YUNAN EFSANELERİ-TANRILARI...
(...) __Yunanlılar’ın kendileri ise, geçmişlerinden, “efsaneler” sûretinde söz ederler. Bu efsanelerin nasıl bir gerçekliğe tekabül ettiği, Batılılar’ca bilinmez. Söz konusu efsaneler arasında en
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Ocak 1997), Eski Yunan Medeniyeti -I-, Efsanenin Doğuşu. (NOT: 22 Kasım 1996 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen “Yunanlılar” isimli konferans metnidir…)
Akademya Yazıları
"Bana öyle geliyor ki semptomları çok fazla önemsiyoruz ve bu semptomların kaynağıyla çok az ilgileniyoruz. Çocuk yetiştirirken rahatımızın kaçmaması, herhangi bir sıkıntı yaşamamak, kısacası uslu çocuk yetiştirmek dışında bir şey düşünmüyoruz ve bu gelişim güzergahının çocuğun da yararına olup olmadığına çok az dikkat ediyoruz."
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Hadi bizim hayatımızı da güzele gâfil avla
Ah, kaderin gözlerinin içine dosdoğru ve cesurca bakmanın, kendini haklı görmenin, neşelenmenin ve özgür olmanın mümkün olacağı bu yeni ve berrak hayat bir an önce gelse keşke! Ama er ya da geç gelecek bu hayat! Çünkü öyle bir zaman gelecek ki dört hizmetçinin ancak bodrum katında tek göz odada pislik içinde yaşayabildiği büyükannenin evinden iz bile kalmayacak, öyle bir zaman gelecek ki bu ev unutulacak, kimse onu hatırlamayacak.
"Cesur insanlarsınız." "Öyle olduğumuzu sanmıyorum, tek yaptığımız, hayatta kalmaya çalışmak.
Sayfa 143·Kitabı okuyor
Evde kokularını içine çeke çeke kestaneleri soydu. Bir tanesini anasına verdi, bir tanesini babasına sakladı. Kendi yemedi. Kalanları kardeşine verdi. Çünkü okullar açılmıştı. Okulun ne belâ bir yer olduğunu iyi bilirdi. Bu yüzden okul zamanı kardeşi Hasan’ı elinden geldiğince şımartırdı. Kendisi orta ikiden ayrılmıştı. Ama Hasan’ın okuması gerekiyordu. Anaları öyle istiyordu çünkü. Hasan da anasının sözünden hiç çıkmazdı. Orta ikiden ayrılmayı göze alamazdı. İşte bu yüzden kestane payının hepsini Hasan’a vermişti Nuran. Helva payını da verirdi, hoşaf sevmediğini söylerdi; tek Hasan içsin, içsin de ortaokulu, okulun kül renkli duvarlarını, bir garip, eğri bakan öğretmenleri, memur çocuklarını, onların arasında eski önlükle, eski pabuçlarla, bir türlü kiri, çatlağı giderilemeyen ellerle dolaşmanın acısını unutsun diye.
Aşkın çözüm olup olmadığını bilmiyordum ama dostluğun öyle olduğu kesindi.
Sayfa 140·Kitabı okuyor