Puan vermedi·400 syf.··
2026 15. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 00:06
Yıl 1560 Yer Italya,Rönesans dönemi Floransa Lucrezia de' Medici (1545–1561) Floransa Dükü I. Cosimo'nun kızı, 15 yaşında Ferrara, Modena ve Reggio Dükü II. Alfonso ile evlendirilir,  16 yaşında  hayatını kaybeder. Gerçek tarihi  bir karakter üzerinden yola çıkıyor yazar. Kitabın ilk sayfasından sonunu bilerek başlıyor okuyucu okumaya. Bu sona nasıl olaylarla ulaşıldı merakıyla okumaya başladım. Yazarin okudugun  ikinci kitabı, ilki Hamnet.  Bu kitabında da ana karakter sezgisi kuvvetli, olayları ve dünyayı herkesten farklı görüyor. Biraz yabani biraz aykırı ve özgür ruhlu bir kadın.  Anlatımı, duygulari kelimelerle aktarımı çok güzel. İçinde bulunduğu anı  yaşatıyor. Elinizden bırakmadan okuduğunuzda bir film izliyor gibi sizi olaylarin yaşandığı mekanlara çekiyor. Yazar kitabi uzatmış mi evet bence tasvirler kitabı uzatıyor  ama bir o kadar da film tadında tüm detaylar gözünüzde canlanıyor. Taş duvarların soğukluğu, karanlığı, elbisesinin hareket ederken duyulan sesi bile kulağınıza geliyor sanki, çünkü hepsini yazmış yazar. Tek sıkıntı bana göre kitapta kıyafetler ya da eşyalar gibi özel isimli olan kelimelerin  çok yer alması. Rönesans  dönemi Avrupa'da kadın olmak. Hayatin zorlukları dışında soylu ve önde gelen  bir ailede yaşayan bir kadının  var oluş  çabaları, evlilik ile gelen altin kafesler ve içlerinde kimsenin bilmediği duymadigi sessiz çığlıklar atan kadın.  Kadın için tek seçenek itaat etmek, tamamen seslerinin kısıldığı bir dünyada kendine biçilen rolün dışına çıkamadığı bir hayatı yaşamak.  Geçmişte olan halen günümüzde de devam eden durumlar alt metin olarak işlenmiş. Günümüzde değişti mi diye düşünüyorum, maalesef cevabım hayır oluyor ,  hala pek çok yerde kadın ikinci planda , hala kadın ölümleri bir şekilde üstü kapatılıp gecistiriliyor, yok
Evlilik PortresiMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20231,494 okunma
Böyle Buyurdu Zerdüşt: Uçurumun Üzerindeki İp
Puan vermedi·335 syf.··
2026 25. kitabı
Bazı kitapları okuruz, bazı kitaplar da bizi okur. Benim için Böyle Buyurdu Zerdüşt ikinci gruba ait. Bu kitabı bitirdiğimde Nietzsche'nin fikirlerini öğrenmiş olmaktan çok, kendi içimde sakladığım sorularla yüzleşmiş hissettim. Çünkü Zerdüşt, bana dünyanın ne olduğunu anlatmıyor; benim kim olduğumu sorgulatıyor. Friedrich Nietzsche burada bir ahlak öğretmeni gibi konuşmaz. Bir peygamber gibi de konuşmaz. Daha çok, insanın üzerine örttüğü bütün yalanları tek tek kaldıran acımasız bir arkeolog gibidir. Onun kazdığı yer tarih değil, insan ruhudur. Kitabı okurken sürekli şu düşünceye döndüm: İnsan gerçekten kendi hayatını mı yaşar, yoksa kendisinden beklenen hayatı mı? Nietzsche'nin "sürü ahlakı" dediği şey tam da burada ortaya çıkıyor. Çoğumuz özgür olduğumuzu düşünürüz; fakat inançlarımızın, korkularımızın, ideallerimizin ne kadarının bize ait olduğunu sorgulamayız. Zerdüşt bana, insanın en büyük hapishanesinin duvarlar değil, alışkanlıklar olduğunu hatırlattı. Üstinsan kavramını da hiçbir zaman güç ya da üstünlük meselesi olarak okumadım. Benim gözümde Üstinsan, kendisini sürekli aşmaya çalışan insandır. Dün inandığı şeyi bugün eleştirebilen, kendi hakikatini yeniden kurabilen, konforunu değil dönüşümünü seçebilen insan... Çünkü Nietzsche'nin dünyasında insan tamamlanmış bir varlık değil, sürekli oluş hâlindeki bir ihtimaldir. Kitabın en sarsıcı tarafı ise bana göre ebedî dönüş düşüncesiydi. Eğer aynı hayatı sonsuz kez yaşamak zorunda olsaydım, buna razı olur muydum? Bu soru ilk bakışta metafizik görünür ama aslında bütünüyle etik bir sorudur. Çünkü insanın yaşamına verdiği değer, onun tekrarına vereceği cevapta gizlidir. Ben bu soruyu okurken geçmişime değil, bugünüme baktım. Çünkü tekrar yaşamak istemeyeceğim bir hayatın içinde yaşıyorsam, asıl problem kaderde değil
Böyle Söyledi ZerdüştFriedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202447,6bin okunma
Reklam
Kendiliğimizin Oluşumunda Sac Ayakları!
Puan vermedi·168 syf.··
2026 107. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 23:01
Carl Gustav Jung Dört Arketip eserinde insan zihninin sadece kişisel anılardan ve deneyimlerden ibaret olmadığını söyler. Ona göre hepimizin ruhunun derinliklerinde, insanlık tarihinin başlangıcından beri aktarılan ortak bir hafıza havuzu vardır. Buna "Kolektif Bilinçdışı" der. İşte bu havuzun içinde yüzen, tüm kültürlerde, mitolojilerde, masallarda ve hatta rüyalarımızda ortak olarak beliren sembolik figürlere de arketipler denir. Kitap, bu sayısız arketip arasından insan psikolojisini en çok şekillendiren dört tanesine odaklanır: Anne kavramıyla; sadece biyolojik anneyi değil; doğurganlığı, koruyuculuğu, şefkati ama aynı zamanda yutucu, boğucu ve aşırı sahiplenici karanlık tarafı da temsil eder. Hayat veren toprak ana ile insanı kendi içinde eriten karanlık güç bu arketipte birleşir. Yeniden doğuş dediğimizde; insanın hayatı boyunca geçirdiği zihinsel ve ruhsal dönüşümleri inceler. Mitolojilerdeki küllerinden doğan anka kuşu hikayelerinden, günlük hayatta yaşadığımız "eski beni geride bıraktım, artık başka biriyim" hissinin altındaki psikolojik mekanizmadır. Ruh ile; genelde masallarda ve rüyalarda karşımıza çıkan "Bilge İhtiyar" figürüyle somutlaşır. Sıkıştığımızda, yolumuzu kaybettiğimizde bize doğru yönü gösteren o içsel ses, sezgi ya da rehberlik arketipidir. Hilekar yani bireyin gölgede kalmışyönüyle; insan doğasının en eğlenceli ve tehlikeli yeri! Mitolojideki Loki gibi, kuralları yıkan, şakalar yapan, düzeni altüst eden ama bunu yaparken aslında bizi kalıpların dışına çıkaran, içimizdeki o muzip ve bazen yıkıcı gölgedir. Sonuç olarak; Carl Gustav Jung Dört Arketip eseriyle bireyin oluş-bozuluş denkelminde geçen süreç içinde geçirdiği psişik devinim ve devrimleri bağlamında neliği ve nasıllığını oluşturan sac ayakları hakkında bize bilgi sunmaktadır. Bu sunuşu yaparkende Sigmund Freud'un
Dört ArketipCarl Gustav Jung · Metis Yayınları · 20262,678 okunma
Zaman akıyor da ya sen?
Puan vermedi·160 syf.··
2026 5. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 16:11
Şüphesiz ki çoğumuz zamanın ne kadar kıymetli ve geri getirilemez olduğunun farkındayızdır. Zaman, bu kadar ehemmiyetli iken bu farkında oluş tek başına yeterli değildir ve tek başına bizlerin yaşam kalitesinde değişikliğe yol açmaz. Zamanın kıymetini bir şeyleri kaybedince ya da bazı fırsatları kaçırınca daha iyi idrak ederiz. O anlarda bir saniyeyi dahi geri getirememek en büyük pişmanlığımız ve yakarışımız haline gelir. Keşkelerle boğuşur, ah vah ederiz. Böyle durumlarda zamanın acımasız ve hızlı geçişini iliklerimize kadar hissederiz. Zaman, her ne kadar bizler için soyut bir kavram gibi görülse de aslında en somut, yaşamımızın düzenini en çok belirleyen ve hayat kalitemize en çok etki eden mefhumdur. Biz zamanı her şeyden bağımsız, bizimle ilgisi olmayan ve kendi halinde alan bir nehir gibi zannederiz. Oysa saçlarımız beyazlayınca anlarız zamanın ne kadar hızlı geçtiğini ve o zaman anlarız yılların bizi eskiten bu acımasız geçişini. Yüce Allah'ın, ayetine zamana yemin ederek başlaması onun aslında ne kadar önemsenmesi ve dikkatli kullanılması gereken bir değer olduğunu gözler önüne seriyor. "Zamana yemin olsun ki insan ziyandadır." Burdan anlaşılması gereken bir diğer husus ise zamanı boşa tüketen insanın açıkça bir ziyanda olduğudur. En kötüsü ise insanın ziyanda olduğunun farkında olmayışıdır. Kısaca, zaman ziyan eder. Zaman sizi yönetirse sizi ziyan eder, zarara uğratır. Siz zamanı yonetirseniz hayatınızın düzenini kuracak en büyük sermayeyi elinize almış olursunuz. Ve büyük yararlar sağlarsınız. Allah da inşirah süresinde bizlere; "O halde mühim bir işi bitirdiğinde hemen başka bir mühim işe sarıl. Dua ve niyazla yalnızca Rabbine yönelip yalvar!" Buyurmaktadır. Allah tembelliği değil, dünya ve ahiret için çalışmayı öğütler. Kitapta birkaç örnekte bazı
Zamanın Kıymeti-Pratik BaskıAbdulfettah Ebu Gudde · Takdim Yayınları · 20197,4bin okunma
8/10
·240 syf.··
2026 38. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 01:15
Mariana Çukuru kitabını elime alırken, beni bu kadar derinden sarsacak ve kelimelerimi kilitleyecek bir duygu fırtınasının içine düşeceğimi tahmin etmemiştim. Kitap beni daha ilk sayfalarından itibaren öyle bir yakaladı ki, bazı anlarda hıçkırarak ağlamamak için kendimi zor tuttum, boğazımda kocaman bir düğümle kalakaldım. Bu kadar yoğun bir empati kurmamın en büyük sebebi, hikayenin başlarında bir annenin oğlunu kaybettiğini sanmam oldu. Kendim de bir erkek çocuk annesi olduğum için, o hissin ağırlığı direkt göğsüme oturdu. Sonradan kaybın aslında bir kardeş kaybı olduğunu fark etsem de içimdeki o sızı hiç geçmedi. Yazarın acıyı, yası ve o derin çaresizliği tarif etme biçimi o kadar muazzam, o kadar yalın ve duruydu ki, sayfalar boyu o tarifsiz kederi karakterle birlikte birebir yaşadım. Özellikle bir sahnede, Paula'nın kardeşini hatırlatan bir tişörtte onun kokusunu aramaya çalışırken kurduğu, "Aslında bunda kokusu olmazdı, bir tişörte koku bırakamayacak kadar küçüktü" ifadesi beni adeta mahvetti. Ölümün o sarsıcı gerçekliği karşısında bir annenin, bir ablanın çaresizliğini; bir kokunun peşine düşecek kadar büyük bir tutunma çabasını bundan daha vurucu tasvir edemezdi herhalde. Kitabın adını aldığı o "Mariana Çukuru" metaforu, insanın kendi içindeki o zifiri, dipsiz karanlığı anlatmak için kelimenin tam anlamıyla kusursuz seçilmişti. Fakat bu ağır karanlığın içinde beni en çok etkileyen ve içimi ısıtan şey, Paula ile yaşlı Helmut’un yollarının kesişmesi oldu. İki farklı kuşağın, hayatları bir yerinden kırılmış iki insanın o küçücek karavan yolculuğunda birbirlerine yoldaş olmaları, adeta birbirlerinin yaralarına üfleyerek şifa olma süreçleri o kadar naif işlenmişti ki, kederin insanı yalnızlaştıran değil, aksine birleştiren evrensel gücünü hissettim. Kitapta beni
Mariana ÇukuruJasmin Schreiber · Yan Pasaj Yayınevi · 2024669 okunma
9/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 60. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 02:25
Bir büyücü edasıyla dili eğip büken, bozup yeniden kuran Doğan Yarıcı'dan çocukluk ve ölüm arasında gidip gelen bir sarkaç: O Boşluk . Dostluk üzerine unutulmayacak bir ağıt, benzersiz bir aşk, varoluş, yok oluş, saplantı, kaçma, derinleşme ve uçma güncesi. Anlama ve anlamlandırma denemesi...
Arka Kapak Yazısı
O BoşlukDoğan Yarıcı · Yapı Kredi Yayınları · 201212 okunma
Reklam
Reklam