1000Kitap Logosu
Ölmek zorunda mıyız?
''Hayatın doğası ölümlülük değil, ölümsüzlüktür. DNA ölümsüz bir moleküldür. Bu molekül muhtemelen ilk kez 3,5 milyar yıl önce ortaya çıktı. Bu molekülün ta kendisi kopyalana kopyalana bugüne ulaştı.'' ... /William Haseltine
Yalandan nefret ettiğimi, tiksindiğimi, asla tahammül edemediğimi biliyorsunuz, sebebi de başkalarından daha doğrucu olmam değil, sadece yalanın beni dehşete düşürmesidir. Yalanlarda bir ölüm hissi, bir ölümlülük tadı vardır -- hayatta en çok nefret ettiğim ve tiksindiğim, unutmak istediğim şeydir bu. Yalan bana acı çektirir, midemi bulandırır, sanki çürük bir şeyi ısırmışım gibi gelir. Mizaç meselesi herhalde.
Güneş, Platon'un mağara metaforunda büyük bir önem taşır: Güneşin parlaklığı, sıradan gözlerin bakamayacağı kadar göz kamaştırıcıdır, bilgi üretir. "Sanı, değişebilir, yanılabilir, mantıksız olandır ve inancın sonucudur; bilgi ise kalıcı, yanılmaz, akılcı, kesin ve açık seçiktir." Günlük yaşamın akışına kapılmış ve yalnızca değişken ve kalımsız gölgelerin dansını görebilecekleri bir mağaraya hapsolmuş sanıların tersine, düşünceler idealarla ilgilidir; düşünceler ölümsüzlükle karşılaşmanın kanıtlarıdır, idealar sonsuza dek yaşar: Düşünceler ve düşünürler de öyle.
Olumluluk toplumu hiçbir olumsuz duyguya izin vermez.Böylece insanlar eziyet ve acıyla başa çıkma, buna biçim verme becerisini yitirirler.Nietzsche'ye göre insanın ruhu derinliğini, büyüklüğünü ve gücünü tam da olumsuzlukta oyalanmaya borçludur. Olumluluk toplumu insan ruhunu yeniden organize etmekle meşguldür.Olumlulaştırma girişimlerinin sonucu olarak aşk da sığlaşarak, hoş duygularla karmaşıklıktan ve sonuçtan yoksun uyarıların düzenlenişi haline gelir.Aşk tüketim ve rahatlık formülü haline gelecek şekilde evcilleştirilip olumlulaştırılmıştır.Her tür yara kaçınılması gereken bir şey olarak görülür. Bir yanda bunlar yerlerini olumsuzluktan arınmış keyfe bırakırken öte yanda aşırı olumluluktan kaynaklanan bitkinlik, yorgunluk, depresyon gibi psişik bozukluklar ortaya çıkar.
Bu davetten önce bütün âleme cahiliye ruhu hakimdi. İnsanın vicdanı kokuşuyor, ruhu kirleniyordu. Değer ve ölçüler bozulmuş, zulüm ve kölelik her tarafı kaplamış, zalim lüks ile helâk edici yoksulluk dalgaları insanları yakıp kavurmuştu. Küfür, dalalet ve karanlık perdeleri kaplamıştı insanlığı... İslâm daveti insan ruhunu kuruntu ve hurafelerden, kölelik ve esirlikten, fesat ve kokuşmuşluktan kurtarmıştı. İslâm daveti, cemiyeti zulüm ve tuğyandan, parçalanıp dağılmaktan, sınıf farklılığından, idarecilerin baskısından, kahinlerin hilelerinden kurtarmıştı. İslâm dünyayı yeniden iffet, temizlik, olumluluk, yapıcılık, hürriyet, yenilik, ilim, irfan, güven, iman, adalet şeref ve devamlı gayret esasları üzerine bina etmişti. Bütün bunlar hayatın gelişmesi, yükselmesi ve hayatta her hak sahibine hakkının verilmesi içindi.
Ölümsüzlük çabasının bir araç olarak önem kazanması için eski çağdan kalma yapıtların öncelikle kutsallaştırılması gerekir. Prensleri, komutanları, başbakanları ölümsüz olduklarına inandırmak için, tarih öncelikle hanedanlıklara, savaşlara ve yasalara göre yazılmak zorundadır. Gelecekteki ölümsüzlük bugünün kayıtlarından çıkıp gelişecektir. Geleceğin ölümsüzleri önce bugünün arşivlerini ele geçirmelidir.
1
...
1.384 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.