Puan vermedi·120 syf.··
2026 19. kitabı
Giyotine doğru geri sayım yapan isimsiz bir mahkûmun zihninde, o daracık hücrenin duvarları arasında dolaşmak, insanlığın adalet adına işlediği en büyük cinayetle yüzleşmek demek. Victor Hugo, suçun ne olduğundan tamamen bağımsız olarak, bir insanın yaşam hakkının, nefes alma ve geleceği hayal etme hürriyetinin elinden alınışını saniye saniye, adeta bir can çekişme gibi kaleme alıyor. Toplumun intikam hırsının, idamı bir panayır eğlencesine dönüştüren o kalabalıkların ve yasaların soğukluğunun karşısına; korkan, titreyen, geride bir çocuk bırakan o saf insan sıcaklığını koyuyor. Kitabı bitirdiğinizde, adaletin can almak değil, yaşatmak ve ıslah etmek üzerine kurulması gerektiğini, göğsünüzü sıkıştıran o derin empatiyle ve sarsıcı bir netlikle anlıyorsunuz.
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,5bin okunma
İlk inceleme benden
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
ORTAÇAĞ'DA KADIN EILEEN POWER Orta çağ tarihçisi Eillen Power Ortaçağ tarihini siyasi olaylardan, krallardan, savaş meydanlarından uzaklaştırıp gündelik hayatı, üretimi, emeği ve bilhassa kadın deneyimini merkeze yerleştirerek konu eder. Ortaçağ toplumunu durağan bir yapı değil, hareketli ve çok katmanlı bir dünya olarak ele alır. Bilhassa kadınları ekonomik ve toplumsal yaşamın etkin öznesi olarak konumlandırır. Ortaçağ kadınları sessiz, görünmez ve pasif miydi? Manastırlardan çarşılara, saray çevresinden ev içine kadar uzanan geniş bir perspektifte kadınları aile içinde toplum ve ekonomik düzenin oluşumundaki oynadıkları rolle ele alır. Belgeler edebi eserler arşiv kayıtlarından yararlanarak oluşturduğu kitaptan Ortaçağ kadınlarının çalışma hayatını, eğitim haklarını,inanç dünyasını ve toplumsal statülerini gözler önüne serer. Kadın tarihini romantize etmez. Tarihin tam merkezini alarak yeniden kurgular. Hadi bakalım neler anlatmış biraz göz atalım: ✓Kadının yeri, kimi zaman bir ülkenin ya da bir dönemin medeniyet düzeyini ölçmek için kullanılan bir sınav olarak değerlendirilir. Ancak bu sınavın Ortaçağ'da uygulanması hayli zordur. Çünkü herhangi bir dönemde kadının konumunu belirlemek başlı başına meşakkatli bir iştir. Kadının yeri, teoride başka; hukuki ve toplumsal statü bakımından başka; gündelik yaşam pratikleri açısından ise bambaşka biçimler alır. ✓İşçi halk, tarlalar ve tezgahlarda çalışan kadınları görmeye, onlarla arkadaşlık etmeye alışkındı. Yine de pazar günleri kiliseye gidiyor, vaizlerin, kadının cehennemin kapısı olduğunu ve Meryem'in cennetin kraliçesi olduğunu tek nefeste ilan edişini dinliyorlardı. Bayram günlerinde ya da pazar ve panayır gezmelerinde jonglörlerin etrafında toplanıyorlar, kadınların aşağılandığı fabliaux'lara
Tarih
Ortaçağ’da KadınEileen Power · Liberus Yayınları · 20262 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·120 syf.··
2026 6. kitabı
Victor Hugo’nun 1829 yılında yayımlanan Bir İdam Mahkumunun Son Günü (Le Dernier Jour d'un Condamné), dünya edebiyatında idam cezasına karşı yazılmış en güçlü, en sarsıcı ve en etkili siyasi/hukuki manifestolardan biridir. Eser, işlediği suçun ne olduğunu bilmediğimiz bir mahkumun, Bicêtre Hapishanesi’nde infaz edilmeyi beklerken geçirdiği son altı haftayı ve özellikle son saatlerindeki psikolojik buhranını kendi tuttuğu günlük üzerinden konu alır. Victor Hugo, okuyucunun suça odaklanıp karakteri yargılamasını engellemek adına mahkumun ismini, yaşını ve suçunu kasıtlı olarak gizlemiştir; böylece dikkatleri doğrudan "insan hayatının devlet eliyle sonlandırılması" gerçeğine çeker. Roman, soğukkanlılıkla işlenen bu cezanın bir adalet değil vahşet olduğunu savunurken, geride kalan masum aileyi (mahkumun küçük kızı Marie gibi) de cezalandıran toplumsal bir yıkım olduğunu gösterir. Hugo, infazı adeta bir panayır eğlencesi gibi izlemeye gelen kalabalıklar üzerinden toplumun vicdani duyarsızlığını ve barbarlığını çok sert bir dille eleştirir. Edebiyat tarihinde iç monolog tekniğinin ilk harika örneklerinden biri kabul edilen bu eser, mahkumun ölüm fikri karşısındaki çaresizliğini, korkusunu ve parmaklıklar ardındaki ruhsal anatomisini okuyucuya iliklerine kadar hissettirir. Özetle Bir İdam Mahkumunun Son Günü, suçlunun kimliğinden bağımsız olarak yaşam hakkının kutsallığını ve insan onurunu savunan, giyotinin gölgesinde yazılmış zamansız bir başyapıttır.
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,5bin okunma
İki Dirhem Bir Çekirdek /İnceleme/
Puan vermedi·212 syf.·
2026 153. kitabı
İskender Pala’nın o her gün hiç düşünmeden ağzımızdan dökülen, pelesenk olmuş deyimlerin arkasındaki acayip hikayeleri gün yüzüne çıkardığı, insanı okurken adeta eski İstanbul’un o canlı, tıkır tıkır işleyen sokaklarında gezdiren nefis bir rehber. Kitabı elinize aldığınızda karşınıza o sıkıcı, ruhsuz sözlükler çıkmıyor; aksine Osmanlı’nın mahalle kahvelerine, saray dehlizlerine ya da eski panayır yerlerine konuk oluyorsunuz. Yazarın asıl başarısı da burada zaten; tozlu raflarda kalmış, unutulmaya yüz tutmuş o eski yaşanmışlıkları ve nükteleri alıp sanki dün yaşanmış gibi burnumuzun dibine getiriveriyor. Gerçekten düşününce; bugün şık birini gördüğümüzde yapıştırdığımız "iki dirhem bir çekirdek" lafının arkasındaki o hassas sarraf terazilerini, o küçücük keçiboynuzu çekirdeğinin zarafetini bilmeden bu dili konuşmak, kelimelerin hakkını yemektir biraz da. "Püf noktası"ndan "çam devirmek"e kadar onlarca sözün arkasında yatan o insan hikayelerini okurken bazen "hadi canım" diyerek şaşırıyor, bazen de yüzünüzde muzip bir gülümsemeyle kalakalıyorsunuz. İskender Pala o bildik hoca ağırlığını bir kenara bırakıp o kadar tatlı, o kadar samimi bir dille anlatmış ki her şeyi, tarih ve edebiyat gözünüzde hiç büyümeden doğrudan kalbinize akıyor. Sahi, her gün kullandığımız kelimelerin aslında bu toprakların hangi neşesinden, hangi kederinden ya da hangi kıvrak zekasından süzülüp bize ulaştığını keşfetmekten daha keyifli ne olabilir? Dilimizin o renkli, bilge ve esnek yüzünü bize hatırlatan bu kitap; hani bazen kendimizi köksüz, dilsiz hissettiğimiz anlar olur ya, işte tam öyle zamanlarda elinizin altında durması gereken, her yaştan insanın dönüp dönüp okuyabileceği şahane bir başucu dostu. Kapağını her kapattığınızda konuştuğunuz kelimelere çok daha başka, çok daha hürmetle
Edebiyat
İki Dirhem Bir Çekirdekİskender Pala · Kapı Yayınları · 202017,7bin okunma
8/10
·240 syf.··
2026 157. kitabı
Küçük Yerler 4 - Boş Gülüşler #okudumbitti “Küçük Yerler Dörtlemesi”nin finali Boş Gülüşleri bitirdim ve şu an içimde tuhaf bir boşluk var… Hani bazı seriler bittiğinde “tamam güzel kapandı” dersin ya; burada hem kapandı hissi var hem de o kasabanın sisi üzerime sinmiş gibi. Bu kitapta beni en çok çarpan şey şu oldu: Ollie’nin yokluğunun ağırlığı. Üç aydır kayıp olması, geride kalanların “acaba…?” duygusuyla yaşaması, bir yandan da umudu bırakmaması… Coco, Brian ve Phil’in o inatçı arkadaşlık hâli var ya, işte o şey kalbimi sımsıkı tuttu. Çünkü bu seri korkutmayı biliyor ama aynı anda “birlikte olunca dayanılır” duygusunu da çok iyi veriyor. Ve tabii Gezici panayır… Korku türü için “kolay lokma” gibi görünen bir mekân ama yazar bunu bildiğin kabusa çevirmiş. Panayırın o yapay neşesi, ışıkları, gürültüsü, arkadaki çürük his… Bir sayfada “eğlence” gibi duran şey, diğer sayfada “ben burada niye huzursuzum?”a dönüşüyor. Palyaço, oyuncak, lunapark gibi detaylar bende zaten tedirginlik tetikler; burada resmen üstüne basa basa o tedirginliği büyütmüş. Gülümseyen Adam’la ilgili sevdiğim şey şu: Klasik “kötü kötü olduğu için kötüdür” çizgisinin biraz dışına taşıp, oyun kuran bir tehdide dönüşmesi. Sanki her hamlesi “korkutayım” değil de “ikna edeyim, kandırayım, merak ettireyim” gibi. Özellikle Ollie’nin sisin ötesindeki tarafta tek başına sıkışıp kalması ve orada ipuçlarını kovalamaya çalışması… Ollie’nin cesareti burada daha “olgun” bir şeye dönüşüyor; korkuyor ama korkunun elinden tutup yürüyor gibi. Final kitaplarında hep bir risk vardır ya; ya fazla uzar, ya da “hadi bitsin” diye koşturur. Ben burada genel olarak çok tatmin oldum, çünkü tempo bir an bile düşmedi. O “SONRA NE OLUYOR?” hissi gerçekten hiç bırakmıyor. Bölümler kısa, akış hızlı, bir de araya serinin genel
Boş GülüşlerKatherine Arden · Olimpos Çocuk Yayınları · 20264 okunma
Puan vermedi·479 syf.··
2026 19. kitabı
Kitabı masaya bıraktığımda, kafamın içi öyle bir panayır yerine döndü ki, odadaki eşyaların bile yer değiştirdiğini sandım. Sayfaları kapatmadım sanki; Hikmet Benol geldi, o çapaklı gözleriyle tam karşıma oturdu ve "Albayım, biz neden böyle olduk?" diye benim yerime sordu. Hikmet’in o gecekonduda, o kiralık odada kendi zihninin parmaklıkları arkasına saklanıp kurduğu o devasa, o tehlikeli oyunların içinde gezinirken, aslında modern hayatın hepimizi nasıl birer canlı cenazeye çevirdiğini iliklerime kadar hissettim. Sevgi’yle, Bilge’yle, o hiç var olmamış ya da hep eksik kalmış insanlarla kurduğu o hayali diyaloglar, benim de içimde sakladığım, kimselere itiraf edemediğim o büyük anlaşılamama korkumu tetikledi. Bir insan toplumun o sahte, o ikiyüzlü kurallarına uymamak için ancak bu kadar muazzam bir deliliğe sığınabilirdi. Okurken hem onun o trajikomik hallerine kahkahalarla güldüm hem de o gülüşün tam ortasında boğazıma bir hıçkırık düğümlendi; çünkü Hikmet’in o kelime oyunlarının, o dahi alaycılığının altında aslında şefkat dilenen, yapayalnız bir çocuğun hıçkırıkları gizliydi. Beni asıl darmadağın eden ve gözlerimi dolduran şey, Hikmet’in o oyunlarla gerçeğin arasındaki çizgiyi tamamen kaybettiği, o her şeye meydan okuyan zihninin yavaş yavaş kendi kendini imha etmeye başladığı o son düzlük oldu. Albay Hüsamettin Bey’e sığındığı o anlar, aslında hepimizin hayatta aradığı o sarsılmaz, o yargılamayan baba şefkatinin en hüzünlü çığlığıydı. Hikmet bu dünyaya, bu dünyanın o sığ başarı öykülerine, o "normal" insanlarına fazlaydı; fazla düşünen her insan gibi o da kendi inşa ettiği şatonun enkazı altında kaldı. Kapağı kapattığımda, içimde hem çok büyük bir hayranlık hem de hiç geçmeyecekmiş gibi duran musibet bir suçluluk duygusu vardı; sanki Hikmet’i o odada
Alıntı
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma