Osiris'e dair
Osiris Mısır'ın ilk orijinal kralıydı. Simgesel olarak asa ve döveni göğsünün üzerinde çapraz tutmaktadır. ikinci Hanedan'da dolandırıcı ve döven eşleşmiştir. Asa ve döven krallar tarafından tüm halkın,önünde taşınmış ve Eski Mısırın en ünlü sembolleri haline gelmiştir . Kralın gücünü ve görkemini simgelemişlerdir.
Sayfa 152 - Timaş·Kitabı okudu
Alıntı
Attis Miti ve Ayini
Ölümü ve yeniden dirilişiyle Batı Asya inanç ve ayinlerine derin kökler salan diğer bir tanrı Attis'tir. Adonis Suriye için ne ise Attis de Firigya için o idi. Görünüşe göre Adonis gibi o da bir bitki tanrısı olup, ölümü ve yeniden dirilişi için her yıl ilkbaharda yas tutulur ve sevinç gösterilerinde bulunulurdu. İki tanrıyla ilgili efsane ve ayinler birbirine o kadar benzemekteydi ki bazen antik dönem insanları bile bunların aynı olduğunu düşünürdü. Attis'in, büyük bir Asya bereket tanrıçası olan ve en büyük evi Frigya'da bulunan Kibele'nin yani Tanrıların Anası'nın aşık olduğu yakışıklı bir çoban ya da sığırtmaç olduğu söylenmekteydi. Bazıları Attis'in onun oğlu olduğunu düşünmekteydi. Diğer birçok kahramanın olduğu gibi onun doğumunun da mucizevi olduğu söylenmektedir. Annesi Nana bir bakireydi, bağrına koyduğu olgun bir badem ya da narla hamile kalmıştı. Aslında Firigya kozmogonisinde badem her şeyin babası olarak görülürdü, çünkü çıplak dallarda yaprakların çıkmasından önce açan leylak rengi narin çiçeği ilkbaharın ilk habercilerinden biriydi. Bu tür bakire anne öyküleri, çocukların kadın-erkek arasındaki ilişkilerin sonucu olduğunu henüz bilmeyen insanların çocuksu bir cehaletinin kalıntılarıdır. Varlığını sürdüren en ilkel vahşiler, yani orta Avustralya'nın aborijin kabileleri arasında hâlâ hakim olan bu cehalet bir dönem kuşkusuz ki bütün dünyaya hakimdi. Hatta insanların doğanın yasalarını daha iyi anlamaya başladığı sonraki zamanlarda bile bu yasaların istisnalarının olabileceği ve mucizevi varlıkların hayatında erkek eli değmemiş bir kadından mucizevi olarak dünyaya gelebilecekleri kabul edilmekteydi. Filistin'de bugün bile kadınların cinlerden ya da ölmüş kocalarının ruhundan hamile kalabileceklerine inanılmaktadır. Nebk'te böyle bir birlikteliğin meyvesi
Sayfa 287·Kitabı okudu
Antropoloji
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bir kralı ya da oğlunu tanrı karakterine büründürüp öldürme geleneği Sami dininin şiddetli ateşliliğinin Yunan hümanizmasıyla yumuşatıldığı Kıbrıs adasında birtakım küçük izler bırakırken, aynı kasvetli ayin Yunan ticaret yollarından uzakta kalan Fenike kolonilerinde daha bariz biçimde görülmektedir. Samilerde gerek tanrıyı tazim için gerekse toplumsal tehlike ve afet dönemlerinde onun öfkesini yatıştırmak için bazı çocukları, genellikle de ilk çocuğu kurban etme geleneği olduğunu biliyoruz. Sıradan halk böyle yaparken, omuzlarında onca ağır sorumluluk bulunan kralların yurtları uğruna bu ürkütücü kurbandan kaçabilmesi mümkün müdür? Gerçekte tarih tıpkı ötekiler gibi kralların da kendilerini buna hazırladıklarını göstermektedir. Burada, en büyük oğlunu ateşte yakarak kurban eden Moab kralı Meşa'nın kendisi tanrının oğlu olduğunu iddia ettiğine göre, kutsallığının oğluna da geçtiğine; ayrıca aynı kurban töreninin aynı şekilde Adonis tapınmasının büyük merkezi olan Biblos'un kutsal kurucusu tarafından da gerçekleştirildiğine kuşku yoktur. Bu da geçmişte Adonis'in insan temsilcilerinin alevler arasında yok olduğu anlamına gelmektedir. Her halükarda, kentin en büyük tanrısının temsili suretini periyodik olarak yakma geleneği Sur'da ve Sur'un kolonilerinde yakın bir zamana kadar süregelmiş olup, belki suretin yerine bir insan ikame edilmiş olabilir. Çünkü Sur'un yüce tanrısı Melkart, Yunanlar tarafından büyük bir odun yığınının üstünde kendini yakarak bir bulutun içinde, gök gürültüsü eşliğinde göğe ağdığı söylenen Herakles'le özdeşleştirilmekteydi. Sophokles'in ölümsüzleştirdiği ünlü Yunan efsanesinde bu trajedinin gerçekleştiği yer Oeta Dağı iken, hikayenin başka bir türevinde olay mahalli Sur olarak göstermektedir. Ekleyeceğim diğer kanıtlarla birlikte düşünüldüğünde bu
Sayfa 127·Kitabı okudu
Antropoloji
Her insan için bu Nur kendisine her şeyden daha yakındır. Bir insan, Bilgi ile ayinlerin üstüne yükselir ve Osiris'e ererse, Nur'a, o her şeyin başlangıcı ve sonu olan ve baştan başa Nur ile çağlayan Amon-Raya varır." RA: Nur, Güneş OS-İR-İS: Tümel Zeka AM-ON-RA: Kozmik Sevgi Güneşi.
Hayata Dair
Peçeyi kaldırmak
"SAIS" deki tanrıça heykelinde pek muammalı olan şu yazıt bulunur; OLMUŞ OLANIN HEPSİ, OLANIN HEPSİ, OLACAK OLANIN HEPSİ BENİM VE HİÇBİR ÖLÜMLÜ ŞİMDİYE KADAR PEÇEMI KALDIRMADI" (Plutarch, Isis ve Osiris'e dair -Mısırlı tanrı ve tanrıça- Olağanüstü masallardan)
Klasik bir kurtarıcı tanrı örneği, Mısır tan­rısı Osiris'e tapınan külttü. Bu tanrıya bağlı olanlar onun zamanında öl­düğüne ve ölüler arasından dirildiğine ve törensel tapınma yoluyla onun yazgısına öykünebileceklerine inanıyorlardı. Paulus birçok gnostik mez­hebin bulunduğu bir arka planın önünde de görülmelidir. Bu mezheplerin bir bölümü Platoncu düşünceler benimsemişti ve her insanın fiziksel (ve ölümlü) bir bedenin içine "hapsolmuş" ölümsüz bir ruh bileşimi olduğu­nu öğretiyordu. Aslında, gnostikler, ruhun "ışık ve mutluluk yuvasından" düşerek maddi dünyaya inmiş olduğunu söylüyorlardı. Ruh, bu dünyada "bedenleşerek", yeryüzünü (ve diğer gezegenleri) yurt edinmiş şeytani güçlerce kapana kısılmıştı ve ancak doğasına dair "hakiki bilgi" (gnosis) sayesinde kurtarılabilirdi. Gnosis'in amacı ruhu, ilk yuvasına dönebilme­si için, bedenin içine hapsolmaktan kurtarmaktı.Demek ki Paulus'un Hıristiyanlığı üç öğenin bileşimiydi: Yahudi Hıristiyanlığı (İsa'nın kurta­rıcı bir Tanrı'ya ve kurtarıcı bir Mesih'e inancı), pagan-kurtarıcı tanrılar ve insanın düşmüşlüğü üzerine gnostik düşünceler.
Sayfa 321 - Yapı Kredi Yayınları.