Silahtar Bahçeleri ~ Zabel Yesayan
Merhaba sevgili kitapseverler, bugün sizi edebiyat hafızanızda derin bir iz bırakacak olağanüstü bir kadınla ve onun büyüleyici eseriyle tanıştırmak istiyorum: Zabel Yesayan ve onun çocukluk cenneti Silahtar Bahçeleri.
Bazı kitaplar vardır kapağını açtığınız anda burnunuza hanımeli, mor salkım, yağmur sonrası ıslanmış toprak kokusu ve eski İstanbul gelir. Sizi elinizden tutar ve betonların altında kalmış o eski, çok dilli İstanbul’a götürür. İşte bu kitapta tam olarak böyle bir zaman makinesi,bir hafıza kazısı.
1878’de Üsküdar’da doğan yazar döneminin en parlak kadın aydınlarından biri. Yıllar süren kaçışlarının ardından yolu Sovyetler Birliği’ne düşmüş ve hayatı Stalin döneminde, Sibirya’daki meçhul bir sürgün kampında acı bir şekilde son bulmuş. Onun bu karanlık ve meçhul sonunu bilmek, çocukluğunu geçirdiği o zamanları okurken insanın boğazına tarifsiz bir düğüm bırakıyor.
Bu otobiyografik eserde yazar bizi Türklerin, Ermenilerin, Rumların bir arada yaşadığı çok dilli, çok sesli o eski Üsküdar sokaklarına götürüyor. O devasa, meyve ağaçlarıyla dolu bahçeli evlerin arasında küçük bir kız çocuğunun dünyayı, yetişkinlerin ikiyüzlülüğünü, doğanın gücünü ve kendi kadınlığını keşfetme sürecini müthiş bir psikolojik derinlikle okuyoruz.
Kitabın en çarpıcı yanı, yazarın muazzam duyusal hafızası. Yazar geçmişi bir gülün kokusuyla, ahşap merdivenlerin gıcırtısıyla, rüzgârın yapraklarda çıkardığı sesle ve Üsküdar’ın o ağırbaşlı melankolisiyle çağırıyor.
Bize, ev dediğimiz şeyin sadece taşlardan yada ahşaptan ibaret olmadığını, asıl evin hatırladıklarımız olduğunu fısıldıyor.
Eğer İstanbul’un geçmişine, çocukluğun o büyülü dünyasına ve mekânların ruhuna ilgi duyuyorsanız, Ermeni edebiyatının bu güçlü, lirik sesini okumanızı tavsiye