Neydi sevdası, hasreti güdüleyen arzu neyi ya da neleri kuşatıyordu? Aslında somut olanını biliyoruz artık, ondan başlayalım. Ahmed Arif şirindeki bütün göz güzellemeleri Leyla Erbil’in gözleri üzerinedir. Hasret de bir aşk sözcüğü olarak ona yönelmiştir. Ela gözlüydü Leyla Erbil. “Suskun”da her parçada yinelenen göz rengidir; ağıyor, yağıyor, doğuyor, al yeşil bahar oluyor”dur. “Ay Karanlık”ta ise ela gözün bazen maviye çalışı vardır; (şairin okuyuşuyla, “a” kısa, “e” uzun) “maviye maviye çalar gözlerin”. “Suskun”, “Ay Karanlık”, “Unutamadığım”, “Yalnız Değiliz”, “Leylim Leylim”, “Sevdan Beni” şiirlerinde Leyla Erbil silueti belirgindir. Kitaba giren şiirlerini 1947-57 yılları arasında yazıyor, kalıcı biçimi buluyorken, hemen her mektupta Leyla Erbil’in de fikrini soruyor, önerisini ya da onayını bekliyor. (Leyla Erbil’in yanıtlarını içeren mektuplar kayıp.) 1957’den sonra da mektup hızı kesiliyor, adeta sönüyor. 1977’de Eski Sevgili çıkana kadar yok mektup, arada biri dışında. Hasreti sevgiliden uzaklığın adı olarak büyüten, hatta onsuz kendini bir hiç, bir yaşamasız sayan “divane” şair edası apaçık. Onsuzluk nasıl bir karanlıktır ki, kurşun sıksan geçmezdir şairin gecesinden. 19 şiirin birkaçı hariç tümünde “hasret”in somut adresi Leyla Erbil görünüyor.
Başlangıçta Leyla Erbil ile ortak bir kitap çıkarma fikri de var. Adı da “Suskun” olacaktır. “Sus, kimseler duymasın” diye başlayan şiirde kimi dizelerin Leyla Erbil’den geldiğini imleyen cümleler var. Şiirin doğuşu ilişkilerinin de başlangıcı. Tarihini tam bilemiyoruz, “Benim Lâmbo’da başladığım şiir ne oldu biliyor musun? Hem de birdenbire ve yarı gecede” diyor. “Şimdi elli mısradan çok. Daha bitmedi. Ah, seninle beraberken bitebilir ancak! Elbette ki senin harikulade zevk ve anlayış sansüründen geçecek. Pasajlar