Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş
Bürhan sorardım aslıma, aslım bana bürhan imiş
Sağ ü solu gözler idim, ben dost yüzün görsem deyû
Ben taşrada arar iken ol can içinde can imiş
Öyle sanırdım ayrıyam, dost gayrıdır ben gayrıyam
Benden görüp işideni bildim ki ol canan imiş
Savm ü Salât ü Hacc ile sanma biter zâhid işin
İnsan-ı kâmil olmayâ lazım olan irfân imiş
Kanden gelir yolun senin, ya kande varır menzilin
Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvan imiş
Mürşid gerektir bildire Hakk'ı sana Hak-kal yakîn
Mürşidi olmayanların bildikleri güman imiş
Her mürşide dil verme kim yolunu sarpa uğratır
Mürşidi kâmil olanın gayet yolu âsân imiş
Anla hemen bir söz dürür, yokuş değildir düz dürür
Alem kamu bir yüz dürür, görüen anı hayrân imiş
İşit Niyazi'nin sözün, bir nesne örtmez Hak yüzün
Hak'dan ayan bir nesne yok, gözsüzlere pinhan imiş
Derdime çare arayıp dururdum, meğer aradığım çare derdimin ta kendisiymiş; özümü ispatlayacak bir delil arardım, meğer benim özüm kendisinin en büyük kanıtıymış. Sevgilinin yüzünü görebilmek için sağa sola bakınırdım; ben O'nu dış dünyada ararken meğer O, canımın içindeki canmış. Eskiden kendimi Allah'tan ayrı sanır, "O başkadır, ben başkayım" diye düşünürdüm; sonunda anladım ki benden gören ve işiten aslında o Sevgili'nin ta kendisiymiş. Ey sadece şekle önem veren kişi, işinin sadece oruç, namaz ve hac ile bittiğini sanma; olgun bir insan olabilmek için asıl gerekli olan şey, ilahi hakikati kalben sezmektir. Senin yolun nereden geliyor ve hedefin neresidir; bu dünyaya niçin geldiğini ve nereye gideceğini anlamayan kişi, sadece içgüdüleriyle yaşayan bir canlı gibidir. Hakk'ı sana şüphe duymaksızın yaşatarak bildirecek bir manevi rehber gerekir; bir rehberi olmayanların doğru sandığı bilgiler sadece zan ve tahminden