• Öyle kolaysa
    Kaldır at sevdanı
    Dertli sazdımm boşa çalınmazdım
    Çaldığın reva mı?
    Çaldığın reva mı?
    Mabel Matiz
  • " Eğer başını alıp giderse
    Olurda birgün beni terk ederse
    Hangi dağda ölürüm bilmem bilinmez
    Gitsin bakalım kolaysa öyle
    - Kaan Tangöze -
  • 220 syf.
    ·Puan vermedi
    Yaşamak...
    Bir günlüğe verilebilecek en güzel isim sanırım.

    Cahit Zarifoğlu'nu tanımam için iyi bir başlangıç oldu. Çünkü çevremde Zarifoğlu okuyanlar dilinin ağır olduğunu ve bir şey anlamadıklarını söylerlerdi. Açıkçası bu kitap ağır değildi gayet açık yazılmış ama tabii bazı yerlerde anlamak için Cahit Zarifoğlu olmak gerekiyor.

    Günlük tarzı okumayı sevdiğim için kitabın tadını çıkararak okudum. Ve sanki kitabı okurken bende olayların içindeydim. Mesela tren istasyonundayken onu yolcu etmeye gelenlerden biri de bendim. Tülperdeyle camın arasında duran yaşlı adam bendim. Ben o koskaca çıplak dağda Yalnız Ardıç'tım. Ve ben kahvehaneye dalan arabanın altında ezilen baştım.

    Kitabı hayranlıkla okumanın nedenleri arasında yazara olan benzerliğim de var. Cahit Zarifoğlu gibi ben de insanlara uzak olmaya çalışıyorum. Ve böyle de mutluyum.


    Babasıyla hep sorunlu olduğunu duydum ama mektuplaşmalarını okuduğum zaman öyle olmadığını babasına saygı duyduğunu gördüm. Hatta önceden ona soğuk davrandığının pişmanlığını şu sözleriyle dile getirmiş: ... ve babam tam otuz sekiz yıl sonra şubat ayında aramızdakileri katederek onu tanımaya başlayacağım bir zamanda ölüverecek.

    Benliği aslında isminin baş harflerinde gizlidir. Tam adı Abdurrahman Cahit Zarifoğlu olan şairimiz kendi benliğini şu sözleriyle ifade eder:
    Seçkin bir kimse değilim 
    ismimin baş harfleri acz tutuyor 
    Bağışlamanı dilerim 

    Sana zorsa bırak yanayım
    Kolaysa esirgeme 

    Hayat bir boş rüyaymış 
    Geçen ibadetler özürlü 
    Eski günahlar dipdiri 
    Seçkin bir kimse değilim 
    İsmimin baş harflerinde kimliğim 
    Bağışlanmamı dilerim 
    ...

    Sen gittikten sonra kırlarda papatyalar sensiz açtı.
    Mekanın cennet olsun 'zarif' adam.
  • Düşünceniz
    Sünepe beyninizde yatar ya miskin miskin
    Yağ bağlamış bir uşak yatar gibi pis bir yatakta
    Çileden çıkararak kanlı paçavralarıyla yüreğimin
    Alaya alacağım onu, hınzır ve haytaNe gönlüme tek bir ak düştü,
    Ne ihtiyar bir sevecenlik başımda!
    Tuttu bütün dünyayı sesim, o korkunç gümbürtü;
    Yakışıklı yürürüm şimdi
    Yirmi iki yaşımda.Siz çıtkırıldımlar!
    Kemanlara geçirenler sevdayı.
    Siz geçiren hamhalatlar dümbeleklere.
    Derinizi kolaysa tersyüz edin benim gibi,
    Ortada baştan aşağı dudaklar kalsın bir kere!Gelin de görün –
    Melekler takımında görevli bir hanım var salonda,
    Keten gibi düzgün.
    Ahçı nasıl çevirirse yemek kitabını
    Dudaklar çeviriyor yollu yordamlı o da.İsterseniz
    Ben çılgına dönerim tenden,
    -ya da renk değiştiren bir gök gibi ufukta-
    isterseniz öyle çıtkırıldım olurum öyle incelirim ki
    çıkarım insanlıktan, dönerim pantolonlu bir buluta!İnanıyorum çiçekler içindeki bir Nis’e!
    Yine herkes benim yüzümde tafra sahibi,
    Bir hastane gibi köhne erkekler de,
    Yıpranmış kadınlar da bir atasözü gibi.

    V. V. Mayakovski
  • “Toplumumuz rahat yaşamayı ve bunun bedeli olarak gösterilen şeyleri ödemeyi yeğledi. Bir başka yaşam biçimini, insanın giderek derinleştiği, yaşamın gizlerinin açıldığı, algılamanın kolay olmadığı yaşam biçimini istemiyor. Hiçbir zaman duyarlı bir toplum olmadığımız gerçek. Duyarlılık çaba ister. Bu çaba yalnızca bireyden gelmez, toplumsal kurumlar da gerekir. Bir düzeye getirildikten sonra insan kendi içindeki hoşlukları, güzellikleri algılayabilir. Farklı oluşun rengini anlar, kendine katlanabilir ve varoluşu üstünde düşünebilir.
    Satın almak üretmekten kolaysa, kimse üretmenin sancısını yaşamak istemiyor.
    Haklısınız, vurguladığını gibi bir topluma gidiliyor. Dünya böylesi toplumlardan oluşacak gibi. Sığ insan rahat. Sığlığını, bunun getirdiği eksikleri algılayamıyor, tedirgin olmuyor ve duyarlılıkla sürüp giden huzursuzluğu yaşamıyor. Görsel medya insanlara bu tembelliği, tekdüzeliğin, aynılığın huzurunu sunuyor. Yüzeysel insanlara pragmatik değerlerin olanakları çekici geliyor. Böylelerinin düşüncelerinin yönü kolaylıkla rahatlığa, kaygısızlığa ve benmerkeze yöneliyor. O, kaderci. Kötülükler ve iyilikler ona hep başkasından geliyor. Bunu önlemeye çabalamak boş ona göre. En iyisi, bağlanmak. Bağlanmak, gücü kabullenmek; kaybettirmez, kazandırır. Bu mantığın aksayan yönünü biz huzursuzlar görüyoruz. Onlar görmüyor. Dünya onlar için özgür doğanın bir parçası değil, üstüne kapıların kapatılması gereken bir saldırgan. İnsanın dünyasını büyütüp geliştiren kültür ve sanat yapıtları da öyle.
    Bu nedenle olmalı, bütün kapılar üstümüze kapanıyor.”

    Celal Üster’in sorularına Ayla Kutlu’nun cevapları.

    Harika bit kadın🙏
  • 192 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    ' Aslında önemli olan yaşım değil dönüştüğüm şey.'
    Evet gerçekten öyle değil mi..
    Şuanda beynimi kemiren düşünceler biraz karmaşık. Her köşeden şaha kalkmış durumdalar. Ve ben hangi birini dinginleştireceğimi şaşırmış durumdayım.
    Daha kitabın önsözü'nde " bombardımana hazır ol seda,bu çok çetin bir savaş olacak." dedim.
    Bir insanın' ben kimim' sorusuna vereceği cevap hiç bir zaman bu denli zor olmamıştı. Ben kimdim,dönüştüğüm şey neydi ve asıl önemlisi buna sebep neydi..
    Sevdiğim şeyler gerçekten sevdiklerim miydi yoksa sevmemi istedikleri mi..
    İntiharı düşünürken bile o an'a geldiğinde yaşamayı düşünüyor olmak psikolojinin kaçıncı evresi peki?
    Bir arayışın peşinden gitmek ama kendine bir türlü varamıyor olmak nasıl bir dram..
    Yaşadıklarım sadece bana göre mi altından kalkılamaz boyuttaydı?
    Yada ben bu enkazdan kendimi, kendime dönüştürerek çıkabilir miydim?
    Tabii bu ne kadar kolaysa.
    Kendim olmak bu kadar mı sancılıydı..
    Herşeyin iyi gittiğini düşünürken yaşadığımız tek bir olay nasıl da tersine çevirebiliyor o 'herşeyi'..
    Peki ya ben ne yapacağım o zaman?
    Yada şunu sorsam..
    Sizce ben kötü biri isem bu kötü olmayı seçtiğim için mi?
    Ya bana doğduğumdan bu yana iyi olmak öğretilmemişse o zaman işler değişir mi, ne dersiniz?
    Sebibi olduğumu düşünüp kendimi parçaladığım acılarımın şarteli, benliğim ana merkezi!
    Ah bu geçmişimin iyileşmez derin izleri... Tüm olup biteni geride bıraktığımda unutuluyor muydu yaşadıklarım yoksa gerçekten de öldürmeyen şey güçlendiriyor muydu beni?
    Bir kere gözlerimi açtıysam bu hayata var elbet varoluşumun bir sebebi..
    Önemli olan çok sorgulamak değil, doğru soruları sormak.. ~ Bazı sayfaları, bazı cümleleri birden fazla okudum. Sıkça altını çizdim..
    Yanıtlar bizde, ben'de gizli.. Ben bu kitabı bir daha okurum arkadaş.
    Söylemek istediğim daha çok şey var lakin toparlayamıyorum şuan.. Yazarın diğer kitaplarında daha detaylı ineceğim derine.. Sevgi ile kalın..