Russell'ınkine benzeyen başka bir paradoks şöyledir: "Bir köyün berberi, yalnızca kendileri
tıraş olmayan adamları tıraş eder.” Yani bu berber kendisi tıraş oluyorsa, kendisini tıraş edemez. Bu çelişkiyi çözmek aslında gayet basit: "Böyle bir berber olamaz” deyip işin içinden çıkabiliriz. Ama Frege'nin kümeleri için böyle basit bir çıkış yolu yoktur.
Bize benzeyenle mi daha uyumlu oluruz yoksa zıttımızla mı? Bu soru o kadar zordur ki her şeye bir cümle kurmuş olan atalarımızın bile kafasını karıştırmıştır.Mesela bir grup ataya göre uyum bir elmanın iki yarısı olmak şeklinde ifade edilir.Karşıt görüşlü atalar ise tam aksine zıt kutupların birbirini çektiği inancına sahiptir.Bu durumda hangi ataya inanmamız gerekir? Yoksa bu paradoks tümüyle kişiye özgü bir mesele midir?
Küçük insanlar, sıradan beyinlerle çevreledim kendimi. Kendi dehamı fütursuzca harcadım, sonsuz bir gençliği boşa harcamak tuhaf bir zevk verdi bana. Tepelerde olmaktan sıkılıp yeni heyecanlar peşinde, bile isteye, en derin çukurlara indim. Düşünce alanında paradoks benim için neyse tutku alanında da sapkınlık oydu. Sonunda arzu bir hastalığa, bir çılgınlığa, belki her ikisine birden dönüştü. Başkalarının yaşamına aldırmaz oldum. Keyfimin istediği yerde gönlümü eğlendirdim, sonra yürüyüp gittim. Sıradan bir gün içinde yapılan her küçük hareketin kişiliği oluşturduğunu ya da çökerttiğini, bu nedenle de insanın gizli odasında yaptıklarını bir gün çatılara çıkıp haykırmak zorunda olduğunu unuttum. "Kendimin efendisi" olmaktan çıktım. Artık "ruhumun reisi" değildim; üstelik bundan habersizdim.