Kış Güneşi Gibi: Keskin, Soğuk ve Tehlikeli…
8/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 19:37
"Öykü okumaktan keyif almıyorum" diyen ben, Claire Keegan'ın büyüsüne kapıldım... Emanet Çocuk ve Böyle Küçük Şeyler'den sonra, yazarın aslında kaleminden çıkan ilk eser olan ama Türkçeye henüz kazandırılan Antartika 'yı da bitirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum..Normalde o "yarım kalmışlık" hissi beni öykülere karşı hep mesafeli tutardı ama bu kitap tüm önyargılarımı yıktı geçti. Kitabın arka kapağında George Saunders 'ın da dediği gibi; o gerçekten dünyanın en iyi yazarlarından biri. Meltem Gürle 'nin tavsiyesiyle bu keşif yolculuğuna çıktığım için çok şanslıyım. Soğuk, keskin ve tüyler ürpertici... Tıpkı kapağındaki o makasla kesilmiş kar tanesi gibi zarif ama tehlikeli. Mutlaka okuyun..
AntartikaClaire Keegan · Jaguar Kitap · 202679 okunma
Puan vermedi·472 syf.··
2026 38. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 14:16
Bir türlü sırasını tutturamadığım Ayfer Tunç kitaplarından aslında serinin 2. Kitabını ben en son okuyorum. İlk olarak Osman kitabından yani son kitaptan başlamış sonra Kapak Kızı okumuştum. Ki ilk kitap buymuş. Ve yanlış giden gömleğin düğmeleri gibi son olarakta bu kitabı okudum. Diğer ikisini beğenmiştim her ne kadar konusu tarzım olmasa da. Bunu da beğenecektim ama bu kadar küfür etmeseydi… Yani küfürden zaten hoşlanmıyorum hele kitap içinde… hadi bir iki tanesine artık alıştık okuyoruz bir şekilde ama kitap boyunca küfürler argolar diğer kısımlarından bahsetmiyorum bile… Bana göre değilmiş elimde gezdireceğim önereceğim ve insan içinde hele okulda öğrencilerimin yanında okuyacağım bir kitap değilmiş… Öğrenciler neler biliyordur diye düşünebiliriz ama onların bilmesi ve hatta konuşması bile önemli değil benim onlara önermem ya da göstermem kendi adıma çok uygun olmaz diye düşünüyorum.. Hikayesi, sürükleyiciliği ve küfür dışında anlatımı bile zevkliydi ama Tavsiye edemiyorum
Yeşil Peri GecesiAyfer Tunç · Can Yayınları · 201611,7bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ene Gül
10/10
·102 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 22:24
Ene Gül, Gül ile Bülbül metaforunu temel alarak, aşkı yalnızca bir duygu değil, varoluşsal bir yolculuk, içsel bir yanış ve ruhsal bir arayış olarak ele alan yoğun bir şiir kitabıdır. Kitap boyunca Gül, ulaşılması zor sevgiliyi, ilahi güzelliği ve insanın içindeki eksikliği temsil ederken, Bülbül bu güzelliğe yönelen, onu arayan ve onun uğruna yanan aşığı temsil eder. Bu iki figür arasındaki ilişki, aslında insanın kendi iç dünyasında yaşadığı kavuşma isteği ile ayrılık gerilimini yazarımız şiirsel olarak anlatmaktadır. Eserde aşk, sıradan bir romantik bağ olmaktan çıkarak kader, dua, sınav, sabır ve teslimiyet kavramlarıyla iç içe geçer. Şiirlerde sıkça görülen tasavvufi izler, metne derinlik kazandırırken, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin gibi klasik aşk anlatılarına yapılan göndermeler, eserin evrensel bir aşk geleneğiyle bağ kurmasını sağlar. Ene Gül, yalnızca bir sevda hikayesi değil, aynı zamanda insanın yalnızlığı, eksikliği ve anlam arayışı üzerine yazılmış bir iç monolog niteliği taşır. Şairin dili yer yer kırılgan, yer yer isyankar, yer yer ise teslimiyet doludur. Bu çok katmanlı anlatım, duygusal olduğu kadar düşünsel bir yolculuğa da davet ediyor. Yoğun imgeler ve sembollerle örülü yapısıyla kolay okunur bir eser değil. Aksine, her şiirin üzerinde durulması, hissedilmesi ve tekrar okunması gerekiyor Aşkın hem yıkıcı hem de dönüştürücü yönü, kitabın temel duygusal eksenini oluşturuyor. Ene Gül, bir sevdanın hikayesinden çok, sevmenin insanı nasıl dönüştürdüğünü anlatan şiirsel bir deneyim sunuyor. Herkesin okumasını gönülden tavsiye ederim.
1000Kitap
EnegülEnes Hanpa · Dorlion Yayınları · 20203 okunma
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 216. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 22:37
Ve sen görünmezsin İstanbul. Ve sen ortalıkta yoksun. Nerdesin? Hilton roof-barında kızartılmış bir balık gibi çiğnenip yutuldun mu? Yoksa Çiçek Pasajı'nda yeteneksiz sosyalist dudaklara değer değ- mez bir votka bardağında tuz gibi eridin mi? Yoksa Beyazıt kahvelerinde masadan masaya uzayan tartışmalar içinde alı al, moru mor kıvranıp durmakta mısın? Yoksa istimlâke uğrayan bir arsanın inşaatında beynine taş balyozlar mı inmekte? Yoksa yavaş yavaş, kırılarak, parçalanarak, ufalanarak, deşilerek, yırtılarak, kazılarak, oyularak müzelere mi taşınmaktasın? Ve bu taşınman bittiği gün ansızın boynuna bir yafta mı asılacak: ÖLÜ. Yoksa bu yafta çoktan asıldı da bizim haberimiz mi yok? Yoksa ey kutlu İstanbul, bir yatırın türbesinin eşiğinde bir kurban gibi boynunu uzatmış mukadder saatin çalmasını mı bekliyorsun? O ermişin sab- rına eş bir sabırla bir derviş gibi türbe eşiklerinde misin? Sessizliğin bir dua sessizliği mi? Eğer böyleyse beni affet, bütün bu söylediklerimi affet.
Hayata Dair
Çağ ve İlham 1Sezai Karakoç · Diriliş · 2019768 okunma
Bu yaşamaklar. Nasıl yorucu.
9/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 50. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 22:05
“Her şeyden kaçabilir insan, mutluluğu erteleyebilir, sevinci saklayabilir, uykuyu öteleyebilir, nefreti dizginleyip kıskançlığı perdeleyebilir ama acıyı öteleyemez; yalnızca gerçekten bıçağın keseceği, kırığın hissedileceği zamanı görmeniz, duyumsamanız, seyretmeniz yeterlidir. Kan akar, kalp kırılır, acısı olabildiğince heybetli şekilde yaşanır. Yaşayacağım acılardan emin, yürüyordum.” s.112 Acılara yürüyor korkmuyorum, korkmuyorsun, korkmuyorlar.. “Kaybedenler her zaman kaybediyor. Bu masada kazanan yok. İki kaybeden bir kazanan etmiyor. Ben niye kaybettim, bilmiyorum. Kaybetmiş hissediyorum.” s.119 Bu his bazen insanın yakasını asla bırakmıyor. Orada öylece broş ya da kravat gibi duruyor. “Kalabalıktan sıyrılıyorum, kalabalığı sevmiyorum. İnsanlardan olabildiğince çabuk kurtulmaya çalışıyorum. Ayaklarımın üzerinde durmalıyım. Hiç kimseye muhtaç olmamalıyım. Ne maddi ne de manevi.” s.90 Hepimizin yegane arzusu bu di mi ama? Sonra da ne kadar yalnızım diye hayıflanmak da bizlerin eseri. “Yürüyorum. İnsanların etrafımdan akıp geçtiğini görüyorum. İnsanlar var; nefes alıyorlar, konuşuyorlar, adım atıyorlar, görüyorlar, bir amaç uğruna savruluyorlar. Bir şeylerin etrafında pervane olup ömürlerini tüketmekte beis görmüyorlar. İnsanlar var; acılarıyla, sevinçleri ve adını koyamadıkları duygularıyla varlıklarını anlamlandırmaya çalışıyorlar. Bir dünya düşlüyorlar; o dünyayı yaşamak için çabalayıp dururken, bir kanat çırpışı kadar zamanda ömürleri geçip gitmiş oluyor. Tahayyül ettikleri dünyayı gerçekleştiremiyorlar. Tahayyül etmek, hayale kanmak yetiyor insanlara.” s.89 “Bazen o duygu gelir, yakama yapışır; her şeyi mahvetme, yok etme, yıkma düşüncesi. Yıllardır içimde büyüyen bir kaçma hadisesi. Nereye, neden, niye, nasıl? Mutlak mecburiyetler dünyasında, farklı bir
YaşamaklarCaner Almaz · Everest Yayınları · 2021204 okunma
Puan vermedi·
Allah yolunda sebat edin, hep Allah bilincine sahip olun ve bir an olsun ondan gaflet etmeyin. Uyanma vaktini ölümden sonraya bırakmayın. Çünkü o zaman uyanmak fayda etmez. Onun huzuruna çıkmadan önce kendinize çekidüzen verin. Mecbur uyanış vakti gelmeden önce kendiliğinizden uyanın. Aksi halde pişmanlığın fayda etmeyeceği günde pişman olursunuz.
El-Fethu’r RabbaniAbdülkadir Geylani · Medine Yayınları · 2019886 okunma