Kitap birbirinden keyifli, eğlenceli, düşündürücü, bol bol iğneleme dolu öykülerden oluşuyor. Neva Bulvarı ile önce Petersburg'u, oradaki şaşalı yaşamı, merdiven basamakları gibi statülerle sıralanmış ve kendilerine çizilen sınırların dışına çıkamayan insanlarını, dönemin Rusya'sını tanıtarak başlıyor yazarımız. Devamında Burun, Portre, Palto (Dosto'nun bizler Gogol'un 'palto'sundan çıktık dediği), Bir Delinin Anı Defteri ve son olarak da Fayton öyüküsüyle tamamlanıyor kitap. Yazarımız olayları önce gayet doğal gelişen, o zamanki yaşantıyı aynen yansıtan, çelişmeyen bir şekilde ele alıp sonrasında işin içine biraz fantastik ögeler serpiştirerek bu yaşanan katmanlı hayata eleştirisini çok zekice sergilemiş oluyor. Anlatıyı fantastik olarak tanımlayıp bir kenara atamıyorsunuz çünkü, gerçek yaşamdaki anlamsızlık üzerine biraz kafa yoran her insanın da görebileceği üzere bir saçmalıklar dolusu kalıplaşmış topluluk bulunuyor hayatlarının merkezinde. İster sıradan bir ressam isterse bir binbaşı olsun kime hangi tavırla yaklaşacağınız bu unvanınızla kaim bir şekilde belirli, kime kızacağınız, kızarken hangi cümleleri kuracağınız bile. Ne denli soylu da olsanız, ne denli sıradan da olsanız, bir güzelin peşine takılmanın sonuçlarını iki uç da benzer bedelle ödüyor. Yeteneğinizin izinden giderek yaşayacağınız yoksul bir yaşam da, popülarizmi izleyerek paraya para demeden yaşayacağınız yaşam da ruhunuza rahat vermiyor. Birinde tamamen paradan diğerinde tamamen yetenekten vazgeçmek zorunda bırakıldığınız bir sistem bu, çünkü neyseniz o sınırlarda kalacaksınız, ötesi berisi yok. Bir sabah burnunuzu yerinde göremediğinizde sosyetenin karşısına çıkamayacağınız için endişeleneceksiniz söz gelimi, yeni gıcır gıcır bir paltonuz olduğu zaman ancak fark edileceksiniz yıllardır yanında