Eminim, yeryüzünde ne büyük sevinç yaşanacaktır, uygarlık denilen şu yalancı, ikiyüzlü vampir ölüp gittiğinde. Krallık harmanisi, asası, elmaslar, çöken saray, düşen şehir, bunların hepsi terk edilip kısrakların ve dişi kurtların yanına gidilecek. Hayatı saraylarda geçmiş, ayakları büyük şehirlerin taş kaplı yollarında aşınmış insan, gidip ormanlarda ölecek.
Toprak, kavurucu yangınlar yüzünden kupkuru, savaşların kaldırdığı tozla kaplı hâlde kalacak; insanların perişanlığının soluğu onun üzerinden de geçeceğinden, artık sadece acı meyveler ve gülden çok diken verir olacak, yelin köteğini yiyip çiçek bile açamadan ölen bitkiler gibi, soylar da daha beşikteyken sönüp gidecek.
Zira her şeyin bir sonu olmalı ve toprak da üstüne basıla basıla aşınıyor. Zira sonsuzluğun da herhalde bir gün canına tak edecektir, şu toz zerresinin kopardığı gürültü ve yokluk âleminin görkemini allak bullak edişi. Artık dinmeli şu kan buğusu; saray sakladığı hazinelerin ağırlığına dayanamayıp çökmeli, sefahat alemi son bulmalı ve herkes aklını başına toplamalı.
İnsanlar o boşluğu gördüklerinde, ölüme, her zaman tıkınıp duran ve açlığı hiç dinmeyen şu ölüme gitmek üzere yaşamayı bırakmak gerektiğini anladıklarında, işte o zaman, umutsuzluktan kaynaklanan büyük bir kahkaha kopacak. O zaman her şey çöküp boşluğa yuvarlanacak ve erdemli olan, erdemine lanet okuyacak ve kötülük el çırpacak.
Çoraklaşmış dünya üstünde dolaşmayı sürdüren tek tük insanlar birbirlerine seslenecekler, karşılıklı ilerleyip yakınlaşacaklar, görünüşlerınden dehşete kapılıp geri kaçacaklar ve ölecekler. Şu insana ne olacak o zaman, yırtıcı hayvanlardan bile daha acımasız, yılandan bile daha alçak olan insana? Sonsuza dek elveda, süslü arabalar, mızıkalar, şan, şöhret, elveda dünya, onun sarayları, anıt mezarları, suçun