Her birimiz bir âlemiz ve işte şahsi kıyametimize doğru seyrediyoruz. İstikametimizin mecburi keyfiyeti, bütün ömrümüzü bir avuntu hattından bir ibaret kılıyor sanki.
Kaderimiz her türlü umudun ve endişenin ötesinde tamamlanır. Dahası, birimizin alnındaki yazı, diğerinin alnında devam eder. Yaşadığımız müddetçe yazgılarımız birbirine karışır.
Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi.
Çocuk olmak bilmediğinin üzerinden atlamak, bildiğinle yetinmek, elindeki azıcık da olsa ondan bir hikâye yazmaktı.
Evdeki bütün terlikleri uç uca dizip halının çizgilerinde yürüterek kocaman caddeler inşa etmekti mesela, buzdolabı kolisinden uzay mekiği yapmaktı, akşamsefasının tohumlarından, kozalaklardan, pisipisi otlarından tencere tencere yemek pişirip yalandan ziyafetler vermekti ev ahalisine. Bir dünya kurmak için bit kadar şeylerin yetebildiğine inanmaktı.