PulseoftheBook

Puan vermedi·286 syf.··
2026 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2026 13:54
Piranesi ~Susanna Clarke Bazı kitapların kapağını kapattığınızda odanızın duvarları genişler, tavanınız bulutlara yükselir ve alt katlardan denizin sesini duymaya başlarsınız. GÜM.. GÜM.. Bu kitap benim için sadece bir kurgu değil, sığındığım o “sonsuz ev” oldu. Kitabın isminin ve kahramanının taşıdığı isim bile bu evin trajik ironisini fısıldıyor. 18. yüzyılın ünlü İtalyan gravür sanatçısı Giovanni Battista Piranesi’nin, hiçbir yere çıkmayan merdivenlerle dolu hayali hapishanelerine harikulade bir selam. “Öteki” karakteri, Piranesi’ne bu ismi ;labirentte hapsolmuş bir mahkûm olarak gördüğü için alaycı bir biçimde verir. Ama Piranesi için orası kutsal bir yuva olur. Kahramanımızın dünyayı görüş biçimi bana hep Küçük Prens’i hatırlattı. Piranesi de dünyayı bir kaynak olarak değil, bir armağan olarak görür. Heykellerle kurduğu bağ, evcilleştirmeye ve sorumluluğa dayanır. Yetişkinlerin güç ve bilgi hırsı, onun saf bilgeliğinin yanında yoksundur. Piranesi aslında kendi zihninin sonsuz salonlarında, her bir düşüncesini (heykelini) bir dost bellemiş, kendi iç dünyasıyla barışmış bir ruhun temsili. Belki de bizim kollektif bilinç dışımız. Heykeller sessizdir ama gerçek dünyadaki insanlar da aslında sessizdir. Bu sessizlik gürültüyle perdelenir ve her insanın içinde kimsenin giremediği, heykellerle dolu bir “Ev” vardır. Piranesi, gerçek dünyaya döndüğünde aslında iki dünyalı olur. Hayalini canlı tutarak modern dünyanın gürültüsünde hayatta kalmaya çalışan bir sınır yolcusudur artık. Eğer içinizde bir cennet taşıyorsanız, dünyanın en ıssız labirenti bile sizin sarayınız oluverir. Piranesi’nin de dediği gibi; “Evin güzelliği sonsuz, iyiliği uçsuz bucaksızdır.” Bu kitap bende bir soruyla kaldı: İnsan kendi iç evini bir kez keşfettiğinde, modern dünyaya gerçekten ait
PiranesiSusanna Clarke · Alfa Yayınları · 2022644 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖

PulseoftheBook

, bir kitap okudu
Puan vermedi·286 syf.··
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2026 13:54
·
2026 4. kitabı
Susanna Clarke
8.2/10 · 644 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 3. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2026 19:09
Yaşamın Ucuna Yolculuk ~ Tezer Özlü Merhaba sevgili kitapseverler, şunu söylemeliyim ki; melankoli beni sıkmaz ama yazarın kamerasını sadece kendi içine çevirip orada takılı kaldığı o içe hapsolmuş melankoli bu kez sabrımı biraz zorladı. Tezer Özlü bizi alıyor ve kendi acısının etrafında öyle bir döndürüyor ki, bir yerden sonra yönünüzü şaşırıyorsunuz. Sanki bir volkan patlamış da lavlar artık her yeri kaplamış. Kaçacak yeriniz yok! O yakıcı kederin içinden kaçıp kendinizi ıssız ve tekinsiz bir göle atıyorsunuz. Göl buz gibi. Ayrıca içinde yüzen başka şeylerde mi var ? Gölden çıkmalısınız. Olmaz.! Kıyıda sizi bekleyen o lavlar yine üstünüze üstünüze gelmeye başlıyor. Ne göle girebilirsiniz artık ne de dışarı çıkabilirsiniz. İşte Tezer Özlü edebiyatı tamda bu. Yakıcı sıcaklıkla tekinsiz soğukluk arasında, yazarın bitmek bilmez iç sesine mahkum ediliyorsunuz. Prag, Trieste, Torino... Kafka, Svevo ve Pavese... Yazar bu durakların her birinde aslında aynı şeyi anlatıyor. Kendi etrafında dönen o bitmek bilmez iç monolog, bir yerden sonra okurda “Tamam, durumun vahametini anladım, peki başka ne var?” hissi yaratıyor. Cesur, dürüst ve tavizsiz bir metin. Ama aynı zamanda okurdan yüksek bir sabır talep ediyor. Tezer Özlü, acıyı yeniden ve yeniden yaşatmak istiyor. Bu bir tercih. Kabul eden için sarsıcı, mesafe arayan için boğucu. Benim içinse bu yolculuk, Berlin metrosunda elimde soğumuş kahveyle boşluğa dalıp gitmek gibiydi. Herkese keyifli okumalar dilerim, sevgiyle
Yaşamın Ucuna YolculukTezer Özlü · Yapı Kredi Yayınları · 202114,7bin okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2026 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2026 14:54
Suda Ölüm ~ Kenzaburo Oe Merhaba sevgili kitapseverler; Bu otobiyografik kurmaca yazarın alter egosu Kogito üzerinden, kişisel ve ulusal bir travmanın izini süren dev bir edebi hesaplaşma. II. Dünya Savaşı'nın ardından bir nehirde esrarengiz şekilde ölen baba, geride kırmızı deri bir çanta ve Japonya'nın militarist geçmişine dair yanıtlanmamış sorular bırakır. Radikal bir milliyetçi olan baba, eski Japonya’nın temsilcisidir. Şiddetle, fedakârlıkla ve imparator kültüyle örülü mağrur ama karanlık bir ruh. Onun ölümü, sadece bireysel bir kayıp değil, ideolojinin suda boğuluşudur. Kogito'nun engelli oğlu Akari ise yeni Japonya’nın alegorisidir. Savaştan fiziksel ve ruhsal yaralarla çıkmış, sakat doğmuş bu ülke, sanatın (müziğin) saf diliyle yeniden doğuş yaşar. Romanın en dinamik katmanlarından biri Unaiko tiyatro grubudur. Bu genç topluluk, Kogito’nun yıllar boyunca kurguladığı dokunulmaz geçmişi yerle bir eden güçtür.Unaiko, Kogito’nun (ve dolayısıyla Oe’nin) eski metinlerini alır; babanın o mitolojik ölümünü sarsıcı bir performansla (tiyatroyla) bugüne taşır. Bazen yazmak, bir kaçış biçimidir. Bazen gerçeğe ancak eylemin çıplaklığıyla yaklaşılabilir. Oe burada, Japon edebiyatının temel taşlarından biri olan Gönül romanına güçlü bir köprü kurar. Soseki’nin öğrenci–öğretmen ilişkisi, bu romanda Kogito ile Unaiko grubu arasında devir-teslimine dönüşür. Ortadaki soru şudur: Bir usta, geçmişin günahlarını anlatmadan (yazmadan)huzurla ölebilir mi? Kogito, babasının eylemini anlamak için Frazer'ın "Altın Dal" kitabındaki mitolojisine sığınır. Baba başarısız bir kurban ritüeli gerçekleştirmiştir. Ancak gerçek, miti yener. Kogito’nun kız kardeşi Asa, romanın kritik bir dişil direniş noktasıdır. O ve annesi, yıllarca kırmızı bavulu Kogito’dan saklamıştır. Çantanın içindeki
Suda ÖlümKenzaburo Oe · Can Yayınları · 202457 okunma