"NUR DEDE"
"Bediüzzaman bize birer parça kuru üzüm verdi. Dikkatle haline bakıyordum. Son derece sakin ve soğukkanlıydı. Etraftaki dağları ve gölü seyrediyordu parmakları ince uzundu Sanki içinde elektrik yanıyor gibi pırıl pırıl parlıyordu."
Hiç düşündünüz mü, bir insan nasıl olur da sadece kendi ailesinin değil, tüm insanlığın dedesi olmayı başarır? Nasıl bir yürek gerekir ki herkese seslenebilsin, herkesle halleşebilsin ve sevgiyle herkese ulaşabilsin?
Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatına ve manevi dünyasına samimi bir yolculuğa çıkarıyor, bizi yazar. Öyle bir büyük insan ki, onun için "bizim" ve "onlar" diye bir ayrım yok. Onun gönlü, sadece bir aileye değil, bütün bir ümmete, hatta tüm insanlığa açılmış. Hayatı boyunca tek bir gayesi olmuş: İnsanların imanlarına hizmet etmek. Ne mal mülk derdi, ne makam mevki... Onun için asıl zenginlik, gönüllere dokunabilmekti.
İnsanların bu dünyada huzur bulması, ahirette ise kurtuluşa ermesi için gecesini gündüzüne katmış. Herkese ulaşmaya çalışmış, kimseyi ötekileştirmemiş. "Benimkiler" dememiş, "Hepimiz" demiş.
Maneviyat büyüklerini anlatmak bazen zor olabilir. Ağır bir dille anlatıldığında, anlamakta zorlanabiliriz. Ama bu eser, onu çok seven bir gönülden çıkmış. Öyle bir üslup ki, sanki dedemizle sohbet ediyoruz. Sanki o büyük zat, karşımızda oturmuş bize nasihat ediyor.
Çünkü onun hayatı, hepimize örnek. Çağımızın bencillik ve yalnızlık girdabında, herkesi kucaklayabilen bir yüreğin mümkün olduğunu gösteriyor. Gösteriyor ki, sevgi sınırsızdır, merhamet tükenmezdir.
O, hepimizin dedesi. Sadece birilerinin değil. Ve onu tanımak, hayatımıza yeni bir pencere açmak demek.
Kitapla Kalın.