Neden bu kadar öfkelisin? Kocam sık sık neden diğer kadınlardan daha öfkeli olduğumu soruyordu ve her defasında beni gülümsetmeyi başarıyordu. Tanıdığım her kadın kadar öfkeliydim.
Öfkeli doğmamıştık; kadın olmuştuk ve öfkelenmiştik.
Öfke, tam anlamıyla çaresiz olanların sahip olduğu son ayrıcalıklardan biridir. Bebekler öfkelidir. Hiç gece boyunca karanlıkta, yüzünüze doğru bağıran bir bebeği kucağınızda tuttunuz mu? İnsanı değiştirir yani kocam öyle derdi. Buna bir gece maruz kalmıştı. Ben de hemen yanında oturuyordum ama o her zaman sanki orada sadece o varmış gibi anlattı. Diğer tüm gün ve gecelerde yalnızca ben vardım. Anlaşılan o bir gece, onun için gerçek bir dönüm noktası olmuştu.
Türkiye'deki dinci gruplar ve bunların medyası yıllardır Atatürk'ün ölümüyle ilgili hep bir yalanı dile getirirler: Atatürk'ü içki öldürdü! Doğru olmadığını söylersiniz... Resmi belgeleri gösterirsiniz... Yok hayır, dinlemezler. Papağan gibi tekrar ederler: Atatürk çok içki içtiği için öldü. Dayanamayıp
sorarsınız: Nereden biliyorsunuz? Hemen yanıtlarlar: Siroz hastası değil miydi? Açıklarsanız, sirozun alkolden kaynaklandığı bir şehir efsanesidir. İnanmazlar. Peki dersiniz, Mehmet Akif neden öldü biliyor musunuz? Çıt çıkarmazlar, kem küm ederler. Sirozdan dersiniz. İnanmazlar. Öyle ya sirozun içki içmekten kaynaklandığını sanıyorlar ya! Eh Mehmet Akif içki içmediğine göre nasıl sirozdan ölebilir?
"Benim burada ne işim var?" diye düşündüğünüz oldu mu hiç? Bir labirent içindeymişsiniz ve kayboldugunuzdan eminmişsiniz de, her bir dönemeci kendiniz yarattığınız için bu tamamıyla sizin suçunuzmuş gibi hissettiğiniz? Üstelik dışarı çıkmanızı sağlayacak bir çok yol olduğunu da biliyorsunuz çünkü labirentten çıkmayı başarmış, dışarıda gülüşüp oynayan insanların seslerini duyuyorsunuz. Çalı çitlerin arasından arada bir görüyorsunuz onları. Öyle mutlu görünüyorlar ki onlara değil, bu işi onlar gibi yapamadığınız için kendinize kızgınsınız. Oldu mu hiç? Yoksa bu labirentte kalan bir tek ben miyim?
İnsanın kendisini tastamam hissettiği herhalde böyle birkaç an vardı hayatta. Öyle hep başı kesik tavuk gibi dolaşmıyordun bir ömür dağ bayır. Bir an geliyor artık burada biraz dinlenebilirim diyordun. Büyük duyguların deli bir nehir gibi kayalardan aşağı akıp akıp sonunda denize döküldüğü bir yer vardı.