zamanla, roman boyunca kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenir. Adrian ise Romanya'dan İstanbul'a savrulmuş sokak çalgıcısı ve akordeon ustasıdır. Bosna Savaşı'nda bacağını ve sevdiklerini kaybetmiş, ağır travmalar atlatmıştır. İstanbul'da Vahide ile yollarının kesişmesi, her ikisinin de yaralarını sarmasına vesile olur. Eserde Vahide karakteri üzerinden ataerkil düşünce kalıpları, kadına dayatılan edilgenlik ve susturulmuşluk sorgulanır. Vahide, geleneksel bağların gölgesinde kalmışken kendi içindeki potansiyeli fark edip varoluş sancılarını aşar. Tabii bunda aktivist yeğenine ve Adrian'a duyduğu aşkın payı da vardır. Evdeki yatalak baba Azmi Bey ise gerçekten çok sinir bozucuydu. Toplumda böyle bir baba
Uyanan GüzelJale Sancak · Sia Kitap · 202613 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2026 19. kitabı
·
44 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 14:09
*Arthur Schnitzler, edebiyat tarihine sadece bir yazar olarak değil, aynı zamanda bir tıp doktoru ve Sigmund Freud’un çağdaşı, ruh ikizi olarak geçmiş bir isimdir. Freud'un teorize ettiği insan psikolojisini, Schnitzler edebiyat kanalıyla ete kemiğe büründürür. 1894 yılında yayımlanan ve yazarın ilk büyük başarılarından biri olan “Ölmek”, insan doğasının en ilkel, en karanlık ve en samimi dürtülerini ölüm teması üzerinden masaya yatırıyor. *Kitabın Konusu ve Olay Örgüsü Hikaye, birbirini tutkuyla seven genç bir çift olan Felix ve Marie’nin etrafında şekillenir. Felix, bir doktor muayenesi sonrasında ölümcül bir hastalığa yakalandığını ve yaşamak için sadece bir yılı kaldığını öğrenir. Bu korkunç haber karşısında Marie, aşkının büyüklüğüyle ve o anın getirdiği romantik bir adanmışlıkla Felix’e sarsıcı bir söz verir: "Sen öldüğünde ben de yaşayamam, birlikte öleceğiz." Ancak Schnitzler, hikayeyi burada romantik bir intihar trajedisine dönüştürmez. Aksine, o bir yıllık sürenin geçişini, Felix’in bedeninin adım adım çöküşünü ve bu süreçte iki karakterin geçirdiği devasa psikolojik dönüşümü anlatır. Zaman daraldıkça, verilen o romantik sözlerin yerini insan doğasının en temel kanunu alır: Yaşama arzusu. *Tematik Analiz ve Psikolojik Derinlik 1. Romantizmin Çöküşü ve Gerçekçilik: Kitabın başında Marie’nin verdiği söz, edebiyattaki o bildiğimiz "ölümsüz ve fedakar aşk" klişesine uygundur. Ancak Schnitzler, zamanın ilerlemesiyle bu romantik illüzyonu paramparça eder. Marie, Felix'in fiziksel olarak erimesine, öksürük krizlerine ve ölümün o soğuk nefesine yakından tanık oldukça, içindeki yaşama güdüsünün ne kadar baskın olduğunu fark eder. Ölüm, uzaktan romantik görünse de yakından bakıldığında korkunçtur. 2. Ölümün Getirdiği Bencillik (Felix): Felix karakteri, edebiyatta
İnsan ve Duygular
ÖlmekArthur Schnitzler · Zeplin Kitap · 2020656 okunma
Reklam
Puan vermedi·222 syf.··
2026 13. kitabı
"Dervişler, olaylardan çok olayların ardındaki gerçeğe ve esrara eğilirler. Yani faturayı başkalarına kesip tatmin olmayı tercih etmezler başkalarını suçlamazlar. 1925'ten önce dervişlik tasavvuf hayatının içinde olan erbabın bir kısmı kalemi bıraktı, sohbetle yetindi. Bir kısmı sohbeti terk etti, yazıp çizmeyi görev bildi. Bir kısmı da hiçbir alanla ilgilenmedi. 1930'lu 40'lı yıllarda yıllarla birlikte matbuat aleminde yeni bir nesil göründü bu asrın başında yetişen Gönül adamlarından feyz alan ve tasavvufi kültürün içinde yetişen insanlar: Mesela Abdülhakim Arvasi'nin yanında Necip Fazıl. Abdülaziz Bekkine'nin yanında Nurettin Topçu, Ahmet Remzi Akyürek ile Sadettin Evrin. Kenan rifai ile Semiha Ayverdi. Bu insanlar Şeyh olmamalarına rağmen eserlerinin temel örgüsü tasavvufi neşve ile örülmüştü. Bu şahsiyetler; hikaye, roman, deneme, şiir, hatırat, fikriyat türü eserler de kaleme alsalar aşk merkezli bir hayatı anlatıyorlardı. Tasavvuf merkezli bir tefekkürü topluma sunuyorlardı, ahlak merkezli bir dünyanın hasretini çekiyorlardı. İnsanın bâtıni şifresine hitap ediyorlardı. Başka bir ifade ile dergahlarda anlatılan tasavvufi kültürü Yeni bir tarz ve usulle insanları arz ediyorlardı. Bu alanın en velut yani doğurgan, üretken abide şahsiyetlerinden biri de Samiha Ayverdi idi. Ilk baskısı 80 sene önce yapılan Yaşayan Ölü eseri Leyla'dan Seniye ye Seniye'den Leyla'ya yazılan mektuplarla, insanların ruh fotoğrafları çekilmektedir. Aristokrat bir ailede büyüyen Kibirli ve şımarık bir öğretmenin Leyla'nın hayatı etrafında şekillenen roman ismini tasavvufi eğitim için kullanılan ve insanın tekamülünü anlatan ölmeden önce ölmek hikmetinden almaktadır. Tasavvuf klasiklerinde açıklanan terimler bu eserde bir roman üslubu ile insana aktarılmıştır." Mustafa Kara Hocanın
Yaşayan ÖlüSâmiha Ayverdi · Kubbealtı Neşriyatı · 2009625 okunma
​ VAKA DOSYASI NO: 08 | Siliniş
9/10
·464 syf.··
2022 13. kitabı
Suç Mahalli: Soğuk bir morg masasından Boston'ın en büyük hastanesinin kilitli koridorlarına uzanan bir rehine krizi. Şüpheliler/Kurbanlar: Ölü sanılıp morga kaldırılan ama gözlerini açtığı an bir hastaneyi esir alan gizemli kadın Olena ve onun arkasındaki görünmez, güçlü network. Soruşturma/Kriz Ekibi: Doğumuna günler kala kendini bir namlunun ucunda, rehineler arasında bulan Jane Rizzoli ve dışarıda arkadaşını kurtarmak için zamana karşı yarışan Dr. Maura Isles ile FBI. ​Edebi Dedektif Raporu: Ölümün kapısından dönen birinin, hayatta kalmak için neleri göze alabileceğini tahmin edemezsiniz. Siliniş, Tess Gerritsen’ın temposunu ilk sayfadan son sayfaya kadar tek bir an bile düşürmediği, adeta bir aksiyon-gerilim filmi dinamiğinde işlediği çok güçlü bir halka. ​Hikayenin bir morg masasında, Maura’nın "yaşayan bir ölü" keşfetmesiyle başlaması kurguyu anında zirveye taşıyor. Ancak asıl deha, Gerritsen'ın hamileliğinin son aşamasındaki Jane Rizzoli’yi o hastane odasında çaresiz bir rehine olarak konumlandırmasında yatıyor. Dışarıda FBI ve polis teşkilatı bürokrasiyle boğuşurken, içeride Jane’in hayatta kalma içgüdüsü ve Maura’nın adli tıp delillerinden yola çıkarak yürüttüğü dış takip harika bir paralellik sunuyor. Yazar bu kez sadece bir seri katili değil; insan kaçakçılığını, yozlaşmış güç odaklarını ve sistemin görünmeyen pisliğini masaya yatırıyor. ​Karar: Klostrofobik atmosferi, bitmek bilmeyen yüksek temposu ve Rizzoli’nin hayatının en kişisel, en tehlikeli sınavını verdiği soluksuz bir takip dosyası. Serinin en aksiyon dolu kitaplarından biri. ​ Morg masasında gözlerini açan bir ceset... Serinin bu en gerilimli ve klostrofobik başlangıcı hakkında ne düşünüyorsunuz? Jane Rizzoli’nin bu zorlu rehine krizindeki duruşu sizce
SilinişTess Gerritsen · Martı Yayınları · 20146,6bin okunma
Ölümün ve Arzunun Kesiştiği O Sıcak Mezar
10/10
Edebiyatımızın en fiyakalı, en can acıtan ve kuralları en çok hiçe sayan yeraltı şairi küçük İskender’in, isminin ağırlığıyla bile konforlu alanları darmadağın eden eseri: Ölü Evinde Seks Partisi Bu kitap bir şiir ya da metin toplamı değil; ahlakın, normların ve ölümün kıyısında dans eden bir manifesto. Küçük İskender’in kendi hırçın, cesur ve yaralı diline yakışır bir bakışla, o karanlık odaya giriyoruz bu kitapta. Küçük İskender Türkçe edebiyatta tabu sayılan ne varsa onun üzerine benzin döküp çakmağı çakmaktan hiçbir zaman çekinmedi. Ölü Evinde Seks Partisi’nde de tam olarak bunu yapıyor. Kitap, isminin çağrıştırdığı o çiğ provokasyonun çok ötesinde, insan varoluşunun en dipteki iki güdüsünü yan yana getiriyor: Eros ve Thanatos. Yani arzu ve ölüm. Yazar, yas tutulan bir evde, çürümeye yüz tutmuş bir cesedin hemen yanı başında insan teninin o amansız, hayvanca ve hayati sıcaklığını parlatıyor. Çünkü İskender’e göre yaşamak, tam da ölümün gözünün içine bakarak sevişebilme cüretidir. "Biz, ölümü bir oda sıcaklığına indirgeyenlerdeniz. Orada ne bir eksik ne bir fazla; sadece tenin kemiğe, kemiğin toprağa borcu ödenir." Kelimelerle sevişen, kuralları siken bir dil İskender’in bu kitaptaki dili, korunaklı odalarında steril hayatlar yaşayan entelektüelleri rahatsız edecek bir çiğliğe sahip. O, kelimeleri süslemiyor; aksine yontuyor, kanatıyor ve okurun yüzüne fırlatıyor. Eşcinsellik, marjinal ilişkiler, uyuşturucu, gecenin görünmeyen yüzü ve kentin lağımları... Hepsi onun estetiğinin bir parçası. Kitap boyunca kurulan her cümle, burjuva ahlakının iki yüzlülüğüne indirilmiş sert bir tokat gibi: "Sizin kutsal saydığınız o temiz çarşaflar, bizim kirli fantezilerimizin yanında sadece birer kefendir. Biz o kefeni yırtıp içinden aşkı çıkardık; sizse aşktan sadece bir evlilik cüzdanı
Edebiyat
Ölü Evinde Seks PartisiKüçük İskender · Sel Yayınları · 2014236 okunma
Diri bədənlərin ölü beyinləri...
Puan vermedi·96 syf.··
2026 19. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 19:44
Əsərdə elmsizliyin, kor-koranə inancın gətirdiyi fəlakət və çarəsizlik elə bir səviyyədə təsvir olunub ki, insan oxuyanda dəhşətə gəlir. Bütöv bir kütlənin bir fırıldaqçının yalanına necə qurban getdiyini, insanların öz iradəsini və ağlını necə heçə saydığını oxuyuruq. Əgər bir insanın düşüncəsi, elmi və sorğulamaq qabiliyyəti yoxdursa, o yaşayan ölüdür. İnsanı sarsıdan çox ağır bir kitabdır. Mütləq oxunmalıdır.
1000Kitap
ÖlülərCelil Memmedguluzade · Qanun Nəşriyyatı · 01,273 okunma
Reklam
Reklam