Geri Bildirim
  • "Bulmuş karanlıktan sıyrılan yolu;
    Tan, Osman Batur'un göz-aklarında."
  • Osman Batur kimdir? Nerede doğmuş ömrünü nerede geçirmiştir? Altay Kartalı olarak da bilinen Osman Batur nasıl şehit olmuştur? Doğu Türkistan davasının sembol isminin ailesine nasıl işkence edildi? İşte tüm bu soruların cevabı...

    Asıl adı Osman İslamoğlu idi. Batur, O'na mücadelesine nispetle verilmiş bir unvan, bir sıfattır."Kahraman ve cesur"anlamındadır. O, bu ünvan ve sıfatla özdeşleşmiş, böylece anılmaya hak kazanmıştır.

    Osman Batur, Doğu Türkistan'ın yetiştirdiği en büyük mücahittir. 20. Yüzyılda, Çin'e karşı en büyük mücadeleyi vermiş bir efsane... Adı bugün bile Pekin yönetimini titretmeye yeten tarihi bir şahsiyettir Osman Batur.

    Osman Batur'un güçlü ve heybetli bir yapısı vardı. 1.85 boyunda, kısa-kalın boynu ve yarı kapalı-kısık gözleri vardı. Kırışık kaş arası, yüzüne şahsiyetini yansıtıyordu. Çok az konuşurdu ve her konuda kendine güveni tamdı. 40 yaşına kadar hayvancılık ile uğraşmıştır.

    Bu büyük mücahid, ilk dini bilgilerini, âlim olan dedesinden alır ve hayatını takva ile geçirir. Cengâverliği, kendisinden önce Çinliler ile savaşmış büyük mücahid Böke Batur'un yanında öğrendiği rivayet edilir. Böke Batur'un şu sözü, Osman Batur'a ve mücahitlere ümit aşılamıştır:"Bir gün, biz kâfirleri yine çöllerin öbür tarafına atacağız. Sayıları Taklamakan Çölü'ndeki kum taneleri kadar olsa bile!"

    Osman Batur dillere destan bir yiğitlikle anıla gelmiştir. Hatta bir rivayete göre, Allah'ın yardımıyla, basit bir kementle uçak düşürmüş gözü kara bir kahramandır.

    ZALİM ÇİN'E BAŞKALDIRIŞI

    1940 yılında, Çin zulmü dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı. O vakitlerde, şimdilerde olduğu gibi Türkistan genelinde halk, zulme ve kırıma uğruyordu. Halkın önderleri, âlimleri katlediliyor; mülkleri gasp ediliyor; camileri yakılıp yıkılıyordu.

    Köktogay bölgesinde, işgalci Çinli kaymakamın camiye çizmeleri ile girmesi üzerine halk, kaymakamı ve onlarca Çinli askeri öldürdü. Camilere tecavüz eden, Kur'an-ı Kerim'i yakan Çinlileri protesto eden ve zalimlere karşı boyun eğmeyen Doğu Türkistanlılar,"isyancı" oldukları bahanesiyle tutuklandılar.

    İş o raddeye geldi ki, resmî makamlar, Türk'lerin ellerindeki silâhları toplamaya başladılar. Osman Batur'un babası ve ailesinden bazı kişiler, silâhlarını Çin askerlerine teslim ettiler. Osman Batur, silahını teslim etmeyi reddederek: "Bu gün silâhımızı alanlar, yarın canımızı da alırlar. Ben silâhımı Çinlilere vermem. İstiyorlarsa ve güçleri yetiyorsa, gelip alsınlar!" Dedi ve tek başına dağa çıktı.

    Osman Batur, zalimlere karşı mücadelen başka kurtuluş yolu olmadığına inanıyordu. Başlattığı mücadele, aynı gün destek gördü. Arkasından ilk gidenler, arkadaşı Süleyman ve büyük oğlu Şerdiman oldu.

    Silâhını Çinlilere teslim eden babası İslâm Bey, oğlu için hayır dualarını ve başarı dileklerini dile getirip oğlunu koruması için Allah-u Zülcelal'e dua ederken; Anası Ayça Hatun,"Ben oğlumu bugünler için doğurdum. Bizim canımız, bizden önce hayatını, bu dava uğruna feda edenlerin canından daha kıymetli değildir. Bizden sonrakilerin yaşaması için bizler de canımızı vermeye hazırız" diyerek, yaptığı konuşmalar ile hem oğluna destek oluyor hem de Müslümanları cihada davet ediyordu.

    Kısa zaman içerisinde, etrafında gözü pek insanlardan bir mücahit ordusu oluştu. Zelebay Telci, Nurgocay Batur, Kâseyin Batır, Canım Han Hacı, Süleyman Batır, Musa Mergen Aktepe, Sulibay, Ökürbay, Nogaybay, Ahid Hacı, Halil Teyci, Karakul Zalin... Bunlar mücahitlerden birkaçıdır. O artık, kendisine tabii olanların imamı, Osman Batur'u idi.

    1911 yılında, Çinlilere ve Ruslara karşı mücadeleye başlayan Osman Batur, bütün Altay topraklarının ve Doğu Türkistan'ın Çinlilerden ve Ruslardan kurtarılmasını amaç edinmişti. II. Dünya Savaşı yıllarında, Doğu Türkistan topraklarındaki Türkler'e yönelik baskıların kuvvetlenmesi ile birlikte, tepki hareketleri de kuvvet kazanmış ve Osman Batur'un yükselmesine zemin hazırlamıştı.

    MÜCADELESİNDE BAŞARISI

    Altayları Çinlilerden temizlemeye başlayan Osman Batur, 1943 yılında hedefine ulaşmış gözüküyordu. 22 Temmuz 1943'te Bulgun'da yapılan törenle Osman Batur Altay Kazakları'nın Han'ı ilân edildi. 1945'e gelindiğinde, Doğu Türkistan'da birkaç şehir haricinde, kontrol Doğu Türkistan Müslümanlarının eline geçmişti.

    Çinliler, yönetimleri altında bulunan meskûn bölgelerin birer birer elden çıkmakta olduğunu anlayınca, büyük bir ordu oluşturdular. Osman Batur ve beraberindeki mücahitler, sayıca kendilerinden 10 kat fazla ve modern silâhlarla donanmış düzenli orduya karşı savaşa devam ettiler.

    1949 yılında, Osman Batur daracık bir dağ bölgesine sıkışmıştı. Başlangıçta 30 bin savaşçı olan kuvveti 1950'de kadın ve çocuklar dâhil 3-4 bine inmişti. Son sığındığı yer, Gez Kurt bölgesiydi. Karakışta hayvanlar dağlarda barınamıyor, eteklere inmeye mecbur oluyorlardı.

    1951 Şubat'ında, komünistler yine bir baskın hücumu yaptılar. Kazakların büyük bir kısmı yine baskından kurtuldu. Osman Batur'un kızı Azpay'la birlikte, birçok kadın-kız komünistlerin eline geçti. Osman Batur onları kurtarmak için bir geçitte 200 kişilik bir düşman birliğine tek başına hücuma geçti. Çok sayıda düşmanı öldürdü. Ancak cephanesi bittikten sonra, Kamambal Dağı'nda yakalandı.

    Tung-Huang şehrine götürüldü. Ellerinden ve ayaklarından zincirlerle bağlanarak zindana atıldı. Her gün kesintisiz işkence görüyor, kendisine yardımcı olan Türkleri ele vermesi için sıkıştırılıyordu. Çeşitli işkencelerden sonra, bir atın üzerine bindirilip "Türkistan'ı, Çinlilerden kurtaracağım diyen adamın hâline bakın" diyerek, sokak sokak dolaştırdılar. Bu hâlde bile, son sözleri, bağımsızlık için mücadele edenlerin yolunu aydınlatacak bir meşale idi...

    Osman Batur, her sokakta "Ben ölebilirim ama dünya durdukça benim milletim mücadeleye devam edecek" diye haykırıyordu.

    SUÇU: DEVRİM DÜŞMANLIĞI...

    Çinliler, işe yarayacak bilgi alamayacaklarını anlayınca Osman Batur'u göstermelik bir mahkemeye sevk ettiler. Mahkeme, önceden verilmiş kararı, 19 Nisan 1951 tarihinde açıkladı: "Devrim düşmanlığı suçundan idam..."
    29 Nisan 1951 tarihinde, önce kulaklarını, sonra kollarını keserek, Urumçi'de kurşunlanmak suretiyle şehit edildi.
    Osman Batur idama götürülürken

    Doğu Türkistanlı yazar Abdurrahman Hacımelek, Osman Batur'un hayatını anlattığı bir makalesinde, yakalandıktan sonra şehid edilişini şu şekilde anlatıyor:

    "29 Nisan'da şahadete gidecekti büyük kahraman. O sabah, tabiat olayları normal seyrinin dışında idi, Urumçi'de hava kapkara idi. Çünkü baturlarının idamını protesto eden halk, ormanları yakmıştı. Çinli muhafızların gözlerinde, kendilerine doğru tüm heybeti ile yürüyen Osman Batur'a karşı korku beliriyordu, zorla meydana getirilen halk arasından tekbir sesleri geliyordu.

    Çinliler nişan almış bekliyorlardı. Osman Batur,"Allahu Ekber" dedi ve ardından kurşun sesleri geldi. Sanki namaz kılıyordu; önce dizüstü düştü, sonra alnı secdeye vardı. Bir rütbe daha kazanmıştı:"Şehidlik..."

    Oğulları Şerdiman ve Nebi ise cihada devam ediyordu. Büyük kahramanın oğulları da kendisi gibi destan yazmaktaydı. Çivili sopalar ve tüfekler ile uçaklara, tanklara meydan okuyorlardı. 1953 yılına kadar direnen oğulları, işgalci Çinliler ile yaptıkları anlaşma sonucu direnmeye son verdiler. Çin Komünist Partisi, tarihte bir ilki yapıyordu, yenildiğini kabul ediyor, anlaşmaya oturuyordu. Anlaşma şartlarından biri de Şehid Osman Batur'un naaşının teslimi idi. Nihayet naaş alınır, Köktogay bölgesindeki Kürti Ağulu'na defnedilir. Buraya yapılan türbe, sonraları, Çin uçakları tarafından çok kez bombalanacaktı.

    Büyük kahraman tekbirler ile şahadet şerbetini içmişti. Lakin kendisinden sekiz sene sonra, yine büyük çapta bir isyan başlatıp sonraları yakalanacak olan Fetheddin Mahsum, işkence sırasında sürekli"Allahu Ekber","Yaşasın Şarki Türkistan" dediğinden, idam edilmeden önce dili iğneyle dikilerek sehpaya getirilecekti."Ne ağır bir imtihandır, başındaki, Türkistan!"

    Belazuri, şöyle der, Türkistan için:"Allah'ın yeryüzündeki cenneti."

    Burada her şey destanlıktır. Mücahitleri, gölleri, dağları... Bu cennetin çocukları ağlıyor şimdi. Kadınları, yaşlıları ile 35 milyon, şehid intikamının alınması için bekliyor, yeni Osman Baturları, Emir Yakubları, Fetheddinleri...
    Çin, zulme devam etmiştir

    Osman Batur'un şahadetinden sonra da zalim Çinlilerin işkence ve zulümleri devam etmiştir.
    Osman Batur'un tek erkek kardeşi Delihan İslâmoğlu, istiklâl için giriştiği savaşta esir alınarak şehid edildi.

    Osman Batur'un ikinci hanımı, üç oğlu ve beş kızı da esir alındı. 18 yaşındaki kızı Kabiyra ile 14 yaşındaki oğlu Baybolla, anneleri Mamey'in gözleri önünde doğranarak şehid edildi. 11 yaşındaki oğlu Kariy ve 9 yaşındaki kızı Sapiyan, 20 metre derinliğindeki kuyuya diri diri atıldı. Evlâtlarına yapılan bu zulme, işkenceye ve katliama dayanamayan Mamey Hatun, aklını kaybetti ve olay yerinin yakınındaki nehrin azgın sularına kendini attı. Osman Batur'un; Şerdiman, Nimetullah ve Nebîisimli oğulları, babalarının şehit edilmesinden sonra da bağımsızlık savaşını devam ettirdiler.

    Şimdi ise Doğu Türkistan Halkı, hala Çin zulmü altında akıl almaz işkencelere maruz kalmaktadır. Fakat ikiyüzlü dünya, işkence gören, katliama uğrayan, zulüm altında inleyen Müslüman olunca görmezden gelmekte, ağlaşan mazlumları duymamak için sağır, görmemek için de kör taklidi yapmayı uygun görmektedir.
  • “Milliyetçilik; Bolivya dağlarında öldürülen Arjantinli maceracı serseri Guevara için zıplayıp da, sıra Kazak kahramanı Osman Batur’a gelince susmak hiç değildir! Tutsak Türk Elleri ve onun Osman Batur gibi binlerce şehidi dururken, Zenci Lumumba’ya, Hoşi-minh’e, Mao’ya destan düzenlere lânet olsun!” 

    H.Nihal ATSIZ
  • Canım sağ oldukça rahmetli babam
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!
    Ak sütün emziren ihtiyar anam,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Yerindedir daha aklım, iradem
    Ve işte yeminim, işte ifadem!
    İlk insan, ilk nebi Hazreti Âdem,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Meylim ne şöhrete, ne saltanata;
    Hak için sarıldım ben bu sanata;
    Kür-Şad, Bilge Kağan, Oğuzhan Ata,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Önümde dururken Türklüğün hâli,
    Susup da boynuma almam vebali;
    Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali(r.a)
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Esir iken Kırım, Kerkük, Türkistan,
    Bana zindan olur Maraş, Elbistan
    İbni Sîna, Dedem Korkut, Alparslan
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    İmanda bu fire, zillete bu zam!
    Doymuyor yüreğim ne kadar yazsam.
    Farabi, Gazali, İmamı Azam,
    Susarsam, hakkını helal etmesin!

    Nusret versin yeri, göğü yaratan
    Çekip çıkartalım akı karadan
    Ertuğrul Bey, Osman Gazi, Murat Han,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Ülküm aşk çölünde Veysel Karani
    Ulubatlı Hasan eyler göreni
    Fatih, Ak Şemsettin, Molla Gürani
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Bu yol bahadırlar, ermişler yolu;
    Kendini davaya vermişler yolu!
    Şeyh Mevlana, Derviş Yunus, Köroğlu,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Türkçe sevdalanan, İslâmca yanan
    Adar milletine bir değil bin can
    Yavuz Sultan Selim, Barbaros, Sinan
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Uyutulmuş köy, nahiye, ilçe, il
    Yüreğimi yetmiş yerden yara bil;
    Mehmet Âkif, Osman Batur, Şeyh Şâmil
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Usta savaşçılar, genç mücahitler
    İmkanıma hizmetime şahitler
    Basbuğ, ülküdaşlar, aziz şehitler,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    İçimde İslâmın ince mânâsı
    Önümde Türklüğün soylu davası
    Oflu Kör Şakirin Elif anası,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Sevdim, milletime gönlümü verdim
    Zalimin zulmüne göğsümü gerdim
    Kırıkhanlı Kâzım, Niksarlı Nedim,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Kemalimiz, Turanımız, Hacımız
    Beraberdir sevincimiz, acımız
    Mutta davar güden Zeynep bacımız,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Mühim değil güceneni, küseni
    Allah sevmez haksızlığa susanı
    Yozgatın Yerköylü Yetim Hasanı,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Komünist, siyonist, pusudan çıktı
    Dinime saldırdı, töremi yıktı
    Gönenli Gülizar, Bünyanlı Sıtkı,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Yurdum bir kağıttır ışık beyazı
    Üstünde insanlar mukaddes yazı
    Genci, ihtiyarı gelini kızı,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Mazlumlar hakkını almayıp ele,
    Günü gün edersem zalimler ile
    Evdeşim, öz kızım, öz oğlum bile,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Allah rızasıdır arzum, emelim!
    Bu necip milleti ondan severim
    Hazreti Muhammed(S.A.V) gerçek rehberim,
    Susarsam, hakkını helal etmesin!
    Abdurrahim Karakoç
    Sayfa 36 - Alperen Yayınları
  • Doğu Türkistan kronolojisi
    ...
    1949- Eylülünde Çin Komünist Parti ordusu Doğu Türkistan a girdi
    1950- Nisan ayında yaklaşık 20 000 insan Osman Batur liderliğinde Kumlu da Çin işgalini protesto etti. Protesto daha sonra iki yıl süren bir gerilla savaşına evrildi.
    1954-1955 Hoten ayaklanmaları gerçekleşti
    1958-1961 Mao nun '' Büyük Atılım '' ekonomik planı ile Tarım kolektifleştirildi, endüstriyel üretime ağırlık verildi. Yürürlükten kaldırıldığında 20 ila 30 MİLYON insan açlık ve kıtlık sebebiyle hayatını kaybetmişti
    1959- Sovyet uzmanları yardımıyla Doğu Türkistan toprakları içerisinde bulunan Lop Nur' da nükleer deneme üssü kuruldu.
    1959- 24 000 Uygur Aksu' nun Bay ve Tokum bölgelerinde Çin devletinin sözde eşitlik uygulamaları sebebiyle açlıktan öldü
    1962- 10 000 Uygur Kaşgar ın Payziwat bölgesinde açlıktan öldü
    22 EYLÜL 1969- Çin doğu Türkistan da 250 kilodan ağırlığında TNT ihtiva eden onuncu bombasını patlattı
    5 Nisan 1990- Bar'ın katliamı.
    12 Eylül 1990- Hoten in Karakaş ilçesinde 18 700 müslüman kadın zorla kısırlaştırıldı
    5 Şubat 1997- Gulca katliamı
    3 Eylül 1999- Hoten den gelen bütün Türkleri tutuklama kararı alındı
    8 Eylül 1999- Evlerde Kuran-ı ve dini eserleri toplama emiri verildi
    11 Eylül 2001- Çin 11 eylül saldırılarından ve '' teröre karşı küresel savaş''tan sonuna kadar faydalanarak Uygurlar üzerindeki baskılarını artırdı. Çinliler herkesin gözü önünde binlerce Uygur'u infaz etti.
    1 Eylül 2002- Doğu Türkistan da yüksek dereceli okullarda uygurca eğitimi temelden kaldırıp,bunun yerinde çince eğitim yapılacağını açıkladı.
    ... Günümüze kadar baskılar giderek arttı ve hala devam ediyor. Uygur Türkleri sosyal, siyasi, ekonomik ve dini yönden sürekli bir ayrımcılığa uğramakta ve en basit hakları bile ihlal edilmektedir
    (Çin e karşı ayaklanmalar 1931 e kadar uzanıyor)

    Mostar dergisi, Sayı 159
  • Milliyetçilik,Bolivya dağlarında öldürülen Arjantinli maceracı serseri Guevera için zırlayıp da sıra Kazak kahramanı Osman Batur'a gelince susmak hiç değildir.