Kitapta “Dükkan denen şey, hiçbir şerefli adama uygun değildir. Tüccarlar yalan söylemeden para kazanamazlar. Oysa yalandan daha utanç verici ne olabilir? Demek ki zahmetlerini ve hünerlerini satan herkesin işini aşağı ve bayağı bir şey olarak değerlendirmek gerekir; Çünkü çalışmasına para karşılığı sunan kişi, kendini satmış ve köle seviyesine inmiş olur.” Sf41 diyor. O kadar doğru ki.. Bugün “tembellik” diye küçümsenen şey, aslında insanın kendine ait olma hakkıdır. Modern dünyada bize çalışmanın erdem, durmanın ise suç olduğu öğretildi. Oysaki eskisi gibi artık zincirle olmasa da, maaşla, performans hedefleriyle, kredilerle ve “meşgul olma zorunluluğuyla” bağlanıyoruz.. 2 ay sonraki ödemelerimizi düşünüyor, üstüne özgürlükten bahsediyoruz. İşin özü hepimiz modern köleleriz ama bunu kabul edemeyecek kadar meşgulüz.. ve yaşasın tembellik hakkı :) 3 saat çalışıp kalanında doyasıya kitap okuyacağımız, konserlere, tiyatroya, etkinliğe gideceğimiz, kahve içip dertsiz sohbet edebileceğimiz bir dünya ne tatlı olurdu!
Tembellik HakkıPaul Lafargue · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202513,3bin okunma
Youtube da lise öğrencilerinin tiyatro gösterisini hem izleyip bir yandan da kitabı okudum. Kesinlikle tavsiye ederim. Ayrıca bir kez daha gurur duydum bu vatanın evladı olmaktan..
Yaşasın vatan!
Vatan Yahut SilistreNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202427,5bin okunma
Normalde kişisel gelişim kitaplarını boş vaatlerin verildiği laf salatasından ibaret kitaplar olarak gören biriyim ama bu kitapta verilmek istenen mesajların bilimle ifade edilmesi benim ilgimi çekti. Örneğin kitapta, başarılı insanların hikayelerini dinlemenin, okumanın veya araştırmanın beynimizdeki “ayna nöronları” harekete geçirdiğini ve bizimde bu başarıyı gerçekleştirene kadar taklit edebilmemizi sağladığından bahsediyor. Bu söz %100 gerçek olmasa da gerçekten isteyince insanın neler başardığını görüyoruz bu yüzden insan inanmak istiyorum ama öyle kuru bir inanç değil. Emek vermeden yemek olmuyor.
Rahmetli babamın ajandasının bir köşesine titizlikle not düşülmüştü:
“Bu kitabı muhakkak oku.”
“İzler Ötesinde” yazıyordu, sayfanın üstünde.
O, okuyamadı…
Ama baskısı bile kalmamış olan kitabı Nadir Kitap’tan sipariş ettim ve heyecanlı bekleyişin ardından babamın yerine ben okumuş oldum.
Kitabın satır aralarına gizlenmiş Mevlânâ sözlerinde, onun hayat boyu taşıdığı iç huzur arayışını buldum.
ABD Başkanı ile Kızılderili arasında geçen o sembolik hikâyede, sadece iki insanın değil, iki dünyanın konuştuğunu fark ettim — ve babamın bana bırakmak istediği asıl mesajın orada yattığını sezdim.
“İzler Ötesinde”, benim için sadece bir kitap değil, babamla hiç gerçekleştiremediğimiz bir sohbetin sessiz dili oldu.
İzlerin ÖtesindeMuammer Sağlam · Büro Tek Yayınları · 19865 okunma
çevresel felaketler nedeniyle doğum oranlarının düştüğü bir dünyada, ABD’nin totaliter bir rejim olan Gilead’a dönüşmesini anlatan bir distopyadır. Kadınlar katı sınıflara ayrılmıştır: Damızlık Kızlar (kırmızı renk giyiyorlar) doğurgan olup üst düzey Komutanlara çocuk doğurmak zorundadır, Komutanların Eşleri (mavi renk giyiyorlar) evin hanımlarıdır, Marthalar (yeşil renk giyiyorlar) hizmetçilik yapar, Teyzeler (kahverengi renk giyiyorlar) ise Damızlık Kızları eğitir.
Ana karakter Offred, özgürlüğünü kaybederek Damızlık Kız olmaya zorlanmıştır. Hikâye boyunca geçmişini, yaşadığı baskıyı ve kaçış umudunu anlatıyor. Romanın konusu etkileyici olsa da dili ağır olabilir. Ben önce romanı okudum, daha sonra filmini izledim. Filmi (The Handmaid's Tale) kesinlikle izlenmeye değer ve 10/10’luk bir uyarlama olmuş, tavsiye ederim.