Çıkış Yok'tan Octavio Paz'a: Araftaki Paradoks
Puan vermedi
Sartre'ın çıkış yok adlı oyununun meşhur repliği: “L’enfer, c’est les autres.” “Cehennem başkalarıdır." İnsan, kendini çoğu zaman başkalarının gözünden tanımlar, <bazen bir özne olmaktan çıkıp bir nesneye dönüşür> başkasının yargısı, beklentisi ve bakışı, benliğin etrafına görünmez duvarlar örer. Bu yüzden ilişki, yalnızca bir temas değil, aynı zamanda bir sınır deneyimidir ki kişiyi bazen sıkıştırır ve bu sosyal ilişki bazen özgürlüğü daraltan bir “cehennem” gibi hissedilir. Öyledir. Belki de mesele “başkası” değil, başkasının bizi nasıl gördüğüdür. Çünkü aynı bakış, hem kurucu hem yıkıcı olabilir. Bu noktada paradoks kaçınılmazdır: Cehennem başkalarıysa, cennet de başkalarıdır. Hayat, başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerin içinde şekillenir; iyi ya da kötü diye adlandırdığımız her şey, bu temasın içinden doğar. İnsan, ilişkilerden bağımsız bir varlık değildir; onlarla birlikte biçim alır. Octavio Paz ise "ben'i" bambaşka bir yerden okur, bir şiirinde: Biziz ötekiler, ben kendimden başka biriyim, davranışlarım bana daha çok benziyor başkaları gibi davranırken, kendim olmak için başka biri olmalıyım, bırak kendini, başkalarında ara kimliğini, başkaları da yok eğer ben yoksam, başkalarıdır veren bana varlığımı, ben kendim değilim, ben diye bir şey yok, hep biz varız, yaşam başka biridir, cennet başka biridir, senin ve benim ötemde.
İnceleme
Gizli OturumJean-Paul Sartre · Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları · 1950584 okunma
Həqiqətin "qəddarlığı" və onun ilkin dəyişimi.
Puan vermedi·88 syf.·
2026 42. kitabı
Həqiqətin paradoksundan çıxış ederək onun həll yoluna qarşı yaranmış vəziyyətlər silsiləsi. Yazıçı bu kitabında “qəddarlığı” sadist bir hərəkət kimi deyil, reallığın ən çılpaq və dəyişməz forması kimi müəyyən edir. Həyatın ən adi həqiqətləri belə, insanın rahatlıq zonasını pozduğu üçün bu prinsip altında qəbul edilir. İnsanın elə bir zaman dönümü olur ki, bəzən həmin "qəddarlıq" stiuasiyasından kənara çıxmadan həyatın mənasını dərk edir və ondan nəticə çıxarır. Bəzən isə belə bir nəticəni əldə etməyən insanlar vardır. Bu araşdırmada Clement Rosset, insanların həqiqətə göz yummağını və onunla üzləşməkdənsə, təsəlliverici yalanlara əl atmağı üstün tutduqlarını tənqid edir. Baxın, həmin o "qəddarlıq" stiuasiyasını özünə bəraət qazandıranların paradoksu tam şəkildə elə budur. Kitabın ilk girişində həmin bu mövzuya uyğun belə bir sitat verilmişdir; "Hakikatin zalimliğini, ger­çeğin pürüzlerini gidermeyi amaçlayan her şeyin kaçınıl­maz sonu; nedenlerin en muhteremi olarak girişimlerin en dâhiyane olanının saygınlığını yitirmesidir." səh.7 Bu fəlsəfi kitabı mən, Sigmund Freud-in Uygarlığın Huzursuzluğu əsərinə çox bənzətdim. Orada isə əksinə olaraq, ümitsizliyin paradoksu öz əksini tapır. Bir çox filozoflardan sitatlar gətirilən bu kitabda ən çox Paul Valery -nin sitatını bəyəndim, deyir ki; "Ruhumdan bir idol yarattığımı itiraf edi­yorum, lâkin başka bir idole hiç rastlamadım.” səh.40 Qısa amma dərin fəlsəfi mahiyyətini qoruyan bir kitabdır. Oxumanızı tövsiyyə edirəm.
Düşünce
Zalimlik İlkesiClement Rosset · Pinhan Yayıncılık · 201235 okunma
Reklam
8/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2026 72. kitabı
Roman, bir taşra kasabasındaki hastanede geçiyor. Başhekim Yefimıç Ragin; kasabanın bunaltıcı ortamından, cehaletten ve hastanenin imkânsızlıklarından bunalmış, kendisini aydın gören bir kişidir. Kasabanın, hastanenin ve orada yaşayan insanların sorunlarının farkındadır; ancak değişim için hiçbir girişimde bulunmaz. Bana göre 'aydınlar topluma yol göstermelidir' fikri, kitabın temelidir. Hastanede akıl hastası olarak yatan ancak aslında akli dengesi yerinde olan İvan Dmitriç Gromov ise; toplumdaki adaletsizliği, ikiyüzlülüğü ve acıyı, herkesin normal kabul ettiğini kabullenemeyen biridir. Sistemin içinde var olamadığı için delilik adı altında toplumun dışına atılmıştır. İkili arasında geçen konuşmalar iki felsefenin çarpışmasıdır: Kabullenme ve gerçeklik. Ragin, sistemin bozuk olduğunu fark edip eleştirmeye başladığı anda deli damgası yer ve toplum dışına, yani kendi hastanesinin koğuşuna akıl hastası olarak atılır. Okuması biraz zorlayıcı; ben ikinci bir kitap okurken ara vererek okudum. Yazar, sonunda içinden çıkılmaz bir paradoks ile okuyucuları baş başa bırakıyor: Bence temel soru şu; aydınlar, sonunda ceza veya dışlanma olan böyle bir yapıya karşı nasıl mücadele edebilir?
1000Kitap
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,2bin okunma
Dünyayı Kuran Beyin
9/10
·351 syf.··
Beğendi
·
2026 76. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 08:30
“Dünyanın yapılandırılması ve kurulması muazzam bir iştir, bunu her gün binlerce kez bilinçdışında yaptığımız için ne yaptığımızın farkında bile olmayız.” (s. 155) Oliver Sacks kitaplarının beni en çok etkileyen yanı, nörolojik vakaları anlatırken aslında insanın dünyayı nasıl kurduğunu sorgulaması oluyor. Bu kitapta renkleri kaybeden bir ressamın, hafızası zamanın bir noktasında donup kalan bir adamın, sonradan görmeyi öğrenmek zorunda kalan Virgil’in, Tourette sendromlu bir cerrahın ve otistik savantların hikâyeleri yer alıyor. İlk bakışta birbirinden çok farklı görünen bu vakalar, sonunda aynı noktada birleşiyor. Beyin dünyayı algılarken belirli ölçüde onu yeniden kurar. Bu fikir özellikle Jonathan I. vakasında belirginleşiyor. Renkleri kaybeden ressamın hikâyesinde Sacks, algının ne olduğu sorusunu da düşündürüyor. Bu bölümleri okurken sık sık Steven Pinker çağrışımları uyandı. Pinker dilin ve zihnin dünyayı doğrudan almadığını, onu kategoriler aracılığıyla işlediğini söyler. Johann Wolfgang Von Goethe ise renklerin yalnızca fiziksel bir olgu olmayıp deneyimin ürünü olduğunu düşünür. Sacks ise küçük bir beyin hasarının bütün gerçeklik deneyimini değiştirebildiğini gösterir. Üçü de farklı yerlerden aynı soruyu soruyor aslında: Gerçeklik nerede kurulur? “Rengi yapan şey, bizzat beyindi.” (s. 45) Bu cümle kitabın felsefi merkezlerinden biridir. Jonathan I. başlangıçta renkleri hatırlayabiliyor, onlar hakkında konuşabiliyordu fakat zamanla yalnızca renk görme yetisini değil renklerle ilgili zihinsel dünyasını da kaybetti. Renk, duyusal bir eksiklik olmaktan çıkıp hafızadan silinen bir deneyime dönüştü. Bu fikir beni özellikle etkiledi. Çünkü burada kaybolan şey bir duyudan ziyade o duyunun etrafında kurulmuş anlam dünyası gibi görünüyor. Hatta gördüğü renk gri bile değildir, kullandığımız
Felsefe
Mars'ta Bir AntropologOliver Sacks · İletişim Yayınları · 1997247 okunma
Paradoks Paradoks Paradokslar kafa bulandırır der Gencebay
Puan vermedi·168 syf.··
2026 14. kitabı
Bay Pond'un Paradoksları Valla hiçbir şey anlamadım. Paradoks zaten, kafa bulandırıyor. Suçlu falan var, abi ben 20 sezondur Arka Sokaklar izliyorum.
Bay Pond'un ParadokslarıG. K. Chesterton · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2023186 okunma
Albert Camus - Yabancı
Puan vermedi·110 syf.··
2026 1. kitabı
SENTEZ ENTELEKTÜEL OTURUM | HAZİRAN AYI İLK KİTABI (01-07)./06.2026 ​KİTAP KİMLİĞİ ​Kitap Adı: Yabancı ​Yazar: Albert Camus ​Tür: Kurgu (Roman) ​Sayfa Sayısı: 112 ​Odak Noktası: Absürdizm Varoluşçuluk, Bireysel Yabancılaşma ve Toplumsal İkiyüzlülük ​ ​Soru: Yazarın bu eserde inşa ettiği düşünce dünyası, bugünün modern insanı için bir "çözüm" mü sunuyor, yoksa sadece "sorunu" mu derinleştiriyor? ​ Cevap: Camus aslında sorunu derinleştirerek radikal bir çözümün kapısını aralıyor. Modern insan, toplumsal beklentilerin, dijital onaylanma arzularının ve yapay mutluluk illüzyonlarının arasında sıkışmış durumda. Meursault’nun hikayesi, bu yapaylığı ve hayatın anlam arayışını tamamen sıfırlayarak yüzümüze sert bir gerçeği çarpıyor: Hayatın önceden belirlenmiş hiçbir ilahi veya toplumsal anlamı yoktur. ​Bu ilk bakışta nihilizm (hiççilik) gibi görünüp sorunu derinleştirse de, aslında Camus’nün Absürd (Saçma) felsefesinin özüdür. Çözüm, bu anlamsızlığı kabul edip hayata karşı isyan etmektir. Kitabın sonunda Meursault’nun idam edilmeden hemen önce dünyanın o "tatlı kayıtsızlığına" kendini açması ve mutlu olduğunu fark etmesi modern insana şunu söyler: Gerçek özgürlük, sistemin dayattığı maskeleri fırlatıp atarak yaşamın saçmalığını kucaklamak ve her şeye rağmen dürüstçe yaşayabilmektir. Camus bize hazır bir reçete sunmaz, bizi özgürleştirecek olan o sarsıcı teşhisi koyar. PARADOKS SEANSI: FİKİR ÇARPIŞMASI ​ Vaka: Meursault’nun işlediği cinayet tamamen kaçınılmaz bir doğa olayının (güneşin ve sıcağın) getirdiği anlık bir cinnet halidir; dolayısıyla Meursault bir katil değil, trajik bir kurbandır. ​1. Savunma Hattı: Çoğunluğun aksine, bu iddiayı destekleyen en güçlü kanıt kitaptaki hangi olay veya cümledir? ​Kitaptan Kanıt: Romanın mahkeme sahnesinde Meursault'nun
1000Kitap
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,2bin okunma
Reklam
Reklam