Amerikalı bir erkek otomobilinden başka bir şeye vurgun değildir gerçekte: İlk sırada karısı, çocuğu, ülkesi, hatta bankadaki parası (aslında bankadaki parasını hiç de yabancı ülkelerdeki insanların sandıkları kadar sevmez, çünkü o paranın bir kısmını ya da hepsini neredeyse gelişigüzel herhangi bir şey almak için harcayacaktır, yeter ki alacağı şey yeterince değersiz olsun) değil de, arabası gelir. Çünkü otomobil bizim ulusal seks simgemiz haline gelmiş durumda. Başkalarının görmesi güç yerlere gitmedikçe hiçbir şeyin tadını çıkaramıyoruz biz aslında. Oysa bütün geçmiş deneyimlerimiz, yetişmemiz, eğitimimiz gizliliği, saman altından su yürütmeyi yasaklamakta. Dolayısıyla bugün karımızı boşayabilmek için, sevgilimizin üzerinden metreslik ayıbını, yarın yeni karımızı boşayabilmek için yeni sevgilimizin metreslik ayıbını üzerinden kaldırmak zorunda kalıyoruz ve bu böyle sürüp gidiyor; sonuçta Amerikalı kadınlar soğuklaştı ve seks duyguları iyice azaldı; böylece libidolarını otomobillere yönelttiler, sırf otomobillerin ve aksamlarının ışıltısı ve hareket olanağı ve boş gururlarını okşadığı, ya da (perakende satıcılar birliğinin moda olarak onlara buyurduğu dapdaracık etekli giysiler yüzünden) yürüme yeteneklerini ortadan kaldırdığı için değil de, otomobilleri kendilerini sekse zorlamadığı ve dolayısıyla saldırıda bulunup orasını burasını tartaklayıp incitmediği, kan ter içinde bırakarak tuvaletini bozmadığı içindi. Bu yüzden Amerikalı bir erkek artık eşinin ne derece sahibi ve efendisi olacaksa o kadarını elde edebilmek için o otomobilin de sahibi olmak zorunda şimdi. İşte bu nedenledir ki fare yuvası kadar kiralık bir evde otursa da, bir arabasının olması yetmez, o arabayı her yıl sıfır kilometre, kız gibi el değmemiş başka biriyle yenilemesi gerekmekte; o taptaze
Sayfa 216 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Yusuf Azizoğlu..
... Giyiniş ve tavırlarıyla o za­mana göre kimse bilmezdi ki feodal bir Kürt ailesine mensup ol­duğunu. Ben ona ve diğer arkadaşlarıma göre daha çok pozitif felsefenin tesirinde kalmıştım. Hiç unutmam bir kurban bayra­mında yurda geldi ve “Haydi çocuklar Süleymaniye Camiine bay­ram namazına gidelim” dedi. Arkadaşlar hazırlandılar. Gülerek bana baktı ve “Musa, sen de gel yahu!” dedi. Ben cennete gitmek için değil de Yusuf Abinin hatırı için “Peki!” dedim
Sayfa 258 - Aram Yayınları, 4.Baskı·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Gitmek istesem giderdim, biliyordurdum çünkü o benden gitmişti ve bana birinden nasıl gidilmesi gerektiğini o göstermişti. Ateşe yürüyen adam korel 'di ona koştuğumda yanardım, biliyordum Ama o bana zaten yanmayı ve yanmanın getirdi acıyı öğretmişti.
“Ben gitmek istemiyorum ki,” dedi Ferdinand delice bir öfkeyle masaya yumruğunu indirirken. “Ben istemiyorum. Fakat onlar istiyor. Ve onlar güçlü. Ben ise güçsüzüm. Onlar binlerce yıldır ne istediklerini çok iyi biliyorlar, çok iyi örgütlenmişler, çok kurnazlar, çok iyi hazırlanmışlar, yıldırım gibi tepemize düşüyorlar. Onların belli amaçları var, benimse zayıflamış, harap olmuş sinirlerim. Bu adil bir savaş değil. Bir makineye karşı gelinemez.İnsana karşı koyulabilir.Fakat bu bir makine, bir kasap makinesi, vicdanı ve aklı olmayan ruhsuz bir alet. Ona karşı koyulamaz.
Sayfa 9 - İş Bankası Yayınları, V. BASIM MART 2018, İSTANBUL·Kitabı okudu
Alıntı
Bu hayatımdaki en güzel gecelerden biri oldu. Bu genç kızın hayatımda artık gelip geçici bir macera olarak kalmayacağını hemenanladım. Öylesine çekici, öylesine çocuksu, öylesine akıllıydı ki insan benimsenmiş formüle göre, ondan önce nasıl oldu da bir başkasını sevebildim diye sormaktan kendini alıkoyamıyordu. Dahaönceki kızların tümü, kendilerinin ululaştırılmışı olabilecek bu kızın birer taslağı olmaktan öteye geçmiyordu. O zamanlar, can sıkıntısı ve alışkanlığın öldürdüğü iki yıllık bir ilişkiden yeni çıkmıştım. İnsanı yeniyetmelik günlerine götüren gençlik kaynağına yeniden kavuşuyordum. Daha kendisini tanımadan Rebecca’da hoşlandığım bir şey vardı: Bende yaratabileceği aşk. Onun kalbine gidenyolu kazanacağım gibi bir hayale kapılabilir miydim? Benim gözümde daha ilk anda, hani başkaları tedirgin etmediğinde sizi en uçnoktalara kadar götüren bazı kişiler vardır ya, işte onlardan birioluverdi. Çılgın, gönül okşayıcı, hoşuma gitmek için her şeyi yapmaya hazır bir havası vardı. Kendini ulaşamayacağım bir yere koyarak bir tür teslimiyetle etrafa ışık saçıyordu - ki bu da beni allakbullak ediyordu. Çılgınca niyetler yüklediğim bu kurnazca mesafenin sadece bir amacı vardı: Endişeye kapılarak ona bağlanıvermişolmak. Güzel sözcükler icat ederek, en anlamsız olayları hovardaca kutlayarak, bayağılığın içinden sonsuz bir kendini yenileme gücü çıkararak onu güldürmemin hiç önemi yoktu. Gerçek karşılaşmalar, bizleri kendimizin dışına savurur, trans haline geçirir, sürekli yaratmaya iter. Eğlendiğime ve kendimi şaşırttığıma göre onu daeğlendiriyor ve şaşırtıyordum.
Ahmet b ebul havari diyor ki: “Muhammed b Semmak hastalandığı zaman idrarını almış ve Hristiyan bir doktora götürmüştük. Hira ile Kufe arasında yolda giderken, yüzü güzel kokusu hoş ve elbisesi temiz bir adama rastladık, bize: nereye gitmek istiyorsunuz? Dedi. İbn-i Semmak‘ın idrarını göstermek için falan tabibe gidiyoruz, dedik. Sübhanallah, Allahın dostu için onun düşmanından yardım mı isteyeceksiniz? Dedi şu idrar kabını yere atınız, İbn-i Semmak’a dönünüz ve ona: elini ağrıyan yere koy ve: “Biz onu Hakk ile indirdik ve o Hakk ile indi“ (İsra-105) de, deyiniz, dedi ve gözden kayboldu. Bunun üzerine İbn-i Senmak’a döndük ve durumu anlattık. Elini ağrıyan yerine koydu ve adamın tarif ettiği şeyi söyledi. Derhal sıhhat’e kavuştu ve: o adam Hızır (as) idi, dedi.“
Sayfa 460 - Sufilerin Makam ve Halleri- Keramet·Kitabı okuyor
Tasavvuf