KURBAĞANIN SERENADI
Puan vermedi·161 syf.··
2026 17. kitabı
Bir paçavra yırtıldı kamışlar arasında, Bak sevgilim; haddini bilmeyen bir kurbağa, Başladı yosunlarda serenatlar çalmağa… Istırap, ses haline gelmiş yaygarasında: Senelerce tozlu bir rafta uyuyan keman, Böyle şikâyet eder reçinesiz bir yaydan. Fakat senin karşında bu ne kadar küstahlık; Bir kere kendisine bakmıyor mu bu alık? Nasıl açıyor sana gönlünün yarasını? Acaba ne umuyor böyle gevezelikte? Şimdi, ayaklarımla öpüşen bu eşikte, Bilmiyor mu kaç âşık kırdı gitarasını? O da bilir bunların neticesizliğini, O da senin karşında duydu acizliğini, O da nâdimdir gönül verdiğine sevgilim!
Bütün ŞiirleriSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 201927,6bin okunma
Belirsiz Bekleyiş Yaşamaktan Daha Yıpratıcıdır
10/10
·202 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 00:00
Oğuz Atay ile tanışmam yıllar önceydi. Ben her ne kadar doğru okuma sırası ile okumasam da, ilk okumama en ünlü eseri ''Tutunamayanlar'' ile başlamıştım. Tutunamayanlar, ülkemizde yarım bırakılan kitapların başını çektiği bir kitap. İlk okuduğumda bana zengin bir dünyanın kapısını açan kitaptı. Özellikle kitabı bitirdiğimde neden ülkemizde yarım bırakıldığı konusunda düşündüğümde ise; özünde bireyselliği temel alan bir metnin olduğuna kanaat getirmiştim. Çünkü ülkemizde toplumsallık barındıran metinlerin daha çok ilgi gördüğü ve bireyselleşmeyi anlatan kitapların daha gözardı edildiği gerçeği var ve maalesef ki Atay daha yazın dünyasının başındayken bile sırf bu nedenlerden dolayı hor görülmüş bir yazar. Çünkü bireyselliğin ve ruh çözümlemelerinin topluma bir faydasının ve getirisinin olmayacağı kanaatinde olan dar görüşlü çevrenin baskılarına maruz kalmış. Ama şunu anlamıştım ki okuma serüvenim içinde daha önce böylesi bir yazarla tanışmamıştım. Onun yazdığı eserleri okumak hem zor hem de keyifli bir okuma sunuyordu bana. Şimdi tüm eserlerini daha doğru bir sıra ve ''Ben buradayım'' diye seslenen yazarımıza ''bende buradayım ey Atay ve seni tam anlamıyla anlayabilmek için işte başlıyorum yazın dünyana'' diyerek başlıyorum. İlk öykü, Beyaz Mantolu Adam'ın öyküsüdür. Bir manto sadece. Bir manto, bir insanın başına bu kadar iş açar mı? Toplumun hem varettiği hem de yok ettiği bir kişi. Yani toplum için hiçbir değeri olmayan ve kimsenin umursamayacağı bazı kişiler vardır ya hani toplumun içinde ne kadar yaşarşa yaşasın görülmez, bilinmez, duyulmaz... İşte ilk öykü böyle başlar. İlk önce var edilir. Sonra yaşatılır. Daha sonra ise yok edilir. Öyküde cami avlusunda görmezden gelinen adamın eline para tutuşturulur ve vicdan rahatlatılır. Asıl vicdansızlık bundan sonra
Edebiyat
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 202233,4bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
9/10
·576 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Mithat Cemal Kuntay'ın _Üç İstanbul_ kitabında başkarakter Adnan ile Dağıstanlı Hoca (Ömer Ziyaeddin Dağıstanî) arasındaki sohbette, Dağıstanlı Hoca memleket idaresi hakkında şöyle ifadeler kullanır: "İnkılap yaptınız diye bugün boynunuza sarılanlar, yarın boğazınıza sarılacaklar. Hükûmet kuvvet değildir, vasıtadır. Bir memlekette asıl kuvvet, bir fikri temsil edenlerdir. Başka memleketlerde sahici fikir zümreleri var. Bizim memlekette hakiki fikir yok; bizde üç yüz seneden beri fikir diye tek şey var: Taassup! Taassup olan yerde siz halkı fikir idare eder sanıyorsunuz. Taassubun olduğu yerde halk kafası ile değil, gözleri ile düşünür. Bu gözleri idare etmeyi bilemeyeceksiniz. Kendinize düşmanlığın en büyüğünü siz kendiniz yapacaksınız. Kalabalık karnıyla düşünür, gözüyle öğrenir, kalbiyle kızar. Avamın midesindeki yeniçeri kazanını tanımıyorsunuz. Halkın gözünü rahatsız etmemek için hiç değişmemeye mecbursunuz. Eski ceketinizi çıkaramayacak, eski evinizden çıkamayacaksınız." Bir İttihatçının bir diğerine söylediği bu sözler, tarihin yargısı sonucunda haklıdır diye düşünüyorum. Fikir doğru bile olsa taassubun olduğu yerde fikrin öneminin kalmadığını tarih, gözlerimizin önüne eski bir paçavra gibi fırlatmıştır. Bir fikrin yaşaması için taassubun yıkılması şarttır.
Edebiyat & Roman
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Oğlak Yayıncılık · 20203,388 okunma
Hâlâ yaşayabiliyorken yaşayın mücadele ederek...
8/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 15:17
Olan biten her şeyi düşünerek ve rüya gördüğümü fark etmenin getirdiği umutsuzluğa kapılıp kapılmadığımı anlamaya çalışarak evimde, yatağımda uzandım ve gariptir ki kendimi umutsuz hissettiğimi fark ettim. Yoksa gerçekten bir rüya mıydı? Rüya idiyse eğer; önyargılar, endişeler, bu şüphe ve mücadele zamanının getirdiği güvensizlikle yepyeni bir hayata tanık olurken bilincim nasıl bu kadar yerinde olabilirdi? ------ Hayattan nefret eden, ölümden korkan insanlar...Geri dönün ve bizi gördüğünüz, mücadelenize biraz umut kırıntısı eklediğiniz için daha mutlu olun. Hala yaşayabiliyorken yaşayın mücadele ederek, ne kadar acı ve emek gerekirse gereksin, ta ki kardeşlik, sükûnet ve mutluluk günlerine ulaşıncaya dek. ------ Bir sosyalist olan William Guest, Londra'da katıldığı bir grup toplantısının ardından uyuya kalır ve roman bir anda başlar. Yıl olmuş 2102... Guest bir çok şeyi şaşkınlıkla ama büyük bir heyecanla karşılar. Konuşur, sorar, sorgular ve çok merak eder. Kitap boyunca Guest'in sanayi devrimiyle bıraktığı Londra'yı yapay bir cennet olarak görürüz. Zira uyuduğunda bıraktığı Londra ile uyandığında bulduğu Londra bambaşkadır. Guest yeni uyandığı dünyayı çok sevmiş ve çok beğenmiştir... Uyandığı çağda her şey değişmiş, sanayi devriminin izleri silinmiş, doğa verdiğini geri almış. Para ve özel mülkiyet anlamsız kavramlar haline gelmiş. (Bu kısımlar rüya gibi okurken keşke böyle olsa hissine kapılmadım diyemem) Zorlu işleri makinelere yaptırmak dışında, el emeği ve zanaatin çok değerli olduğu bir dönem başmış. Yasalar değişmiş neredeyse yasasız toplum oluşmuş. Kitapta Guest'in uyandığı (veya rüyada olduğu) çağda evren çok gerçekçi yönleri bulunan bir ütopya gibi önümüze serilmiş. Kitabın kahramanı yazarın kendisinden izler görebildiğimiz bit kahraman. Şair,
Hiçbir Yerden HaberlerWilliam Morris · İthaki Yayınları · 2020287 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2026 27. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2026 10:47
Benim Hüzünlü Orospularım: Bir 'Nobel' Paçavrası ve Okuduğum En Kötü Kitaplardan Biri "Bu kitap edebiyat adına yazılmış bir paçavra." Merhaba kitap dostları! Bugün, 1982 Nobel Edebiyat Ödüllü, efsanevi yazar Gabriel García Márquez'in "Benim Hüzünlü Orospularım" adlı kitabını dürüstçe konuşacağım. Bu inceleme, bir övgü değil, bir hayal kırıklığı ve bir uyarıdır. Yazar ve Kitap Hakkında Kısa Bilgi: Gabriel García Márquez, "Yüzyıllık Yalnızlık" ve "Kolera Günlerinde Aşk" gibi başyapıtların yazarı, büyülü gerçekçilik akımının en önemli ismidir . 2004'te yayımlanan bu kitap, yazarın son romanıdır . 90 yaşındaki yaşlı bir gazetecinin, kendine 14 yaşında bir bakireyle "çılgınca bir aşk gecesi" armağan etmek istemesiyle başlayan hikayeyi anlatır . Ancak benim için bu hikaye, bir başyapıt değil, iğrenç bir deneyimdi. Neden Beğenmedim, Neden İğrenç Buldum? (Net ve Sert Eleştiriler) 1. Pedofiliyi Destekler Gibi Bir Üslup: Kınıyorum! Kitabın temel sorunu bu. 90 yaşındaki bir adamın 14 yaşında bir kıza duyduğu "aşk" anlatılıyor. Yazarın bunu meşrulaştıran, hatta yücelten bir dili var. Okurken sürekli iğrendim ve rahatsız oldum. Bir edebiyat eseri bunu nasıl normalleştirebilir, anlamıyorum. 2. Edebi Unsur Yok, Sadece Cinsellik, Pedofili ve Yaşlılık: Kitap boyunca aradım ama hiçbir edebî unsur bulamadım. Olay örgüsü, hikaye anlatımı, biçem... Her şey tamamen kusurlu. Kitap, sadece cinsellik, pedofili ve biraz da yaşlılık bunalımı serpiştirilmiş boş bir metin. Kendisini okutmayı başaramıyor, hiç merak uyandırmıyor. 3. En Kötülerden Biri. Okuma deneyimim az değil. Bu kitap, okuduğum en kötü kitaplar listesinde açık ara zirvede. Hiç beğenmedim, bir türlü sarmadı, derinlik var mı yok mu anlamadım bile. Ama olan derinlik de
Benim Hüzünlü OrospularımGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 201925bin okunma
8/10
·400 syf.··
2025 100. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 20 Aralık 2025 21:17
Nereden başladım bu kitaba dedim okurken gerçekten de ve keşke başlamasaydım.Nazan'ın saflığı,salaklığı,sürüklenerek oradan oraya geçişi,karşısındaki insanlara hemen güvenmesi kitap boyunca beni çok yordu ve üzdü.Mazhar keza bir avukat olarak aslında inanılmayacak şeylere inanması,sevdiği kadını bir paçavra yerine koyması,çocuğundan ayırması hiç hazzedilmeyecek şeylerdi ve layığını buldu dedim okurken.Neriman kendisi bar hayatından kurtulurken bir evin hanımı olurken başka bir kadının hayatının elinden kaydığını görürken hiçbir şey yapmaması,kaynana Hacer'in türlü yalan ve fitneleriyle Nazan'ı mahvetmesi,Naciye'nin ikiyüzlü ve yalancılığıyla bir kadınının hayatını mahvetmesine sebebiyet vermesi kadınların kadına en büyük düşman olduğunu gösteriyor.Okurken sinir harbi yaşamamak ve kahrolmamak içten bile değil. Hala ne yazik ki günümüzde bu olayların yaşanıyor olma durumu bile insanın içini giciklamaya devam ediyor.
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,4bin okunma