Sanıyorum herkes tarafından bilinir ki,uykumuzu alamadığımız veya hiç uyumadığımız zamanlarda
irademiz dışında bazı davranışlar sergileriz.
Bunun birkaç sebebi olsa da, en temelinde paranoya vardır. Evet, gözümüzün kapalı kalma süresiyle sağlıklı kararlarımızın doğrudan bir ilişkisi vardır.
Peki devlet yöneticileri de insan değil midir? Elbette. Ancak onların paranoyası tüm ülkenin kaderini etkiler. Edebiyatımızın usta kalemi ve düşün insanı Rıfat Ilgaz, henüz çok genç yaştaki Türkiye Cumhuriyeti’nin savaş dönemi paranoyasını derinlemesine masaya yatırıyor kitabında.
Karartma Geceleri, İkinci Dünya Savaşı’nın hız kesmeden devam ettiği yıllarda geçer. Sovyet, Alman ve İngiliz üçgeni etrafındaki Türkiye Devleti’ni anlatır. Kitap, devletin savaştan kaçma manevralarını gayet işe yarar bulsa da, bu manevraların hürriyet garantisini de askıya aldığını söyler.Hatta söylemekle kalmaz, gazete kupürü yapıp önümüze serer.
Şair, yazar ve edebiyat öğretmeni olan kahramanımız Mustafa Ural, ülke idaresinin,
savaş döneminde sadece bombaları saptırmak için değil, aydınları bastırmak için de “karartma” uyguladığını yazar.Meselenin hiçbir zaman sokak lambalarını kapatmak kadar basit olmadığını,her fırsatta şiirleriyle ve köşe yazılarıyla, haftalık edebiyat dergisi olan Gençlik Postası’nda haykırır.
Devlet idaresinin bu tarz eleştirilerden hayli rahatsız olması nedeniyle, tüm dergi mensupları (yaklaşık 70 kişi) tutuklanır. Bahsi geçen ekibe dahil olan kahramanımız da, tutuklanma dalgasından nasibini alıyor. Fakat kahramanımız, kendince haklı olarak, ciğerlerindeki sağlık sorununu bahane eder ve ortalıktan kaybolmak zorunda kalır.
Kahramanımız sert kış mevsiminde, evine -hatta mahallesine - giremez. O sokak senin, bu sokak benim sürekli gezer. Her ne kadar eski dostlarının kapısını