• 👉🏻Oğuz Atay : Yazarın en ünlü romanı olan Tutunamayanlar’daki karakterler aslında Atay’ın kendi hayatındaki kişiler. İçine kapanık bir çocukluk dönemi geçiren Atay’ın en sevdiği yazarlar Kafka ve Dostoyevski’ymiş. Gençlik yıllarında karikatür çizen ve mizah yönü oldukça güçlü olan Oğuz Atay, ölümün onu banyoda yakaladığı gün, dışarıdan ona seslenenlere; “Sevinmeyin daha ölmedim” demiş. Bu sözleri orada bulunanlara tebessüm ettirse de yazarın son sözleri olmuştu.
    👉🏻Sabahattin Ali :Diksiyon takıntısı varmış. Kelimeleri birisi yanlış şekilde kullanınca, hemen düzeltme isteği duyarmış. Bu huyu üzerine eşi Aliye Hanım’ın şikayetlerini de arkadaşlarına: “Bu yüzden Aliye Hanım bana fena içerliyor. Karı koca ağız tadıyla kavga edemiyoruz. Kavganın en can alacak yerinde tutup diksiyon yanlışlarını düzeltiyorum” sözleriyle anlatmış.
    👉🏻Cemil Meriç : okumaktan hiçbir zaman vazgeçmemiş. Artık yazılanları seçemeyecek duruma geldiği dönemlerde, ışığa yakın olmak için, sandalyesini masanın üstüne çıkarır, yine de okurmuş. Yazmaya ve okumaya olan aşkı, gözlerini tamamen yitirdiğinde bile bitmemiş. Gözleri görmez hale gelince, çevresindekilerin yardımıyla yazmaya devam etmiş. Hatta yazarın en üretken çağının bu olaydan sonra başladığı biliniyor.
    👉🏻Franz Kafka: Franz Kafka, et yemeyi cinayetle bir tutuyordu. Vasiyetinde yakın arkadaşı Brod’dan Yargı, Ocakçı, Dönüşüm, Ceza Sömürgesi ve Köy Doktoru hariç bütün eserlerini yakmasını istedi. Arkadaşı Max Brod onun vasiyetini yerine getirmeyerek Kafka’nın yazarlık kariyerine büyük katkı sağladı.
    👉🏻Dostoyevski : Tam bir kumar bağımlısıydı.
    👉🏻Tolstoy: Tolstoy’un 13 çocuğu vardı. 48 yıllık evliliğinin ardından karısına “Benim yaşımdaki insanların sıkça yaptıkları bir şeyi yapıyorum. Son günlerimi tek başıma ve sükunet içinde geçirebilmek için dünyadan vazgeçiyorum,” yazan bir not bırakarak evini terk ettiğinde 82 yaşındaydı. Birkaç gün sonra bir tren istasyonunda donarak öldü.
    👉🏻Jack London : Tam bir kitap kurduydu. Şahsi kütüphanesinde 15 bin kitap vardı. John Baryelcorn isimli eseri adsız alkolikler birliğinin okuma listesinde yer alır.
    👉🏻Virginia Woolf: Virginia Woolf konuşmayı çok severdi. Bir seferinde 48 saat aralıksız konuşmuştu. Bütün eserlerini ressam olan kız kardeşinin çalışma biçimden ilham alarak, ayakta durarak yazmıştır.
    👉🏻Agatha Christie: Agatha Christie, 1926 yılında 36 yaşındayken ortadan kayboldu. Yerel polis, halk ve istihbaratçılar her yerde onu aradı. 10 gün sonra sahte bir kimlikle bir otelde bulundu. Soranlara ne olduğunu hatırlamadığını söyledi. Gerçekte ne olduğu ise bir sır olarak kaldı.
    👉🏻Balzac: Balzac öldüğünde 51 yaşındaydı ama arkasında onlarca ölümsüz eser bırakmıştı. Günde yaklaşık 50 fincan kahve içtiği söylenen Balzac, kahve yapacak birisi olmadığında kahve çekirdeklerini çiğnerdi.
    👉🏻Charles Dickens: Dünyanın en tanınmış yazarlarından, Büyük Umutlar’ın yazarı Charles Dickens dünyanın belki de en tuhaf uyku alışkanlığına sahipti. Yatarken yüzü mutlaka kuzey kutbuna bakacak şekilde uzanırdı. Bu tercihini açıklarken ‘yerküre elektrik akımları, pozitif ve negatif elektrik’ gibi şeyler söylemişti. En fazla vakit geçirdiği yer de kimsesizler morguydu.
    👉🏻Edgar Allan Poe: Karanlık hikâyelerin ustası Edgar Allan Poe‘nun karanlıktan çok içkiyle başı dertteydi. Ömrü boyunca alacaklılarından bir adım önde, alkoliklikten bir adım gerideydi.
    👉🏻Henry David Thoreau:Sivil İtaatsizlik teorisini ortaya atan Henry David Thoreau nadiren banyo yapar, saçlarını neredeyse hiç taramaz, yamalı giysiler giyerdi. Thoreau aynı zamanda ilk üzümlü ekmeği yaptı.
    👉🏻Mehmet Akif Ersoy: Haksızlığa asla tahammül etmeyen Mehmet Akif Ersoy Veteriner İşleri Müdür Yardımcısı görevinden müdürünün haksız bir karar ile azledilmesi üzerine istifa etmiştir.
    👉🏻Hüseyin Rahmi Gürpınar: 100 tane eldiveni vardı. Sokakta eldivensiz görülmedi. 'Aşırı şıklık' merakından değildi eldiven düşkünlüğü… Mikrop korkusundandı. Sokakta hiçbir yeri katiyen çıplak elle tutmazdı. Çıplak elle dolaşanlara çok şaşırır, bu durum için “Manasız bir cesaret” yorumunu yapardı.
    👉🏻Orhan Kemal: Türk edebiyatının ustalarından Orhan Kemal'in gençliğinde başlayan kahvehane tutkusu hayatı boyunca sürdü. Orhan Kemal'e göre kahvehaneler bir çeşit laboratuvardı
    👉🏻Recaizade Ekrem: Devir kamışla yazı yazılan devir. Recaizade Ekrem Bey, kağıdı dizlerine dayar, kamış kalemle yazardı. Gayet zor bir şekilde yazardı. En ufak bir mektup için bile müsveddeler yapardı. Yazar, çizer, düzeltir; bir başka cümle kurar, kelimeyi beğenmez, değiştirir, saatlerce 'işitilmemiş bir kelime' arardı.
    👉🏻Tevfik Fikret: Eskiden bizde bir şair laubaliliği, derbederliği vardı. Şairler kıyafetlerine özen göstermezlerdi. Tevfik Fikret, şık giyimiyle 'perişan şair kıyafeti'ni maziye karıştıranların başında gelir.
    👉🏻İvan Turgenyev: Tolstoy, çağdaşı İvan Turgenyev’i düelloya davet etti. Hatta tabancalar bile geldi ama araya giren hatırlı dostlar sayesinde düello yapılmadı. Bu olayın ardından ikili uzun yıllar boyunca hiç görüşmedi.
    👉🏻Lewis Carroll: Alice Harikalar Diyarında’nın yazarı Lewis Carroll bir matematik dehasıydı. Kelime üretmekte üstüne yoktu. Halen İngilizcede onun uydurduğu onlarca kelime kullanılmaktadır. Kütüphanelerde kitapların daha kolay bulunabilmesi için kitap adını cildin sırtına yazma fikrini hayata geçirdi. Scrabble kelime oyununun ilk örneğini yaptı. En sevdiği ulaşım aracı kendi icat ettiği üç tekerlekli bisikletti.
    👉🏻Friedrich Schiller :Yazılarını elma olmadan yazamıyormuş. Çalışırken masasında mutlaka bir elma bulunduran yazar, ara sıra bu elmayı koklayıp ilham aldığını söylüyormuş.
    👉🏻Aleksandr Puşkin : İlk ve son yurtdışı gezisinin Erzurum olduğunu söylüyormuş.
    👉🏻 Friedrich Nietzsche :24 yaşındayken profesör olan Nietzsche o döneme kadar olan en genç profesör unvanına sahip oldu.
    👉🏻Sezai Karakoç :En ünlü şiiri Mona Rosa olan Sezai Karakoç’un bilinen en ilginç özelliği fotoğraf çektirmeyi sevmemesi. Günümüz koşullarına baktığımızda, bu özellik bize çok tuhaf gelse de eski zamanlara göre belki de olağan bir seçimdi. Fotoğraf çektirmeyi hiçbir zaman istemeyen Karakoç’un, şu an var olan fotoğrafları ise ondan habersiz çekilmiş.
    👉🏻Özdemir Asaf : R harfini söyleyemiyormuş
    👉🏻Bizim Halikarnas Balıkçısı olarak bildiğimiz roman yazarımızın asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı Bodrum’a sürgün edildiği için gitmez zorunda kalmıştır.
  • Sana bakmaktan
    Onu göremiyorum.
    .. Bilmiyorum bunda ne var..
    Bunu ben anlamam
    Bir o var..
    O anlar.
  • Hoca: Arkadaşlar, kitap fuarına kim gidecek?
    Sınıfta muhabbet devam ederken, X arkadaş '' Ya Özdemir Asaf gelecekmiş galiba'' deyince, ben tepkisizm.
    Ben: Hocam, Özdemir Asaf'da geliyormuş, haberiniz var mı?
    Hoca: Aaaa! Özdemir' de mi geliyormuş? Ben hiç bilmiyordum,
    deyince ben tepkisizm merdivenlerinden göğe doğru yükseliyorum.
    Y arkadaş: Ya atmayın, o adam hiç buraya gelir mi,
    deyince aniden merdivenlerden düşüyorum ve çığlık atıyorum.
  • Dudaklarında bir ıslık var,
    Yakasında bir çiçek.
    Solan renkleri boyamakta o boyasız boyacı
  • YALNIZLIK

    Yalnızlık nasıl birşey biliyor musun ?

    - Güldüğünde yanındakinin sana eşlik etmemesi ,
    - ‎Yalnızlığın en kötüsü , seni anlayamayanların arasında kalmaktır .

    - Yanındaki kişiye komik miydi diye soramaman ,

    - Tek başına oturup öyle boşluğa bakmaktır ,

    - Paylaşmamak,

    - Anlatamamak,

    - Tek başına oturmaktadır YALNIZLIK ...


    Birde yalnızlığın şu boyutu var : yalnızlık paylaşılırsa yalnızlık olmaz. Ne demiş Özdemir ASAF : Yalnızlık paylaşılmaz , paylaşılırsa yalnızlık olmaz.

    Herşeyden sıkıldınız , canınız bi konuya sıkıldı. Yanınızda kimse olmasın . Rahatça düşünme fırsatım olur diyorsunuz . Unutmayın ! yalnızlık paylaşılmaz , o yüzden yanınızda kimse olmasın.

    Bir deniz kenarına gidip dalgaları izlemek , denize taş atmak öyle iyi gelir ki insana . Her attığın taş bir derdin olur bazen. Her atışta da oh bee dersin . Hele ki o dalgaları izlerken hissettiğin duygu : o dalgaların içinde kaybedersin kendini . Kimsede bulamadığım sevgiyi yalnızlık acısını dalgada bulursun. Çünkü sen deniz , dalga da seni ifade eden karakterin olmuştur artık.

    Birbirini tamamlayan olmak zordur . Sen zor olanı yaptın. Denizle dalgayı birbirine kavuşturdun .

    İkisi aynı yerde ama farklı dünyadır. Düşünceleri , görevleri farklıdır. Her zaman zıttır ikiside. Ne kadar belli olmasa da. Fark ettiniz mi ? Dalga karaya vurur , deniz ise olduğu yerde kalır . Hırçın ve asi olan dalgadır. Çoğu zaman deniz de kendi dertlerini , sıkıntılarını dalgaya anlatır . O yüzden sır dalganın asiliği ...


    Kimsede bulamadığın sevgiyi , yalnızlık acısını dalgada bulursun . Dalgayla konuşursun adeta . Her derdini denize döktüğünde dalga sana kimsenin sarılmadığı gibi , kimsenin sana sevgiyle koşmadığı gibi koşar. Asla senden gitmesini istemezsin . Çünkü dalga gibi bir dostu bulduğun zaman bırakmak istemezsin . Deniz dalgayı çağırsa bile. Senden gitmesini istemezsin.


    Bizler deniz kabuğundan gelen sesi dinlediğimizde kendimizden geçeriz. Vapur sesi, simitçi sesi, vatandaşların, ağlayan çocuk , gülen çocuk , annesinden veya babasından simit isteyen pamuk şeker isteyen çocuğun sesi , gülen insan sesi , seyyar satıcının, arabaların , akan çeşmelerin, şelalelerin, kuşların sesi bu sesleri deniz kabuğunda buluruz bazen . Çünkü deniz kabuğunu dinlerken düşüncelere dalarız. Kendimizi unuttuğumuzu fark ederiz. Meğersem yalnızlığımızı çoğu zaman seslere teslim etmişiz .


    Bir şehrin en kalabalık yerine gidip etrafı dinlemeyi denediniz mi ?

    Kulağınız da kulaklık olmadan , yanınızdakilerle konuşmadan bi süre susup etrafta neler oluyor diye dinlediniz mi ? O şehrin sesinde , yalnızlığın da kayboldunuz mu ? Sokak müzisyenlerini dinleyin , onlar çoğu zaman sokağın söyleyemediklerine tercüme olurlar . Sokağın pişmanlıklarına , keşkelerine ...
    ‎Yalnızlık , müziğin bile seni dinlemesidir ...

    @writerselma
  • ÖZEL BİR ŞİİR

    Başında hiç sevmemek varken
    Sonra anlamak var mı
    Birden sevi dili.

    Anılası bir geçitten ikili
    Tam anlatırken ölümü
    Sulamak yalan bir gülü.

    Yıkanmayor çamaşır gibi
    Konular doğuruyor
    Yalnızın kanayan eli.

    Saygılı sevgisizliklerle dolu
    Işıldayan geceler,
    Tüm uykusuzluklar uykulu.

    Tüm sıcak yastıklar soğuk,
    Sevgiler yorgun, yapay,
    Açık gözler kapalı.

    Bir dönülmezliğe düşmüş
    Kimbilir kimlerin yolu,
    O gidilmezliğe gömülü.

    Akşamlarını kucağında değil
    Kendi kucağında ağlayor
    Hırçın sevgili.
  • Ötesi var;
    YALNIZLIK,
    Müziğin bile seni dinlemesidir..
    İnsanin kendi kendine mektup yazıp
    Ve dönüp dönüp o mektubu okuması
    Yalnızlığında ötesidir...