Toprak
Bizim değil. Ne yapalım, üstünde otlar bitecek.
Remzi Kitabevi·Kitabı okuyor
Sonunda üstümüzde otlar bitecek bile olsa, yine de yaşamalı, mutlu olmalıyım; çünkü mutlu olmak istiyorum. Ne olduğum önemli değil ! Üstünde otların biteceği bütün öteki hayvanlar gibi, bir hayvan ya da Tanrının bir parçası olabilirim.
Sayfa 109·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir Şair Bir Kitap
Alper Gencer – Ah! sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın ** kırışır seni beklemekle geçen zaman belki hiç gelmezsin! ** yuvası zindan olan bir mahpus haykırışı: bir renksiz kanatlı kelebek olmak! neyin temrinisin ey hayat? kösnüdüğüm yağmurlar hangi otlara karşı? ** kıyam et! bağrımdan alıp da yürü sesimin şeriki olmuş bu çocuk bir çocuk bezmi elestten beri yürürlüğe konulmuş temsili bir pak. ** al işte bedenimden söküp de çıkar bulamadım nerede saklıdır o dert? ** güneş gözlerine bandı mı ışığı vakit aydınlıktır renginle o sıra ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki... ** tozu dumana katmanın becerisinde: “yine hangi rüzgârın emrine amadesin?” ** bu gelincik bu rüzgâra fazla dayanmaz dertler giderek silahlanıyor
DERGAH
Hepimiz bu kara toprağa gireceğiz. Kimimizin üzerinde zambaklar, güller açacak, kimimizin üzerinde yaban otlar bitecek.
Sayfa 143·Kitabı okudu
Gül Güzeli
“Gül Güzeli olacak kızının adı ve ağladığında gözyaşı değil inciler dökülecek gözlerinden!” İkinci peri yaklaşmış ve şöyle demiş: “Gül Güzeli olacak kızının adı ve gülümsediğinde güller bitecek yanaklarında!” Üçüncü peri ise şunları demiş: “Gül Güzeli olacak kızının adı ve ayağını bastığı yerde yemyeşil otlar bitecek!
Sayfa 37·Kitabı okudu
Eminim, yeryüzünde ne büyük sevinç yaşanacaktır, uygarlık denilen şu yalancı, ikiyüzlü vampir ölüp gittiğinde. Krallık harmanisi, asası, elmaslar, çöken saray, düşen şehir, bunların hepsi terk edilip kısrakların ve dişi kurtların yanına gidilecek. Hayatı saraylarda geçmiş, ayakları büyük şehirlerin taş kaplı yollarında aşınmış insan, gidip ormanlarda ölecek. Toprak, kavurucu yangınlar yüzünden kupkuru, savaşların kaldırdığı tozla kaplı hâlde kalacak; insanların perişanlığının soluğu onun üzerinden de geçeceğinden, artık sadece acı meyveler ve gülden çok diken verir olacak, yelin köteğini yiyip çiçek bile açamadan ölen bitkiler gibi, soylar da daha beşikteyken sönüp gidecek. Zira her şeyin bir sonu olmalı ve toprak da üstüne basıla basıla aşınıyor. Zira sonsuzluğun da herhalde bir gün canına tak edecektir, şu toz zerresinin kopardığı gürültü ve yokluk âleminin görkemini allak bullak edişi. Artık dinmeli şu kan buğusu; saray sakladığı hazinelerin ağırlığına dayanamayıp çökmeli, sefahat alemi son bulmalı ve herkes aklını başına toplamalı. İnsanlar o boşluğu gördüklerinde, ölüme, her zaman tıkınıp duran ve açlığı hiç dinmeyen şu ölüme gitmek üzere yaşamayı bırakmak gerektiğini anladıklarında, işte o zaman, umutsuzluktan kaynaklanan büyük bir kahkaha kopacak. O zaman her şey çöküp boşluğa yuvarlanacak ve erdemli olan, erdemine lanet okuyacak ve kötülük el çırpacak. Çoraklaşmış dünya üstünde dolaşmayı sürdüren tek tük insanlar birbirlerine seslenecekler, karşılıklı ilerleyip yakınlaşacaklar, görünüşlerınden dehşete kapılıp geri kaçacaklar ve ölecekler. Şu insana ne olacak o zaman, yırtıcı hayvanlardan bile daha acımasız, yılandan bile daha alçak olan insana? Sonsuza dek elveda, süslü arabalar, mızıkalar, şan, şöhret, elveda dünya, onun sarayları, anıt mezarları, suçun
Sayfa 29·Kitabı okudu
Alıntı