• Birbirleriyle sadece göz aşinası olan, her gün, hatta her saat karşılaştıkları, birbirlerini inceledikleri halde, adetlerin hükmüne ya da kendi kuruntularına tabi olarak ne selam ne konuşma, görünüşte kayıtsız bir yabancılığı devam ettirmek zorunda kalan insanlar arasındaki ilişkiden daha garip, daha nazik bir şey olur mu? Aralarında bir huzursuzluk, hastalık derecesinde bir merak, tanışmak ve fikir alışverişi ihtiyacının tatmin edilmemiş, yapay bir şekilde bastırılmış olmasından doğan bir isteri, özellikle bir tür gergin bir dikkat havası eser. Çünkü insan insanı, hakkında bir yargıda bulunamadığı sürece sever, yüceltir; özlem, eksik tanımanın bir sonucudur.
    Thomas Mann
    Sayfa 72 - Can Yayınları
  • “Bir: yoksunluk ve özlem bizi zinden tutuyor, zamanın dışında tutuyor. İki: Arzuları doyurmak bizi pelteleştiriyor, zamanın içine atıyor.”
    Barış Bıçakçı
    Sayfa 52 - İletişim Yayınları
  • Gerçek zamanları özlüyorum. Gerçekten gülen insanları, gerçekten özlem çekenleri, gerçekten ağlayabilenleri...
    Düşüncelerimizin sınırsız olduğu zamanları. Yapaylaşıyor her şey, duygularınız yapay oluyor, davranışlarınız yapay, herkes bir şeyleri göstermek adına yaşıyor veya yaşayabildiğini sanıyor.
    Eskiden mi? Eskiden, "Çimler daha yeşildi, ışık daha parlaktı, dostlar etrafında ve mucize geceler..." Günü kurtarmak istemiyorum, yaşamak istiyorum.
  • Küçücük bir zamanda beliren ellerin
    Bütün bir ömür içerisinde anlam kazansa da
    Zamanın göreceliği içindeki küçülüp kalır
    Tarihe gömülmüş bütün sevgilerin
    Ölümden önceki halleri
    Dalgalanır henüz sönmemiş
    Bir ateşin alevleri olarak

    Bilirim her fidan her toprakta salamaz köklerini
    Her mevsim uygun değildir
    Filizlenmesi için
    Değişim için uzun süreler beklemek gerek

    Bir ömürü aşan bir bekleyiş
    Dağların, kamplumbağaların
    İnsan yaşamından uzun
    Bütün o canlıların ruhunda
    Bir hikaye olarak kalabilir, muhtemel

    Bugün yürüdüğümüz yol
    İçimize çektiğimiz nefes
    Gözlerimizi açtığımızdan biraz sonra
    Zihnimize dökülen kelimeler
    Ve belki
    Mevsimine yabancı kaldığımız
    Bir günaydın kelimesinin eksikliği
    Güneş tutulması yaşatabilir zihnimize

    Özlem duyduğumuz bir tenin trenin
    Gelişi, bir gecikmeye dahil olup
    Gözlerimizi anlamsız görünen dalgınlıklara ortak edebilir

    Kimi insanlar severler büyük pencereli odaları
    Dışarıda lapa lapa yağan karı
    Kimi insanlar bir bekleyiş içinde
    Dalgın dalgın bakarlar kocaman pencerelerinden

    Kimi insanlar bekleyiş içinde
    evet biliyorum, dalarlar büyük pencereli odalarının içinde hayallere
  • Gün ağarırken saçlarına vuran güneşin rengini özledim . Öyle özlem ki her sabah güneşle uyanır oldum. Bu sabah yolculukla doğdu güneş bütün hatıralarımız otobüsün camına yapışmış, yollarla film şeridi halinde.
  • Eğer...
    Onu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
    Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla o hüzünden bu neşeye konup
    kalkıyorsanız gün boyu nedensiz...
    Ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
    Onunlayken pervaneleşen yelkovanlar, onsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir
    akrep kadar hain...
    Sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, ondan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa ve o, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
    Dünyanın en güzel yeri onun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter,
    en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
    Hayat onunla güzel ve onsuz müptezelse...
    Elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, onun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
    Her şiirde anlatılan oysa...
    Her filmin kahramanı o...
    Her roman ondan söz ediyor, her çiçek onu açıyorsa...
    Bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa, iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa, iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
    Eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire onu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın o olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
    Mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona o diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi ona yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke o anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
    Kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
    Özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
    Hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız...
    Onsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
    Ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
    Gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep onun yüzü suyu hürmetine...
    Uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
    Dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa...
    Nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
    Kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
    Gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
    Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
    O halde bugün sizin gününüz!..
    "Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.