Puan vermedi·160 syf.··
2026 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 21:25
Bir insan neden kendisini en çok seven kişiyi yok eder? Kıskançlık ve şüphe insanın içine bir kere girdi mi kemirir durur. Ne yapsa kurtulamaz ondan. Ve nihayet kendi sonunu getirir. Zavallı Othello da aynısını yaşıyor. Aslında hikayede en çok üzüldüğüm karakter Desdemona. Saf ve masum aşkının kurbanı oluyor. Shakespeare bu tragedyada, kıskançlığın insanı nasıl çürüttüğünü, akıl ve mantıktan nasıl uzaklaştırdığını anlatıyor. Ve diyor ki üstad: En akıllı insan bile şüphe tohumuna su verirse kendi sonunu yazar. Üstelik Othello'da, şüphe-kıskançlık sadece kişisel değil, ırk ve statü korkusuyla beslenen toplumsal bir silah. Örneğin İago'nun, Venedik'li olmayan bir generalin (Othello'nun) Venedik'te çok gözde olmasını ve Venedik'in en güzel kızlarından biriyle evli olmasını hazmedemediği gibi, Othello da, İago'nun manipülasyonlarına kanarak bir Venedik'li olmadığı için yani "öteki" olduğu için karısının kendisini bir başka Venedik'li olan Cassio ile aldattığını düşünür. Othello dışarıdan gelen bir kahraman, Cassio ise Venedik'in yerlisi, Hristiyan, Avrupalı. İşte İago tam da bu yerli-yabancı gerilimini kullanır şeytani tuzağında ve başarılı olur. Ama kendisi de amacına ulaşamaz. Üstelik bu kirli planında aracı olarak kullandığı bir adamı ve karısını da öldürür. Yani hikâyede neredeyse herkes kaybediyor aslında. Benim için en vurucu sahne ise Othello'nun son sahnesi. Son nefesinde bile hem Venedik'in generalini hem de dışlanmış "öteki"yi oynar. "Nasılsam öyle söz edin benden" derken, toplumun ona biçtiği kıskanç zenci ya da İago'nun kuklası rolünü reddeder. Son olarak uzun süre etkisinden çıkamayacağım ve okurken yüreğimin cız ettiği şu sözlerle bitiriyor Othello, "Öpmüştüm seni öldürmeden önce, öyle olacak yine. Öldürüyorum kendimi, can vermek için öpüşünde".
OthelloWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202426,8bin okunma
“ İYİ DÜŞÜNÜN, İYİ SÖYLEYİN, İYİ OLSUN. “
Puan vermedi·160 syf.··
2026 16. kitabı
Vazgeçmek, her zaman, birini terk etmek veya bir şeyden el çekmek anlamına gelmez. Oyle anlar vardır ki vazgeçmek kurtulmaktır. Onsuz yapamam sandığın her neyse senin bir parçan mı yoksa hayatını karartan bir engel mi bunu ondan kurtulmadan anlayamazsın. Bazı kararlar cesaret ister. Ve bazı kararlar da an meselesidir. Biraz sancılı bir süreç belki ama sonrası kendini bulabilme meselesidir.
Yol Senin İçindeKinsun · Destek Yayınları · 20213,156 okunma
Reklam
1/10
·236 syf.··
2026 26. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 20:46
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, yazarın üslubu çok çiğ. Sürekli kadınlara bir hakaret durumu var. Sürekli kadınlardan kal*ak, or...pu diye bahsetmesi midemi bulandırdı. Bir kerhaneden bahsederken oraya giden erkekleri çapkınlık ve zevk için gelen adamlar diye değerlendirip kadınlara bu şekilde hitap etmesi mide bulandırıcı… Zaten hep böyle değil midir? Namus sadece kadınadır, erkeğin elinin kirdir. O devirde de aynıymış, bugün de aynı… Kitap konusuna gelecek olursak on yedi yaşındaki Kalyopi'nin nasıl genel eve satıldığı ve sonrasında nasıl kurtarıldığını ele alıyor… Ama şu bir gerçek ki 200 küsur sayfa boyunca aynı sözleri dolandırıp dolandırıp duruyor yazar. Sevmedim, hikâyenin cazibesi kalmadı kadınlara ettiği hakaretlerden sonra. Son ana kadar kızdan şüphe duyarak başka erkekleri kapısına göndermesi de cabası… Kimse felsefe yapmasın, vay en çok eser vermiş yazarlardan falan diye… Hiç de öyle değil. Devrine göre çalkalamış bir adam. Okunur mu? Okunmaz. Sevdim mi? Hayır. Berbat. Üstelik o kadınlar kal*aksa, o kadınlara rağbet gösteren erkekler de bir numaralı pez..nktir bunu söylemeyi unutmuş zat-ı şahaneleri. Okumaya değmez, zaman kaybı.
Henüz 17 YaşındaAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,426 okunma
Puan vermedi·148 syf.··
2026 20. kitabı
Doğu’nun mistik öğretileriyle Batı’nın bireycilik felsefesinin ustaca sentezlendiği , sade ama derin anlamlar taşıyan ve şiirsel bir meditasyonla okuyucuyu içsel yolculuğa çıkaran Siddhartha romanıyla vedalaşma zamanı … İnsan kendine içine dönerek evrenle bir bütün olabilir mi? Gerçek bilgelik öğretilerden değil de yaşamın deneyimlenmesinden mi doğar ? Ne kadar şanslı bir evde dahi doğsan kaderin seni zorlar mı ? Sorular sorular aslında herşeyin cevabı sorduğun sorularla başlar değil mi ? Siddhartha genç ,akıllı ,disiplinli , erdemli bir Brahman oğludur herkes tarafından sevilen yolu belli bir Brahman .. Ancak O herkesin tekrarladığı inançları arınmaları görür yaşar ama yanlış giden birşeyler vardır . Bu durum birçoklarının yaşadığı ruhsal temizliğin arınmaların doğru görünse dahi Siddhartha için kalp ikna olmaz . Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar der Tolstoy “Ya bir insan yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.“ Kahramnımızda yolculuğu tercih ederek hikayesini böylelikle başlatır . Sevgiden çok saygıyla harmanlanmış olan Siddhartha babasının annesin ve dostu Govinda’nın sevgisine rağmen hoşnutsuzdu ve açlığını gideremiyordu . Siddhartha testisinin bir türlü dolmadığını ruhunu dinginliğe kavuşturmak istiyordu . Önce Samanalara katıldı , onun inkar ve çilekeş dönemide denilebilir aslında bedenini terbiye ettiği nefesini bile idareli kullanmayı öğrendiği bir dönem . O kadar etkilenmiştim ki bundan insan nefesini tutumlu nasıl kullanır? Aşırı çilecilikte bir benlik yanılgısı değilmiydi aslında ya da Siddhartha zaten iyi şartlarda doğduğu için bu şekildeki öğretilerle yeni tanışıyor belki böyle yaparsa daha mı huzurlu olacaktı buda elbet olabilir . Ne de olsa Siddhartha için gerçek bilgelik kelimelerle anlatılmaz o yaşanır. Ne kadar Samanaların yanında
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 202447,1bin okunma
Puan vermedi·415 syf.··
2026 68. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 13:12
"Yaşayanların dünyasında garip oluyorsun; o kadar ayrısın ki, ne lüzum var aramızda dolaşmana? Kendimizden çektiğimiz yetmiyor mu?" Huzur ilk defa Cumhuriyet gazetesinde, 22 Şubat-2 Haziran 1948 tarihleri arasında tefrika edilmiştir. Daha sonra 1949'da Remzi Kitabevi tarafından tekrar basılmıştır. Bu kitap, yazarın üzerinde en çok çalıştığı eserlerinden biri olmuş. Bazı karakterler sonradan eklenmiş, bazı sahneler çıkarılmış. Üzerinde en çok düşünüp yazdığı eserlerden biri olan bu roman dört kısımdan oluşuyor: İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz. Kitabın girişi, Mümtaz'ın İhsan'a doktor bulmak için dışarı çıkmasıyla başlıyor. Sonrasında ise yazarın diğer eserlerinden tanıdığımız karakterlere de rastlıyoruz. Behçet Bey ile Nurhayat Hanım, hem Mahur Beste hem de Sahnenin Dışındakiler ile bağlantı kuruyor. Eser, II. Dünya Savaşı'nın atmosferini de işliyor, en azından bunu güçlü bir şekilde hissettiriyor. Gelelim konusuna. Kısaca anlatmaya çalışacağım ama ne kadar kısaltabilirim bilemiyorum tabii. :) Konusu şöyle: II. Dünya Savaşı'nın başlamasına bir gün vardır. Mümtaz, dokuz gündür hasta olan amcasının oğlu İhsan'a hastabakıcı aramaktadır. Mümtaz'ın babası Rumlar tarafından öldürülünce annesiyle birlikte İstanbul'a gelir. Annesi de burada vefat edince, kendisinden 23 yaş büyük olan İhsan'ın yanına gönderilir. İhsan, yurt dışından yeni dönmüş ve Galatasaray Lisesi'nde tarih dersi vermektedir. Macide ve İlyas ile birlikte yaşayan Mümtaz, özellikle İlyas'ın etkisi altındadır. Olaylara bakışı, yorumlayışı ve görmüş geçirmiş hâli Mümtaz'ı derinden etkiler. Bu yüzden İhsan'ın hastalığı da onu bir o kadar üzer. İhsan'ın anlatıldığı ilk bölümde Mümtaz, ona doktor bulmak için evden çıkar. Bu bölüm hem İhsan'ın hastalığının verdiği üzüntüyle arşınladığı Beyazıt ve Eminönü
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201921,4bin okunma
Bir Kabuktan Çıkış Hikayesi: Piraye – Seyir
9/10
·408 syf.··
2026 31. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 19:01
Seyir Piraye Piraye’nin Seyir romanı, okuyucusunu ters köşe yapmayı başaran, sabrın sonunda muazzam bir uyanış sunan bir kendini bulma yolculuğu. Kitabın ilk sayfalarında Mina’nın içine düştüğü o boğucu ilişkiyi, aldığı kararları ve o durağan hayatı okurken insan ister istemez derin bir sıkıntıya düşüyor. Hatta itiraf etmek gerekir ki, "Yine mi saçma sapan bir aşk hikayesi okuyorum, neden bu kadar aptalca davranıyor?" diye sinirlenip, kitabın hep böyle tekdüze gideceğinden endişe edebiliyorsunuz. Karakterin o ilk anlardaki çaresizliği ve seçtiği yol, okuru fena halde sıkabiliyor. Ancak hikayeyi asıl şahane ve unutulmaz kılan şey, tam da bu katlanılmaz başlangıçtan beslenmesi. Mina o ilişkide ve kendi sınırları içinde öyle bir noktaya geliyor ki, okurken bizi de daraltan o tahammül sınırı, onun esas dönüşümü için kaçınılmaz bir fırlatma rampasına dönüşüyor. İlk başta kızdığımız o kadın, kabuğunu öyle bir kırıyor ki, sonrasındaki içsel evrimi ve özgürleşmesi adeta bir başkaldırıya dönüşüyor. Seyir, bir insanın en çok daraldığı, okuyucusuna bile "artık nefes alamıyorum" dedirttiği o gri anların, aslında kendi özgürlüğüne uyanacağı o muazzam kırılma noktası olduğunu çok zarif gösteriyor. Mina’nın o sinir bozucu bağlardan sıyrılıp geçirdiği şahane evrim, bize şu umut dolu mesajı fısıldıyor: Bazen en parlak uyanışlar, en çok sıkıldığımız ve dibe vurduğumuzu sandığımız o anlarda filizlenir.
SeyirPiraye · Mona Yayıncılık · 202115,2bin okunma
Reklam
Reklam