niyazi-i mısri
Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş Bürhan sorardım aslıma, aslım bana bürhan imiş Sağ ü solu gözler idim, ben dost yüzün görsem deyû Ben taşrada arar iken ol can içinde can imiş Öyle sanırdım ayrıyam, dost gayrıdır ben gayrıyam Benden görüp işideni bildim ki ol canan imiş Savm ü Salât ü Hacc ile sanma biter zâhid işin İnsan-ı kâmil olmayâ lazım olan irfân imiş Kanden gelir yolun senin, ya kande varır menzilin Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvan imiş Mürşid gerektir bildire Hakk'ı sana Hak-kal yakîn Mürşidi olmayanların bildikleri güman imiş Her mürşide dil verme kim yolunu sarpa uğratır Mürşidi kâmil olanın gayet yolu âsân imiş Anla hemen bir söz dürür, yokuş değildir düz dürür Alem kamu bir yüz dürür, görüen anı hayrân imiş İşit Niyazi'nin sözün, bir nesne örtmez Hak yüzün Hak'dan ayan bir nesne yok, gözsüzlere pinhan imiş Derdime çare arayıp dururdum, meğer aradığım çare derdimin ta kendisiymiş; özümü ispatlayacak bir delil arardım, meğer benim özüm kendisinin en büyük kanıtıymış. Sevgilinin yüzünü görebilmek için sağa sola bakınırdım; ben O'nu dış dünyada ararken meğer O, canımın içindeki canmış. Eskiden kendimi Allah'tan ayrı sanır, "O başkadır, ben başkayım" diye düşünürdüm; sonunda anladım ki benden gören ve işiten aslında o Sevgili'nin ta kendisiymiş. Ey sadece şekle önem veren kişi, işinin sadece oruç, namaz ve hac ile bittiğini sanma; olgun bir insan olabilmek için asıl gerekli olan şey, ilahi hakikati kalben sezmektir. Senin yolun nereden geliyor ve hedefin neresidir; bu dünyaya niçin geldiğini ve nereye gideceğini anlamayan kişi, sadece içgüdüleriyle yaşayan bir canlı gibidir. Hakk'ı sana şüphe duymaksızın yaşatarak bildirecek bir manevi rehber gerekir; bir rehberi olmayanların doğru sandığı bilgiler sadece zan ve tahminden
Doğum günüm bugün ama daha çok gerçekten doğduğum gün desem yanılmamış olurum zannımca… Hayat dediğimiz şey dümdüz bir çizgi değil ve herkes belirli aşamalardan aynı anda , aynı şekilde geçmiyor hatta belki o geçilen aşamalar bile birbiriyle aynı olmuyor. Önceden çok aceleci davranırdım, her şeyin belirli bir zamanda olması gerektiğine inanırdım. Ama sonra farkettim ve anladım ki , herkesin yolu farklı, herkesin o yolu yüryüşü farklı, onu o yola sürükleyen amaçlar ve nedenler farklı. Bu yıl savaşmamayı öğrendim. Acele etmemeyi, akışa meydan okumamayı, her şeyin benim planıma göre gerçekleşemeyeceğini, acının da mutluluğun da bir sonu olduğunu, kendimle savaşmamam gerektiğini, kendime daha çok önem vermem gerektiğini, insanların hayatıma müdahaleye giriştikleri konuda sınırlarımı koruyabilmeyi, kendimi sevmeyi, insanların beni çok sevmesinin ya da benden nefret etmesinin benim kendime yükledğim özdeğerimden bir şey eksiltmemesi gerektiğini … Kendimi çok kıyaslardım önceden yaşıtlarımla . Ama anladım ki her şey bir hazır olma meselesi. Ben sınırımı korumayı, kendimi sevmeyi, kendimi daha çok önemsemeyi bu yaşımda öğrendiysem belki de bazı şeylere geçmiş zamanımda hazır değildim… Ama artık hazırım , açığım güzel daimi mucizelere…
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İt olana tasma yerine taç takanlara duyrulur: Baya tuzlu oldu (:
Bugün 2 ölçek mini tartoletlerin yarısıyla çikolatalı kurabiye yapacaktım. Dün akşamdan hamuru hazırlayıp dolaba atmıştım. Normalde ince tanecikli tuz kullanıyoruz ve ben buzdolabı poşedinde şeker (!) buldum. O an taneciğine göre karar kıldım ve biraz loştu. Tuz olmasının mümkünatı yoktu. Ve damla çikolata koyacağım için normalden az şeker koydum. Hamurun tadına bakacaktım unuttum. Bugünle birlikte toplam 3.30 saat harcadım. Bizimkilere kahve yapıp götürdüm. Ablamla konuşurken anneme de yemesi için ısrar ediyordum. Kadın yedi ve "Bu ne böyle tuzlu baya?" dedi. Tipiyle şaka yapıp yapmadığını anlamadım. Sonra ablam da ısırdı ve ağzından direkt hafifçe tükürdü. Ve "Haahahaa çok komik tamam, şimdi sıra bende." deyip kahveye bandırdığımı daha ısıramadan baya tuz tadı geldi ve "Ohaa şaka değilmiş. İnanmıyorum bu nasıl tuz olabiliiirr?" ama sona doğru sinirden ağlamaklıyım. "ŞEKER BÖLÜMÜNDE TUZUN NE İŞİ VARDI? BUZDOLABI POŞETİNDE TUZU KİM KOYDU?" diye biraz sinirlenirken bir sıcak bastı, bir tansiyonum düştü anlatamam. Güldük de baya ama hep sinirden ve öyle böyle yaşanan aptallıktan. "Sahte meyve tabaklarına benziyor: Biz ona bakıyoruz o bize bakıyor ama yiyemiyoruz. Hoş bu gerçek ama yiyemiyoruz yine de. ><" deyince annemin çözümü "Üzülme ıslatır tavuklara yediririz." oldu. "Bunun yarımını yiyen tavuğun yaşayabileceğini düşünüyor musun, hepsi çöpe. -_-' Ben yapmış olsam bile hiçbir albenisi yok. Sen nasıl yedin anne, delirdin mi?" deyince "Sen ısrar ettin, yemesem üzülecektin." dedi. 🤦‍♀️ Ben zaten minik kurabiye ve minik şekilde yapmıştım. Tatsın istedim ama tuzlu olduğunu bilmiyordum. İlk tepsi de çıkınca normalde tadarım ama tadasım gelmedi, yemek için hep birlikte olmayı bekledim. 😅😅🤦‍♀️ Poşet suçlusu annem. Ve ilk onda patladı. Tuzu seven ben bile o kahveden ötürü
Hayata Dair
İbn'ül-arabi'yi doğru olarak anlayıp değerlendirebilmek için, kanaatımca bazı hususlara dikkat etmek lazımdır. Bunlardan birincisi, İbn'ül-arabi'nin lafızlar'a değil, onların ihtiva ettiği manalar'a önem vermesidir. Misal olmak üzere ibn'ül-arabi bir tercüman'ın lafızları değil fakat manaları aktarmas'ı gerektiğini, daha doğrusu bu manalardan anladığı şeyi nakletmesi icab ettiğini önemle işaret etmektedir: [Fut. 3/621 (21)] Dikkat edilmesi gereken ikinci nokta, İbn'ül-arabi'yi belli bir yönden (:tek taraflı) değil, fakat onu, sisteminin bütünlüğü içinde dikkate almak ve herhangi bir sözünü ancak bu çerçevede değerlendirmektir. Aksi takdirde İbn'ül-arabi hakkında ileri sürülecek kanaatlar daima yanlış olacak ve onun fikirleri, esas gayesinden başka manalara saptırılacaktır. Galiba bu maksatla olmalıdır ki İbn'ül-arabi şöyle diyor : « . .. Benim söylediğimi, tek gözlü olanlar değil, iki gözlü olanlar anlar .... » (Fut. 3/465(9) Nihat Keklik
1000Kitap
Funda'dan...
Ne çok istedik, küçücük hayatlarımızda önemli kişi olmayı...
Düşünceye ve duyguya önem veren birisi maddeye önem veremez. Maddede gördüğü farklılıkların sebebinin duygu ve düşünce olduğunun farkındadır. Düşünce ve duygunun üstünlüğünü kabul eder! Bu sebeple madde şöyle olmalı, böyle olmalı diyemez.
Din