Efsunlu ada
7/10
·288 syf.··
2026 44. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 22:01
Bazen romantik film tadında kitap okumak isteriz ya bu yazarın kitapları benim için öyleler. Kafamı dağıtmak istediğimde , ağır bir şeyler okumayıp ama okumaktan da ayrı kalmak istemediğim zamanlarda sığındığım bir liman gibi. Bu kitabını da beğendim fakat bazı yerler çok hızlandırılmış geldi. Eric ve Gabby’nin ihanetine ve Charlotte’un onlara karşı bağışlayıcı tavrı beni sinir etti. Çok ağır bir tepki beklerdim , suratlarına tükürse yeriydi. Gray ve kızının buluşma anı çok geçiştirilmiş hiçbir duygu geçmedi. Adanın muazzamlığı , kelebekler, akuamarin kolyesi bunlardan daha derinlemesine , efsunlu bahsedilebilirdi. Finali çabucak getirilen dizi, film gibi olmuş. Charlotte’un yerine kendimi koyduğumda daha farklı davranır daha farklı düşünüp yaşardım diye içimden geçirmeden duramadım. Ama kitap genel olarak akıcı , sempatik. Okuyacak olanlara iyi okumalar dilerim.
Kelebek AdasıSarah Jio · Pena Yayınları · 201913bin okunma
#okudumbitti
10/10
·140 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Bu kitabı yakın zamanda bitirdim fakat incelemesi için nasıl şeyler yazabilirim, burada kendimi nasıl ifade edebilirim çok düşündüm. O yüzden incelememi kitabı bitirdikten yaklaşık bir hafta sonra atıyorum. Yazardan kısaca bahsetmek gerekirse: Grigory Petrov, kendisi Rus bir papaz(dı). Düşünceleri nedeniyle kiliseden atılmış. Yazdığı eserleri Rusya'da yasaklanmasına rağmen farklı ülkelerde, buna özellikle Türkiye dahil, okunmuş. Türkiye'de özellikle okunmasının en önemli nedenlerinden biri Petrov'un bu kitabı 1923'te yazması. Bir diğeri de Mustafa Kemal Atatürk'ün bu kitabı okullarda, askerî okullarda okutulmasını istediği, ders kitabı olarak kullanılmasını istediği bir kitap olması denilebilir. (Fazla konuştum, bu yorumu okuyacaklar için şimdiden kusura bakmayın.) Kitabın konusuna gelecek olursak... 1800'lerin sonlarında Finlandiya halkının içinde bulunduğu durumu, cehaletten kurtulmak için verilen mücadeleyi anlatan bir eser. Başta kitabın asıl karakteri diyebileceğimiz Johan Vilhelm Snellman ve birkaç Fin aydınının verdiği bir mücadeleden bahsediliyor. Kitapta fazla karakter yok, genel olarak Snellman'ın konuşmalarını okuduğumuzu söyleyebilirim. Kitabı okudukça Atatürk'ün neden bu eserin ders kitabı olarak kullanılmasını istediğini anlıyorsunuz aslında. Çünkü insanlar ülkeleri için mücadele veriyor. Ülkeleri iyi bir hâle gelsin diye her şeyi yapıyorlar. Bizim deyimimizle bir sürü inkılâp tarzında şeyler yapıyorlar. Yoksul olan halklarını ve türlü türlü hastalıkların gezdiği köylerine gidip onlar için bir şeyler yapıyorlar. Kısaca şu cümle bu insanları anlatmak için yeterli olacaktır: Bu insanlar ülkesini ve halkını seviyor, değer veriyor; hem de fazlasıyla. Finlandiya'nın şu anki durumu da aslında ne kadar iyi bir yere geldiklerinin de bir kanıtı diyebiliriz.
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Can Yayınları · 2023124,9bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Çok Gerekli Mi? Bence Değil
3/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2025 163. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Aralık 2025 13:54
Yalancı Vâris , ondan sonra gelen Tutsağın Tahtı ile birlikte Zalim Prens serisinin devamı niteliğindeki bir çeşit yan seri. Bu inceleme de bizzat Yalancı Vâris için. Kitapta ana hikâyeden tanıdığımız Prens Oak’un ve Dişler Hanedanlığı’nın Kraliçesi Suren/Wren’in büyümüş hâllerini görüyoruz. Oak’un nasıl bir periye dönüşeceğini merak ediyordum şahsen; ayrıca ana karakterimiz bu sefer Wren olduğu için de onun daha önce anlatılmayan hikâyesini öğrenmemiz açısından da iyi olacağını düşünüyordum. Yine de bana kalırsa böyle bir yan seriye hem gerek yoktu hem de zaten iyi yazılamamıştı. İkinci kitabını henüz okumadım ama bundan sonra içimde okuma hevesi kaldığını da söyleyemem. Bu gidişle devamını sadece seriyi tamamen bitirmiş olmak için okuyacağım gibi. Kitabı neden sevmediğimi anlamanız için bana göre kötü olan yerlerini sayayım: * Öncelikle Yalancı Vâris ’in çevirisinde bir hata olduğuna eminim ama bunu kanıtlayamam (^_^♪). Yani yer yer olaylar arasında ani kopukluklar yaşanıyordu ya da bazen bir eylemi kimin yaptığı veya bir sözü kimin söylediğini kolay kolay anlayamıyordunuz. Haliyle bazen ne okuduğumdan kendim bile emin olamadım. * Karakterler aşırı derecede şaşkındı. Yani nasıl ifade etsem bilmiyorum ama ne istediklerinden ya da ne düşündüklerinden, amaçlarının ne olduğundan onlar bile pek emin değildi gibi. Sürekli karar değiştirmelerinden gına geldi. Bir öyleler, bir böyleler. * Konu çok baştan savmaydı. Bir olay bütünlüğü yoktu ortada; sanki yazar aklına ne geldiyse, geldiği sırayla, karman çorman yazmıştı. Haliyle çok iyi bir okuma deneyimi yaşamadığımı itiraf edebilirim. * Bu biraz özel bir yorum olacak ama üzgünüm, ben Oak’u hiç sevemedim . Yani tamam, o bir peri prensi ve biyolojik akrabalarının da nasıl kişiler olduğu ortada, dolayısıyla armut öyle ya da böyle dibine
1000Kitap
Yalancı VârisHolly Black · Dex Kitap · 2023110 okunma
6/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2025 80. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 10 Aralık 2025 15:41
Şimdi arkadaşlar kendi aramızda konuşmayalım lütfen , bir şey söyleyeceğim. Buraya boşuna toplanmadık sonuçta. Bazı yazarlar vardır . yaptıkları yapacaklarının teminatı olur. ( bak ya yine felsefik konuştum, tebrik ediyorum kendimi ) bu kitaptan önce yazarın dört kitabını okumuşum ve beğenmiş olduğumdan her zaman daha iyisini bekliyorum doğal olarak. ( iyi değerlendirmesi kişiseldir o ayrı mesele o tarafını önümüzdeki konferansta konuşacağız). Yazarın bir önceki okuduğum kitabı ‘’ SÖYLEME BİLMESİNLER’’ idi çok beğenmiştim. Dedikodu sevmem bilen bilir. Kitapta dedikodu fazla idi belki de o yüzden çok beğenmiştim. Şuan o anki duygularım coşkun bir ırmak gibi aktı gitti. ( bak hele laflara bak ya ) içeriği hatırlamasam da aklımda yer etmişti. Şimdi bu kitabında da aynı performansı bekledim açıkçası. Açık konuşacağım. Aynı performansı bulamadım ya. Beklentim tepeme çıktı denmez dimi, o sinirlerim tepeme çıktı ya daha uyumlu neyse. Beklentim yüksek oldu. buna siz okurlarında çok etkisi oldu. kitap çıkar çıkmaz , kitap görmemiş gibi gittiniz aldınız. Sıcak simit alır gibi. elinizde mi yanmadı anlamadım ki. Paylaşmaktan telef oldunuz. Dedim herhâlde bu kitap olmuş. Aldım tabi meraktan dikişlerim sızladı yemin olsun. Neyse çok uzatmak istemiyorum, kopuyor yoksa. Olmadı dimi ? felsefik konuştum ama burda espri olmadı. Kitap konusuna değinecek olursak. Kitap akmıyor. Konu var elbette ama yerinde sayıyor. Tamam anladık. Meltem annesi tarafından küçükken terkedilmiş, babası başka bir kadınla evlenmiş ve babaannesi ve dedesiyle büyümüş .Daha sonra onları da kaybetmiş ve yalnız başına hayatı göğüslemek zorunda kalmış. Hayatı boyunca babasının ve arkadaşlarının aile ortamlarına özenerek büyümüş. Evlenmiş ama eşi de onu anlamamış hiçbir zaman. Çocuk istemediği için
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,9bin okunma
Çok güzel bir konu berbat bir kurgu. Karnı için karısından vazgeçen alagavat grubunu gördükten sonra kitaba olan bakış açım ve saygım tamamen bitti. Bana "kitabı o kadar güzel kurguladım ki sende bu duyguları uyandırmış veya körlük derken işte bu! Ahlaki körlükten bahsediyorum" deme bana Saramago. Kitap iyi kurgulanmış falan değil. Sadece konusu ilgi çekici. Mesaj öyle kafama kafama vurulunca etkili değil. Yapay ve sığ. İyilerin ve kötülerin gözümüze sokula sokula anlatıldığı, mantıktan uzak bir kitap 3 puandan ötesine geçmez. Tamam hocam anladık metafor, tamam anladık asıl körlük şudur cart curt. Bir kurgu okuyoruz şurada. İyi karakterlerin bu kadar aptal oluşunun kitaba olan katkısı nedir? Biz iyiyiz ve açız. O yüzden kötülerin bize tecavüz etmelerine, haksızlık yapmalarına, kafamıza vurup ekmeğimizi almalarına göz yumarız. Ehe. Evet biz iyileriz. Bizim beynimiz yok çünkü biz iyileriz. Onlar kötü. Karakterlerle bağ kurmak yok. Gerçekleşen olaylara bir neden bulmak, mantığa oturtmak yok. Doktor karısı neden insanlığını, onurunu, gururunu korumak yerine üstelik gözleri de görmesine rağmen neden tecavüze boyun eğdi? Çünkü öyle. 200 küsür kişilik hastanede sadece 20 kişi nasıl bu kadar terör estirdi? Çünkü öyle. Doktorun karısı her gece dışarı çıkıp herkesi izlerken neden kötülere karşı bir faaliyette bulunmadı? Çünkü öyle. Kitapta bir sürü çünkü öyleler var. Körlük konusu bile o kadar saçma işlenmiş ki olaya kendini kaptıramıyorsun. Aptal mısınız lan siz hepiniz? Diye bağırasım geldi kaç kere. Yevgeny Zamyatin - Biz, George Orwell -1984, William Golding - Sineklerin Tanrısı hepsinde rahatsız edici sahneler yok mu? Var. Ama mantık da var. Okurken bunu neden böyle yaptınız ya? Dedirtmiyor. Çünkü her olay ve davranış temellendiriliyor. Oluşturulan evren içerisinde
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,2bin okunma
Puan vermedi·408 syf.··
2025 15. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Kasım 2025 16:34
"Uğultulu Tepeler" bir aşk romanı üzerinden pazarlanıyor olsa da bu kitabın bir aşk romanı olduğunu düşünmüyorum. Kitapta betimlenen tekinsiz havalar, kasvetli mekanlar, anlatılan karanlık ilişkiler bana bu romanın gotik edebiyatın bir ürünü olduğunu düşündürüyor. Ayrıca karakterlerin kendi hikayelerini düşününce romanın psikolojik bir boyutunun da olduğunu söyleyebilirim fakat bir aşk romanı olduğunu söylemek, bilemiyorum, doğru olmayacaktır. Romanı okurken Thrushcross Çifliğini aydınlık ve ferah, Uğultulu Tepeler'i ise karanlık ve kasvetli bir mekan olarak hayal ediyordum. Bu nedenle doğduğun ev kaderindir diyerek Linton ailesini yumuşak huylu ve narin, Earnshaw ailesini sert ve huysuz olarak düşündüm. Öyleler de! Karakterlerin yetiştiği ortamları göz önüne aldığımda aldıkları kararları yadırgayamadım, iki evin çocukları da birbirinin zıddıydı, birbirlerinin cennetini ve cehennemini yaşıyorlardı. Örneğin, Mr. Linton ile Catherine’nin ağabeyi Mr. Earnshaw ikisi de bir kayıp yaşamış olmalarına rağmen, hayatlarında seçtikleri yollar birbirinden öylesine farklıydı ki! Bu bana insanın en büyük düşmanının yine kendisi olduğunu hatırlattı. Bu iki karakter arasındaki paralellik beni düşündürdü. Madalyonun iki yüzü adeta! Catherine ve Heathcliff (romanın ana karakterleri) birbirine "aşık" sevgililer! Fakat aşkları masumlukla değil de kin ve nefretle yoğrulmuş gibi. Özellikle Heathcliff! Kendisi için daha kötüsünü yapamaz diye düşündükçe daha da kötüsünü yaptı. Onu besleyenin aşkı değil de takıntıları, kini ve nefreti olduğunu düşünüyorum. ️ Baştan sona toksiklik içeriyor yani! Güzel yanları kesinlikle yok ancak sevmediğimi söyleyemeyeceğim. Heathcliff doğuştan kötü müydü, yoksa çocukken yaşadıkları mı onu bu hale getirdi? Düşününce bu kadar zulüm fazla değil miydi? Bu
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Can Yayınları · 202558bin okunma