Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar
1/10
·368 syf.··
2026 10. kitabı
(Çok uzun oldu ama ayrıntılı olarak anlatmak zorundaydım üzgünüm) Kitapla ilgili güzel olan sadece iki şey var. Biri tasarımında AI kullanılmamış olması, diğeri de ismi. Ancak kitabın içeriğinin ismiyle pek bir alakası yok. Bence. Yani ismi okuduğunuzda karanlık, dram dolu bir kitap okuyacağınızı düşünüyorsunuz – en azından ben öyle düşünmüştüm – ancak kitap, erkek karakterle kadın karakterin atışmalarından ve mafyacılık oynamalarından ibaret. Üstelik aile içi şiddet, kadına şiddet, taciz, tecavüz gibi konulara dikkat çekebilecek bir kitap olacakken bu konuda epey eksik kalmış, hatta bana kalırsa tacizin altını epey boşaltmış. Bu kitap için en iyi şekilde olay örgüsünü takip ederek inceleme yazabilirim diye düşünüyorum, o yüzden öyle ilerleyeceğiz. Tabii bu da spoiler içereceği anlamına geliyor. Kitabı erkek karakter Arden Deniz ve kadın karakter Güneş Ay’ın bakış açısından okuyoruz. Çocukluk dönemlerinden birer bölüm okuyarak başlıyoruz. İkisinin ailesi de yoksul, babaları iğrenç insanlar ve eşlerine de çocuklarına da şiddet gösteriyorlar. Güneş’in annesi onu gayet seviyor ve önemsiyor ancak Arden annesi tarafından pek de önemsenmiyor. Mert isminde küçük bir kardeşi var, annesi asıl onu seviyor. Arden yine de annesini de küçük kardeşini de elinden geldiğince koruyor. Güneş’i de babası borçlarını ödeyemediği için mafya kaçırıyor. Bu mafyadaki adamlardan birinin adı da Mert, ne garip. Sonrasında günümüzden devam ediyoruz. Arden komiser olmuş, Güneş de yine yoksul biri ve barmen olarak çalışıyor. Bunların ikisinin de ortak bir amacı var. Bülent Ali Yaman’ı öldürmek çünkü bu adam Güneş’in sevgilisini, Arden’in de kardeşi Mert’i öldürmüş. Anlamışsınızdır muhtemelen ama söyleyeyim yine de, Güneş’in sevgilisi dediğimiz kişi de Mert. İlerideki bölümlerde öğreniyorduk
Geriye Sadece Karanlık KaldıSelin Solaris · Martı Yayınları · 2026228 okunma
Paranoyanın Rengi Siyahtır
8/10
·260 syf.··
2025 122. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 22 Kasım 2025 23:55
Sanıyorum herkes tarafından bilinir ki,uykumuzu alamadığımız veya hiç uyumadığımız zamanlarda irademiz dışında bazı davranışlar sergileriz. Bunun birkaç sebebi olsa da, en temelinde paranoya vardır. Evet, gözümüzün kapalı kalma süresiyle sağlıklı kararlarımızın doğrudan bir ilişkisi vardır. Peki devlet yöneticileri de insan değil midir? Elbette. Ancak onların paranoyası tüm ülkenin kaderini etkiler. Edebiyatımızın usta kalemi ve düşün insanı Rıfat Ilgaz, henüz çok genç yaştaki Türkiye Cumhuriyeti’nin savaş dönemi paranoyasını derinlemesine masaya yatırıyor kitabında. Karartma Geceleri, İkinci Dünya Savaşı’nın hız kesmeden devam ettiği yıllarda geçer. Sovyet, Alman ve İngiliz üçgeni etrafındaki Türkiye Devleti’ni anlatır. Kitap, devletin savaştan kaçma manevralarını gayet işe yarar bulsa da, bu manevraların hürriyet garantisini de askıya aldığını söyler.Hatta söylemekle kalmaz, gazete kupürü yapıp önümüze serer. Şair, yazar ve edebiyat öğretmeni olan kahramanımız Mustafa Ural, ülke idaresinin, savaş döneminde sadece bombaları saptırmak için değil, aydınları bastırmak için de “karartma” uyguladığını yazar.Meselenin hiçbir zaman sokak lambalarını kapatmak kadar basit olmadığını,her fırsatta şiirleriyle ve köşe yazılarıyla, haftalık edebiyat dergisi olan Gençlik Postası’nda haykırır. Devlet idaresinin bu tarz eleştirilerden hayli rahatsız olması nedeniyle, tüm dergi mensupları (yaklaşık 70 kişi) tutuklanır. Bahsi geçen ekibe dahil olan kahramanımız da, tutuklanma dalgasından nasibini alıyor. Fakat kahramanımız, kendince haklı olarak, ciğerlerindeki sağlık sorununu bahane eder ve ortalıktan kaybolmak zorunda kalır. Kahramanımız sert kış mevsiminde, evine -hatta mahallesine - giremez. O sokak senin, bu sokak benim sürekli gezer. Her ne kadar eski dostlarının kapısını
1000Kitap
Karartma GeceleriRıfat Ilgaz · Çınar Yayınları · 20175,5bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
8/10
·120 syf.··
2025 46. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 07 Ekim 2025 16:06
Üzerine pek düşünmek zorunda kaldığım bu yüzden 90 sayfacık şeyi 15 güne yaydığım bir okuma deneyimiydi fakat halen düşüncelerimi nasıl yayacağım pek bir fikrim yok. Nietzsche, bu eserinde bize tarihin saf bir bilim olmaması gerektiğini, insana hizmet eden, günbegün değişen bir şey olması gerektiğini açıklıyor bize. Gerektiğinde geçmişi yargılamamız gerektiğini, onun yüklerinden arınmamız gerektiğini söylüyor. Zira tarihe zincirli şekilde yaşamak faydadan çok zarar getirir bize, bunu anlatmaya çalışıyor aslında. Modern insanın ruhu bilgiyle doludur. Sorun şudur; bilginin fazlalığını, modern ruh sindiremez, bu da hem kültürde hem de bireyde yüzey ve derinlik arasında bir ikilem yaratır. Modern birey, helenistik bireyle karşılaştırılır. Ve bu karşılaşmada Yunan’lar, modern kültürü, tarihi bilgiyle ansiklopedik bilgiye yatırım yapan bir kültür olarak düşünür. Fakat, bilginin fazlalığı da bir sorun değil midir? Barbarlık fark edilmez. Modern kültür problematiktir, iç dünyada yer alır, yani kolektif dünyadan ziyade, bireydedir. Bu içerik ve biçim arasından bir eşitsizliğe götürür bizi. Kültürün tam değerinin ortaya çıkması engellenir. Modern insan, aşırı bilgiyle dolmuş fakat bu bilgiyi içselleştirememiş bir şekile dönüşür. Bilgi artık yığılmakta, birikmekte ve yüzeysellik yaratmaktadır. Bahsi geçen bu aşırıcılık yüzünden bir çağ, kendini diğer çağlardan daha değerli ya da geç kalmış olarak görür. Bu nedenle de ironik ve alaycı yaklaşır kendine. Bu durum zaten çoktan zayıf ve gevşek olan bir toplumun hem iç güdülerini köreltir hem de felce uğratır. Böyle bir ortamda bir topluma mensup olan bireyler kendinden emin olmaz, özgüven yitirilir. Günümüzde verilen eğitim; kişiye ihtiyaçları hakkında yalan söylemeyi öğretir, kişi yürüyen bir yalan haline gelir. Zaman kendine
1000Kitap
Tarihin Yaşam için Yararı ve SakıncasıFriedrich Nietzsche · İş Bankası Kültür Yayınları · 2018970 okunma
7/10
·130 syf.··
Beğendi
·
2025 35. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Ağustos 2025 16:15
Gencecik yaşta veremden hayatını kaybeden ama küçüklüğünden beri kalemi elinde olan #NabizadeNazım ‘on ölümünden sonra yayımlanan kitabı #Zehra şüphesiz ki hayatta olsaydı ününe ün katardı. Doğrudan doğruya gerçekçiliği uygulayarak, romanı yazarken İstanbul tulumbacılarının (itfaiye) o günkü hayatı, bahsi geçen yerler ve cinayet soruşturması hakkında araştırmalar yapmış. “Görüleceği gibi roman aşırı kıskanç bir kadının kocasından intikam alma tutkusu çevresinde gelişen olaylarla örülür. Kahramanların psikolojik derinliğinin verilme çabası, farklı toplumsal kesimleri ve tiyatrocular, tulumbacılar gibi meslek gruplarının ve farklı mekân ve çevrelerin ayrıntılarıyla romanda yer bulması, eseri gerçekçi kılan başlıca unsurlardandır. Bu özellikleriyle Zebra, Tanzimat edebiyatının ilk örnekleri ile Servetifünun romanı arasındaki geçiş dönemini en iyi yansıtan eserlerden biri olarak edebiyat külliyatımızda hak ettiği yeri almıştır.” - Engin Kılıç / Sunuş Suphi, iyi eğitim almış, babası düzenini kurduktan ve onu bir tüccarın, Şevket’in yanına yerleştirdikten sonra rahmetli olmuş, annesi ile yaşayan bir delikanlı. Ustası Şevket ise genç yaşta parasının üstüne kata kata saygın bir tüccar olmuş. Ancak kızı Zehra’dan yana çok dertli ve kendine çok yakın gördüğü Suphi’ye sıkıntısını dökmekte. Zehra evvelinden beri çok kıskanç bir kız. 16-17 yaşlarında. Kardeşi Bedri’yi doğduğu vakit birkaç kez boğmaya bile yeltenmiş. 2 yıl önce annesini kaybedince bir durulmuş ama huyu değişmemiş. Bilinçaltına yerleşen bu kıskanç kız artık Suphi’nin hayallerine girmeye başlamış. Hiç yüzünü görmediği halde adını ‘acıma’ koyduğu duygu ile hep onu düşünür olmuş. Bir gün iş için Şevket’in evine gitmesi gerekmiş. Selamlık bölümündeyken çok sıkılmış ve işten kaytarmak için avluda dolaşırken çatık kaşlı,
ZehraNabizade Nazım · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202415,3bin okunma
1/10
·384 syf.··
2025 6. kitabı
Bu inceleme fazlasıyla yergi, yargılama, bazı bazı da yersiz eleştiri içerebilir. Öncelikle; bu kitabı kim yazdı? Hayır, ben yetişkin bir kadının bunu yazacağına inanmak istemiyorum. "Chatgpt'ye yazdırdım" desin, "13 yaşındaki kızıma yazdırdım" desin, açıklama yapsın. Hiç olmadı Entel Feridun bu kadına telif davası açsın, galiba onun kitabını çevirmiş çünkü. İkinci olarak, Stella, kuşum, gayet zeki ve güzel bir kız olarak terapi seçeneğini neden düşünmedin? Sadece soruyorum, yap diye değil. Üçüncü olarak, bu kitabın yazımında, editörlüğünde, basımında, tedariğinde emeği geçen herkesin edebiyatsal anlamda bi' geriliği olduğu kanısındayım. Tüm kitaplar "çok" edebi olmak zorunda değiller tabii ama "kitap" oldukları için belli bir noktaya kadar sanatsal bir nitelik taşımalılar bence. Goodreads kullanıcıları bu kitabı hangi şekilde okudular da aşırı beğendiklerini söylediler bilmiyorum. Tamamen cinsiyetçi ve kalıpsal yaklaşımlardan ibaret. Kitabın başkarakteri Stella direkt olarak erkeksel bir bakış açısıyla yazılmış gibiydi. Yazarın kadın olması nedeniyle daha çok şaşırttı bu durum beni çünkü Stella tam olarak Twitter'dan çıkmayan, hayatında hiç kadın görmemiş bir erkeğin hayal ürünü. Ayrıca Stella'nın ihtiyacı olan sadece Sex and The City minvalinde bir arkadaş grubuydu. "Isaac Newton'ın mezar taşında 'shiny and new' yazıyor ve bunun sebebi tüm o altın arayışı değildi." diyecek bir en yakın arkadaşa gereksinim duyuyordu bence. Beni rahatsız eden birçok yönü vardı - 356 sayfa kadar. Yani, kitabı okurken yazarın hayal dünyasına giriyorsunuz tamamen, kitabı bayağı kılan temel neden de buydu. Bir kadın yazarın bizi hayatımızın her alanında rahatsız eden klişelere yer vermesi de beni üzdü: Silikon Vadisi'nde çalışan, aşırı utangaç, inanılmaz zeki, gözlüklü, çok güzel
Edebiyat
Aşkın FormülüHelen Hoang · Epsilon Yayınları · 20231,279 okunma
Hızlı ve Yavaş Düşünme - Daniel Kahneman
9/10
·567 syf.··
Beğendi
·
2025 5. kitabı
·
55 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2025 10:18
Daniel Kahneman’ın “Hızlı ve Yavaş Düşünme” adlı eseri insan zihninin karar verme süreçlerini bilimsel ve psikolojik temellerle sorgulayan, bilişsel sistemlerin kusur sayılabilecek bazı açıklarını ortaya koyan çığır açıcı nitelikte bir çalışmadır. Kitap, davranışsal ekonomi (Kahneman ve Tversky tarafından ortaya konulmuştur) ve bilişsel psikoloji alanlarının birleşim noktasında, bireyin karar mekanizmalarının rasyonel sayılamayacak bir şekilde yapılandığını ortaya koymaktadır. Kahneman zihinsel süreçleri iki ayrı sistem bağlamında değerlendirmektedir: hızlı ve sezgisel olarak çalışan 1.Sistem ile daha yavaş, analitik ve çaba gerektiren 2.Sistem. İnsan davranışlarının büyük bir kısmı bu iki sistemin etkileşimiyle şekillenmektedir ancak çoğu durumda kararların kaynağı 1.Sistem’in verdiği otomatik tepkilerdir. Bu noktada Kahneman’ın yaptığı deneysel bir dizi araştırmanın sonuçlarından yola çıkarak ortaya koymuş olduğu temel savı, bireylerin karar verirken çoğu zaman farkında olmadan 1.Sistem’e teslim oldukları ve 2.Sistem’i ihmal ettikleri yönündedir. Kitabın ikinci bölümünde Kahneman sezgisel düşüncenin ne denli sistematik önyargılar içerebildiğini çok sayıda istatistiksel örnekle göstermektedir. Özellikle temsiliyet sezgisi, bulunabilirlik etkisi, küçük sayılar yasası ve çıpalama etkisi gibi bilişsel kestirme yollar, bireylerin karar verme süreçlerinde ciddi sapmalara neden olmaktadır. Kitapta bahsi geçen “Tom W deneyi” insanların baz oranları göz ardı ederek stereotiplere dayalı tahminlerde bulunduğunu gösterirken; “bulunabilirlik çavlanı” kavramı ise medyada sıklıkla yer alan olayların toplumsal olayları nasıl irrasyonel hale getirdiğini açıklamaktadır. Kahneman karar veren bireylerin özgüven yanılgılarını ve öngörüye dair sistematik hatalarını kitabın üçüncü
Psikoloji
Hızlı ve Yavaş DüşünmeDaniel Kahneman · Varlık Yayınları · 20181,822 okunma