Kitap Özgürlüktür
10/10
·202 syf.··
2026 12. kitabı
1953’te yayımlanan ve distopya türünün önde gelenlerinden biri olan eser, kitapların yasaklandığı ve itfaiyecilerin buldukları her kitabı yaktığı 2049 yılının Amerikan toplumunu anlatmaktadır. Kitabın adı da Fahrenheit ölçeğinde kitabın yanma derecesine işaret etmektedir. Eser Soğuk Savaş sıralarında Amerika’da McCharty akımının etkili olduğu bir dönemde yazılmıştır. Eser; o dönem Amerika’sında antikomünist kuşkuculuğun vardığı noktadan hareketle otoriter yönetimlere bir eleştiri şeklinde okunabileceği gibi aynı zamanda kitle iletişim araçlarının insanı âdeta esir aldığı ve okuma devrinin bitip ekran çağının başladığı bir dönemin bir eleştirisi olarak da okunabilir. Kitapları yakmakla sorumlu itfaiye biriminde çalışan Guy Montag’ın hayatı iş dönüşünde mahallesinde karşılaştığı ilginç bir genç kızla tanışmasıyla değişir, ardından yerleşik düzeni sorgular ve eyleme geçmek, mücadele etmek kararını alır. Otoriter düzene eleştiri bakımından tüm teknolojik araçlarla insanın ve insan düşüncesinin kuşatıldığı, farklı düşünceye müsaade edilmediği, sorgulamaya giden yolların tamamen kapatıldığı, kitapların yok edildiği bir dünya kurgulanmıştır. Bu anlamda eser otoriter düzenlere karşı önemli eleştiriler yöneltmekte ve insanın kuşatılmışlığını, acziyetini ortaya koymaktadır. Son yıllarda dünyayı da kasıp kavuran otoriterleşme eğilimleriyle birlikte okunduğunda eserin yönetime dair eleştirileri hayatta da karşılık bulmaktadır. İnsanın âdeta tüm hareketlerinin takip edilebildiği günümüz dünyasında kitaptaki öngörüler büyük ölçüde gerçekleşmiş durumdadır. Eserdeki şu ifadeler otoriterliğin boyutunu göstermesi açısından fevkalade dikkat çekicidir: “… Okulda yapmaya çalıştığın şeyin büyük bölümü ev ortamında bozulabilir. Anaokulu yaşını bu yüzden her sene azalttık; artık neredeyse
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,3bin okunma
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2026 00:00
Palyaço Heinric Böll’ün en çok bilinen eseriymiş ne yazık ki ben yeni tanıştım. Nobel ödüllü yazarın okuduğum ilk kitabı. Kitabı çok sevdim ve yazarın bir çok kitabını da okuyacağım. Palyaço kitabını da daha iyi anlamak için de Kayıp Babanın İzindeHeinrich Böll'ün "Palyaço" Adlı Yapıtında Geçmişle Hesaplaşma kitabını aldım. Yazar ve eserleriyle ilgili de YouTube’a uzun bir video gelecek. Şimdi bu kitabı genel hatlarıyla konuşalım. Heinrich Böll’ün Palyaço adlı romanı, savaş sonrası Alman toplumunun ahlaki, dinsel ve ideolojik yapısını, toplumdan dışlanmış bir palyaçonun gözünden anlatan çarpıcı bir birey–toplum eleştirisidir. Roman, profesyonel bir pandomim sanatçısı olan Hans Schnier’in Bonn’daki evinde geçen birkaç saatlik bir zaman dilimini kapsar; ancak bu dar zaman aralığı, anlatıcının sürekli geri dönüşlerle geçmişi hatırlaması sayesinde geniş bir toplumsal ve psikolojik panoramaya dönüşür. Böll, bu yapısıyla bireyin iç dünyası ile toplumun kolektif belleğini iç içe geçirir. Heinrich Böll’ün Palyaço adlı romanı, savaş sonrası Alman toplumunun ahlaki, dinsel ve ideolojik yapısını, toplumdan dışlanmış bir palyaçonun gözünden anlatan çarpıcı bir birey–toplum eleştirisidir. Roman, profesyonel bir pandomim sanatçısı olan Hans Schnier’in Bonn’daki evinde geçen birkaç saatlik bir zaman dilimini kapsar; ancak bu dar zaman aralığı, anlatıcının sürekli geri dönüşlerle geçmişi hatırlaması sayesinde geniş bir toplumsal ve psikolojik panoramaya dönüşür. Böll, bu yapısıyla bireyin iç dünyası ile toplumun kolektif belleğini iç içe geçirir. Schnier, yaşadığı hayal kırıklıkları sonucunda alkol bağımlılığına sürüklenmiş, mesleğini icra edemez hale gelmiş ve maddi olarak da dibe vurmuştur. Roman boyunca eski dostlarını, ailesini ve tanıdıklarını telefonla arayarak hem Marie’ye
PalyaçoHeinrich Böll · Can Yayınları · 20191,905 okunma
Reklam
Puan vermedi·84 syf.·
2025 52. kitabı
İlk modern hikayemiz sayılan Küçük Şeyler yedi küçük hikayeden oluşuyor. Durum hikayeciliğine (Çehov tarzı hikayeye) örnek gösterilecek kitapta hayatın belli noktalarına odaklanılıyor: okumuş/okuyan biri olmak, düşüncelerin kırıcı şekilde yanlış çıkması, belirsiz yaşamın zorluğu/planlı-düzenli yaşamın önemi, doğaya değer biçmek, çoğu aşkın/sevginin çıkara dayanması vs... En güzel hikaye en sonda yer alıyor. "Pandomim" adlı hikaye, palyaçonun, sevdiği kızla kocasını eğlendirmesine odaklanıyor. Sonunu söyleyerek bu buruk hikayeyi berbat etmek istemem. Sevdaların karşılıksız olması veya yarım kalması ne acı değil mi? İnsan "neden böyle bir şey var?" diye sormadan edemiyor. Bence "acı"yı yaratmak da acıya aracı/neden olmak da zalimliktir; zalimlik ister "yaratıcı" ister "aracı insan" eliyle olsun, buna hangi varlığın neden olduğunun önemi yoktur denilebilir mi? * Bağımsız yaşam, kafi karar ve para ile olur. * Bak, kalbinin kırıldığı, gözyaşları içinde boğulduğu şu ümitsizlik ve gücenmişlik anında herkes kahkahalarla gülüyor. *...bir ev, bir aşk yuvası yapacak; eşi için bin türlü çiçekler içinde kameriyeler, kuşların minberleri olan ağaçlar arasında bahçeler kuracak; kendisi bir yana çekilerek tabiatın güzelliklerinin hepsinden daha da güzel olan sevgilisinin can çekişen kalbe yaşam veren kahkahalarını dinleyecek; bahar, yüz görümlüğü olarak eşine en güzel çiçeklerini, saz ve söz olarak kuşlar en yüce ve ruh açan şarkılarını takdim edecek.
Küçük ŞeylerSamipaşazade Sezai · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,3bin okunma
9/10
·84 syf.··
Beğendi
·
2025 85. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2025 21:32
Merhaba sevgili okur, “Küçük Şeyler” gerçekten de küçük şeylerin hikayelerinden oluşuyor. Görülmeyen, duyulmayan, fark edilmeyen insanların minik hikayeleri. Zaten yazarın da amacı bu. Samipaşazade Sezai şöyle söyler: “Dünyada bir zerre yoktur ki güzel yazılmak suretiyle önemli bir konu olarak kabul edilmesin. Güneş sisteminin özelliklerini anlatmakla, mikroskobik bir böceğin kalbini incelemek edebiyatça denktir. En ayrıntılı, en mükemmel kitaplarda bazı küçük şeyler eksiktir ki, o küçük şeylerin edebiyat açısından önemi pek büyüktür.” Aslında bu kadar küçük öykülerden bahsetmek pek doğru değil ama kısaca değineyim. * Bu Büyük Adam Kimdir?: Görünenle gerçeğin farkının hikayesi. * Hiç: Gençliğin ışıltısıyla parlayan nir tebessüme buruluşun ve hayal kırıklığının hikayesi. * Kediler: Kedi kadar değeri olmayan bir adamın hikayesi. * İki Yüz Elli Kuruşa Bir Asır: Koca bir asırın, sadece ikiyüz elli kuruşa, bir oduncuya satılmasının hikayesi. * Düğün: İnsanın boğazını düğüm düğüm eden, etkileyici bir iki kadın bir gamsı adam hikayesi. * Bir Kitabe-i Seng-i Mezar(Bir Mezartaşı Yazıtı): Evet, mezar taşı yazısından oluşan bir hikaye. * Arlezyalı: Alphonse Daudet'nin "L'Arlésienne" adlı hikâyesinin çevirisi. * Pandomima: İnsanları güldüren pandomim sanatçısı Paskal’ın hikayesi. Aşkın izlerini saklamaya çalışan hisli bir insan. Herkesi güldürürken içinde fırtınalar kopar. Herkesi güldürenin kendine hayrı olmaz zaten. Batılı anlamda ilk hikaye denemelerinden olmasına rağmen ben çok beğendim, etkilendim. Yazarın gençler ve gençliği solan insanlar için yazılmış hikayeleri çok etkileyiciydi. Benim en sevdiğim öykü “Pandomima” oldu. “Kediler” de eğlenceli görünen ama üzücü bir hikaye. Tavsiye ederim efenim.
Küçük ŞeylerSamipaşazade Sezai · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,3bin okunma
Varoluşsal Bekleyişin Trajikomik Aynası
9/10
·124 syf.··
Beğendi
·
2025 13. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2025 15:23
Giriş: Samuel Beckett, 20. yüzyıl edebiyat ve tiyatro sahnesinin en belirleyici figürlerinden biri olarak kabul edilir. Eserlerinin çoğunu hem Fransızca hem de İngilizce kaleme alıp bizzat diğer dile çevirmesi, onun edebi ustalığının ve dil üzerindeki hakimiyetinin bir göstergesidir. Beckett'ın en bilinen ve dünya çapında ün kazanan eseri, orijinal adı "En attendant Godot" olan "Godot'u Beklerken" adlı oyunudur. İlk kez 1952 yılında yayımlanan ve 1953'te Paris'te sahnelenen bu eser, avangard niteliğine rağmen hızla klasikleşmiş ve Beckett'a 1969 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü getirmiştir. Oyun, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin derin buhranının ve umutsuzluğunun sanatsal bir dışavurumu olarak ortaya çıkmıştır. Bu yıkıcı savaşın ardından bireyin varoluşsal sorgulamaları ön plana çıkmış, yaşamın anlamı, ölüm ve özgürlük gibi temalarla ilgilenen Varoluşçuluk felsefesi ile insanın varoluşsal uyumsuzluğunu sahneleyen Absürt Tiyatro akımı popülerlik kazanmıştır. Beckett'ın eseri, absürt tiyatronun kurucu ve en tipik örneği olarak kabul edilir; insan varlığının ve yaşamın anlamsızlığının derinlemesine incelendiği bir platform sunar. Bu durum, "Godot'u Beklerken"in sadece soyut bir felsefi metin olmadığını, aynı zamanda insanlık tarihinin en yıkıcı dönemlerinden birinin sanatsal bir yansıması olduğunu göstermektedir. Savaşın getirdiği yıkım, anlamsızlık hissi ve geleceğe dair belirsizlik, eserin ana temalarını, yani bekleyişi, eylemsizliği ve anlam arayışını doğrudan beslemiştir. Oyun, bu kolektif travmanın birey üzerindeki yansımalarını sahneleyerek, dönemin ruhunu yansıtan ve evrensel insanlık durumuna dair derin sorular soran bir ayna görevi görür. Beckett'ın kendi ifadesiyle "iki perdelik bir trajik fars" olarak nitelendirdiği "Godot'u Beklerken" , vodvil, sirk ve
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınevi · 200010bin okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2025 15. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2025 23:44
Patrick Süskind diyince, tabiki “Koku” geliyor akla. Güvercin, Koku’nun tersine daha durağan bir kitap. Tek düze yaşamı olan banka bekçisi Noel’in, kiraladığı otelde bir güvercinle karşılaşmasıyla bütün travmalarının ve kaygılarının gün yüzüne çıkmasını konu alıyor. Bazı bölümler komik bir pandomim gibi canlandı gözümde fakat konu oldukça trajikomik İki saatte bitti gitti
GüvercinPatrick Süskind · CAN YAYINLARI · 20212,702 okunma
Reklam
Reklam