Allah seni başarıya erdirsin ve doğru yola ulaştırsın, bilmelisin ki kendiliğinde bulunduğu hâl üzere âleme baktık; onun hakikatini, mebdeini ve kaynağını öğrendik. Onu ayrıntılı bir şekilde inceledikten sonra, ilâhi mertebeden âlemde neyin ortaya çıktığı üzerinde düşündük. Gördük ki ilâhi zat, oluş, emir ve yaratılış âlemiyle herhangi bir ilişkiden veya herhangi türdeki bir ilgiden münezzehtir. Çünkü hakikat böyle bir durumu kabul etmez.
Bunun üzerine bu âlemde hüküm süren ve etkin olan şeye baktık; gördük ki güzel isimler (esmâ-i hüsnâ), bütün âlemde hiçbir gizliliğin kalmayacağı açıklıkta ve tümel bir şekilde ortaya çıkmıştır. Onlar âlemde -zatlarıyla değil hükümleri ve eserleriyle bulunmuş; hakikatleriyle değil, misalleri ve sırlarıyla ortaya çıkmıştır. Biz de mukaddes zatı bulunduğu mukaddeslik ve münezzehlik hâlinde bıraktık.
Çöpe atılmış bu yiyecek dağlarının uğradığı soykırım, acı işaretinden kutsal bir işarete, çevresinde toplanıp, "Yeter artık! Değişim zamanı geldi!" diyebileceğimiz koca bir toteme dönüşse ne güzel olurdu. Ezilerek yok edilen milyonlarca ton meyve ve sebze ile nesneye dönüşen insan aynı sorunun iki cephesidir.İnsan bütünlüğünün merkezine taşınma gereksinmesi duyar, bu bütünlük en ideal olarak yürekte gösterir kendini. Savurganlığın acısını hisseden yürek, dostluk ve merhamet duygusuna sahip olan, özen ve dikkat gösterebilen, güzelliğin farkına varan, onun karşılıksız verilişi karşısında heyecanlanan yürektir. Karşılıksız oluş! Ne satılır ne alınır; yoksa bir anlam bulmak için yürümemiz gereken ufuk bu mudur?
Uygun koşullar altında herkes sınıfta kendi kendine bir "yok oluş" yaşayabilir, hayatta her türlü ihtimal mevcuttur, hatta insan yaşarken bile "ölmüş" olabilir.
Son günlerde beni en çok etkileyen şey esneklikten uzak oluş; katılık.İnsanın yakasını bırakmayan konuşmalarda, bakışlarda, davranışlarda, düşüncelerde katılık var; insan kalplerinde bile damar sertliği demeyeceğim-sertlik var.Modern insan, hiperteknolojik insan varoluşunun gücü olarak bu katılığı kendine bayrak edindi. Çevresine bir zırh oluşturdu ve tıpkı geyik böceklerininki gibi şaşkınlık uyandıracak şekilde parıldayan bu kalkanıyla insanlarla tanışmak, daha doğrusu çatışmak üzere dünyayı dolaşmaya yola çıktı.
Âşık sanıyor ki, ne kadar ses olursa o kadar iyi anlaşacak. Çıkardığı sese karşılık bir ses istiyor. İniltisine bir iniltiyle cevap verilsin istiyor. Oysa o cep telefonu her çaldığında sesler
daha bir anlamsızlaşıyor. Hiçbir şey iletmeyen; bir çağrı, bir duygu taşımayan her konuşma, insanı kendi zindanına daha da çok gömüyor. Fazladan sarfedilen her kelime, oluş çabasıyla sınanmamış her söz, sevgiliyi sırlar mağarasına daha çok çekilmeye mecbur ediyor. Fuzuli sözler aramıza sırlardan bir duvar örüyor.