Orucunda namazında, dinli diyânetli, evrâd çekip mukabele okuyan, ahiretini mâmûr etme uğruna saç sakal ağartmış hayırlı kademli meymenetli insanlardi. Âmennâ!
Söylemeye insanın dili pek varmaz ama şimdi ancak, zabita teşkilâtının deyişiyle her ceset, müminlerin tâbiriyle her mevta, çelebilerin deyimiyle her naaş, külhânilerin üslubuyla her leş, yâhut kitâbi tabiplerin ilmi terimiyle her kadavra kadar ehemmiyetleri vardi.
Sevinç Pastanesi’nin yanından daldım Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ne. Eğlencenin, cümbüşün, kahkahanın başkenti olan bir caddeyi şehadete bağlamak nasıl uçuk bir aklın işiydi, hayret etmemek mümkün değildi…
Palaz’da zaman boldu ve çevrede iş aramaktan başka yapacak bir şey yoktu. Bu yüzden de sabahtan akşama kadar herkesin gözü herkesin üstünde bir yılan gibi gezinirdi.
Soğuk suya kahve, her babayiğidin harcı değildi. Yüksek hatırlılar ve ağır bitirimler dışında, semte yabancı birinin kahveyi böyle istemesi için bir ayrıcalığı olması lazımdı. Ayrıcalığımı az önce tezgahın üzerine, ikna edici ölçüde sermiştim.